Kuklacıyı vurmak

Kuklacıyı vurmak.

Dönemin CHP lideri Deniz Baykal'ın sağ koluydu. Sonra kasetçilerle bir oldu, Baykal'ı koltuğundan düşürdü; yerine göz koymuş olabilir, ama sonuçta Kemal Kılıçdaroğlu'na, daha doğrusu karanlıktaki bir ele çalıştı..

Siyasi kuklaların ne bir duruşları vardır, ne kendilerine ait bir sözleri, bir davranışları.. Görünmeyen, karanlıkta kalan bir el yönetir kuklaları. Önder Sav'ın hikayesi, kuklaya değil, kuklacıya bakmanın gerekliliğini çok iyi ortaya koyar..

O karanlıktaki el, yeni ses kayıtları ve videolarla hükümete saldırıyor. Yeni komplolarla, iktidarı ve milli iradeyi teslim almaya çalışıyor. Önder Sav psikolojisine düşünlerin, yeni siyasi kuklaların her gün bir kaçını görebiliyoruz, bu son dönemde. Hafızayı tazeleyip, Önder Sav zihniyetini ve o karanlık elin nasıl kukla oyunları yazıp sahnelediğini hatırlamak gerekiyor bu yüzden.

Önder Sav'ın unutulmayacak bir vukuatı vardır: Seçmen ziyaretlerinin birinde, gariban vatandaşlardan biri, hali hatırı sorulunca, "Hacca gideceğim, bir ayağım çukurda.." demişti.. Adama düzgünce cevap vermek yerine, hiç de ciddiye almadan, ağzının ucuyla, hatta küçümseyerek, ''Bakarsın Muhammed bırakmaz seni !'' deyivermişti Önder Sav, bir CHP'li politikacı refleksiyle.. Sav ağzında o yüzyıllık kokuşmuş laik sakızı geveleyivermişti. Belli ki Sav adamcağıza, yaşından dolayı Mekke ve Medine'de sıcağa dayanamayacağını ve orada öleceğini, haliyle buraya da gelemeyeceğini söylemeye çalışıyordu esprili bir dille. Aslında “Espri mahiyetinde söylemiştim..” lafını da anlıyordum. Buna bir dereceye kadar da onay verebilirdim; tamam ama oradaki vatandaşı küçümsemesini nasıl açıklayacak diye merak ettim, hiç üzerinde durulmadı. Bu ''Bakarsın Muhammed bırakmaz seni !'' sözünde söylenmemiş bir ''hazreti '' sıfatı var. Ayrıca CHP zihniyetine göre, hac ve umre ibadetini ifa etmek, Araplara oluk oluk para akıtmak demek. İttihat Terakki'den CHP'ye miras kalan pozitivist / laik zihniyetin bir yansımasıydı, bu söz ve davranış ve kuklacıya teslim olma noktasıydı.. İnanmıyorsa, hazreti sıfatını eklemek zorunda da değildi elbette; Muhammet, İsa, Musa diye (hepsine selam olsun) konuşabilirdi. Böyle konuşanlar ve yazanlar az değildi ülkemizde. İnanmadığı için '' hazreti '' sıfatını kullanmadığını söylese, o espriyi de gerçekten anlardım. Espri görüntüsü altında bir saldırıydı oysa bu. O karanlık ele, selam çakmış olmalı.

Kaset komplosunda Önder Sav'ın Deniz Baykal'ın yanından karşısına geçmesi kukla olduğunun göstergesiydi.. Bir iradesi yoktu onun, dolayısıyla sözü ve eylemi de olamazdı. Bugün de hem CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, hem de MHP lideri Devlet Bahçeli'nin kukla oldukları belli oluyor. Kılıçdaroğlu'nun o karanlık ele borcu çok büyük, çünkü, şimdi bulunduğu CHP liderliğine paraşütle indirildi. Kılıçdaroğlu, kukla.. Dün Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıklarını savunma görüntüsünü verebilmek için Silivri'de ağzından köpükler saçarak nasıl yargıyı acımasızca eleştiriyordu, bugün de yargının güvenlik görevlisi ilan ediyor kendini. Bir kukla olan Kılıçdaroğlu'nda, bu halk, doğruluk, dürüstlük, tutarlılık gibi erdemleri aramaz olalı az mı oldu? Bahçeli de yargı yüzünden kukla olduğunu aynı şekilde göstermeye devam ediyor; en son Erdoğan'ın rabia işaretini, “dört bakan çocuğu” anlamına geldiğini söyleyerek o karanlık ele selam çakarken belli etti.. O karanlık ele ipleriyle bağlı olduğunu gösteren söz ve davranışları az değil, anlatacağım tek tek.. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli kukla olduklarını saklama gereği bile duymuyorlar artık. Seçim kazanmayı, iktidara gelmeyi umuyorlar, kuklalıktan.. Oysa bu hesaplar ne kadar çok Bağdat'tan döndü..

Bu milletin ferasetini hiç hesaba katmıyorlar. Bu millet, her seçimde, kuklayı değil, kuklacıyı vuruyor, attığı oyla. Kendini gizlediğini sanan kuklacıyı bu millet yine alnının ortasından vurursa, hiç şaşmam vallahi.

Mustafa Yürekli
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız