İşleri güçleri film fırıldak, tezgâh

İşleri güçleri film fırıldak, tezgâh

Batı zihniyetini eksiksiz yansıtabilecek sıcak gündeme dair dört haber…

1-Aralarında ABD eski Ankara büyükelçileri Abramowitz ve Edelman ile senatör, milletvekilleri ve ulusal güvenlik uzmanlarının da bulunduğu 84 kişinin Obama’ya bir şikayet mektubu yazdıkları ortaya çıktı. Mektupta “Erdoğan’ın davranış tarzının, Türkiye’deki mükemmel olmayan demokrasinin bir otokrasiye çevrilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığı” iddia ediliyor.

2- ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf, Türkiye’deki internet düzenlemesine ilişkin kendisine yöneltilen soruya verdiği cevapta, “Bu yasa, ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü ve internet üzerinden bilgiye erişimi sınırlandırıcı potansiyele sahip. AGİT’in daha önce yaptığı açıklamalara katılıyor ve yasasının kabul edilmiş olmasından kaygı duyuyoruz. Biz Türkiye’den, daha önce de birkaç kez belirttiğim gibi, temel ifade özgürlükleri ile özgür ve bağımsız medyayı savunmasını bekliyoruz” diyor.

3- İsrail tarafından uluslar arası sularda 19 yaşında şehit edilen Furkan’ın babası Ahmet Doğan ABD’ye seyahatinde verdiği mektuba, Obama’dan cevap geldiğini açıkladı.

Doğan mektupta, “Olayın okyanus ötesinde olması gerekçe gösterilerek, ABD tarafından soruşturma açılamadığının yazıldığını” söyledi.

4- Almanya Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) Federal Meclis Grubu Avrupa Politikaları Sözcüsü Michael Stübgen yaptığı açıklamada, "Türk yetkililere sosyal medya ve hükümet muhaliflerinin internet sayfalarını kapatma imkanı tanıyan yasanın, Gül'ün belirttiği üzere şartlı olarak imzalanmış ve yeni düzenlemelerle iyileştirilmesi planlanmış olsa da kabul edilemez olduğunu" savunuyor.

Bununla da yetinmeyen Stübgen, "İfade özgürlüğü gibi Avrupa Birliği sözleşmelerinin en önemli demokratik haklarından birini ihlal edenlerin Avrupa Birliği üyesi olamayacağını, Avrupa Birliği'nin artık harekete geçmesini, AB üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını” istiyor.

Analize son haberden başlayalım. Ama peşinen söyleyeyim. Batı bize asla örnek olamaz. Bataklıkta debelenen Batı’dan alacağımız hiçbir ders yoktur.

Eğer adalet ve medeniyet timsali görmek istiyorsak Hz. Ömer’e bakmamız, Nizamülmülk’e bakmamız, hiçbir din, dil, ırk, renk, meşrep ve mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm insanlığa adalet dağıtan Fatih Sultan Mehmet’e bakmamız yeterlidir.

Stübgen’in ise önce dönüp kendi ülkesine, aynaya bakması lazım. Hali hazırdaki mevcut yasalarını bir başka yazıda ele alacağım lakin Almanya geçmişinden tek bir örnek vermek yeterlidir herhalde.

Medya özgürlüğünden bahseden Stübgen’in ülkesinde, Avrupa’nın göbeğinde mahkeme kararı olmaksızın İçişleri Bakanı tasarrufuyla 10 bin tiraja sahip bir gazete kapatılmıştır.

2005’te Vakit gazetesinin Almanya baskısının, Federal İçişleri Bakanı Otto Schily tarafından kapatılması ve yayıncı şirketin mal varlığına sorgusuz sualsiz el konulmasından söz ediyorum.

Ama bugün bakıyorsunuz, Alman medya devi Axel Springer’le ortaklığı bulunan ve bu durumu en iyi bilmesi gerekenler Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü yıpratmak için seferber olmuş vaziyetteler.

Peki Gül, “İnternet Yasası”nı veto etseydi ne diyecektiniz, hangi objektif değerlendirmeleri yapacaktınız?

Kendi ülkenizin hayrına mı yorumlar yapacaktınız yoksa siyasi hesaplarla, “Gül demokrat, Erdoğan despot” güzellemeleri mi döktürecektiniz?

Biraz samimiyet, biraz insaf lütfen…

Cumhurbaşkanı Gül’deki hukuk anlayışının, tarafsızlığın, şeffaflığın ne kadarını görüyorsunuz batılılarda?

Gül’ün halkla, STK’larla, iç içe oluşunu, herkese eşit mesafede durma, bütün kesimlerin cumhurbaşkanı olma yönündeki gayretini, Hükümete kaygılarını ve itirazını ileten bir istişare mekanizması oluşturmasını bir günde nasıl unuttunuz, yok saydınız?

Çok merak ediyorum. Ne zaman vazgeçeceksiniz bu aşağılık kompleksinden, doyumsuzluktan, kendi küçük çıkarlarınız için ülkenin büyük menfaatlerini peşkeş çekmekten, bu sefil durumdan?

Batı’nın demokratlığı da, özgürlükçülüğü de sadece kendine.

ABD için İsrail’in menfaatlerinin başladığı yer adaletin de, insan haklarının da, demokrasinin de bittiği yerdir.

Bu bakımdan AB Bakanı Çavuşoğlu’nun, ABD sözcüsü Marie Harf’e anladığı dilden verdiği cevap son derece önemli: “Bize en son akıl verecek ülke ABD’dir”. Gerçekten de öyle… ABD’deki hukuksuzluk ve kısıtlamaları yazmaya kalksak ansiklopedilere sığmaz. Marie’nin kendi ülkesindeki bankalarda dahi hurriyet.com.tr’ye erişim engellenmiştir. Varın gerisini siz hesap edin.

Obama’nın “Furkan” cevabına gelince…

ABD’nin buradaki tutumu bir kez daha turnusol vazifesi gördü.

Aynı zamanda ABD vatandaşı olan Furkan’ın katledilme olayına “okyanus ötesi” gerekçesi gösterilmesi “komik ötesi” bir durumdur…

Peki Afganistan, Irak, Libya “okyanus ötesi” değil miydi?

Bu topraklar hangi gerekçeyle işgal edildi, yağmalandı, milyonlarca insan hangi hukuka dayanılarak katledildi?

Eğer Furkan Müslüman ve işin içinde İsrail olmasaydı yine aynı gerekçeyi sunabilir miydi Obama?

İşte bu kadar batı adaleti, batı ahlakı…

İşleri güçleri tezgah, film fırıldak…

Dertleri ise Başbakan Erdoğan ve Türkiye…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız