Önemli olan kukla değil, kuklacıdır, ancak

Önemli olan kukla değil, kuklacıdır, ancak?

Eskiden, kuklacı denince, halkı eğlendiren, ibretli bir tuluat sahnesi akla gelirdi. Günümüz kuklacıları, çıkarları uğruna dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen, derin bir yapıdır. Sömürmek istedikleri ülkeleri, milletine yabancılaşmış, çıkarından başka bir değer tanımayan, hayalini hakikat zannedecek derecede budasla evlatlarını, kendi milletiyle savaştırıp, kendi ülkesini işgal ettirip, komut yetkisini elinde tutan cingözdür.

Daha iyisini yapacaklarmış? Düşmanla anlaşıp, milletiyle savaşarak, millete hizmet mi olur? Be budala! İşte Esat! Rusya ve İran güdümünde halkı öldürüyor, ülkeyi yakıp yıkıyor. Bu mu hizmet! Mısır’da Sisi? Aynı ahmaklık? Esat’tan ne farkı var? Ekonomiden, sosyal ve siyasi hayata kadar her değeri tahrip ediyor, milleti borçlandırıyor. Bu derin ve karanlık yapı, bütün dünyada aynı. Tek farkı, renkleri. Çünkü, kuklacı, aynı kuklacı. Darbeci ve darbe sevenler, milletine değil, kendilerine güç vereceğini ümit ettikleri güç odaklarına hizmet ederler. Tanklarının tamirini kendileri yapabilecekken, millet kesesinden ulufe dağıtarak yeni tank fiyatından fazla paraya tamir ettirirler.

Kuklacı fitne, hem derinde, hem de her kalıba girdiğinden, yalnız tipine değil, ruhuna da bakmak gerekir. Öfkeden şaşırmazsa, dikkat etmeden farkedilmez. Örneğin, dikkatsizlik, başörtüsü yasağını, senelerce ihtiyaç zannettirdi. Oysa Fransa masonları, “Halkın %80 istese de önemi yok, serbest bırakmayın” diye Türk locasına emrini, ilk defa açıktan yapınca netleşmedi mi? Kuklacı, girdiği, dostlar edindiği ülkeleri, kolay bırakmak istemiyor. Parti kapatmaktan, Merhum Turgut Özal ve Bülent Ecevit’in ölümüne, “Başörtülü Çankaya’ya çıkamaz!” kalkışmasına kadar, birçok olayda kuklacı emri vardır.

Konuya ışık tutacak tarihi bir hatıra: Başbakan eski yardımcılarından merhum Sadi Koçaş, ağır bir trafik kazası geçirmişti. Ben bakandım. Hastahanede ziyaret etmiş, “Yapabileceğim bir hizmet olup olmadığını” rica etmiştim. Bundan, ülke meselelerini konuşan samimi bir arkadaşlık doğdu. 12 Eylül darbesinden 10-12 gün önce, evine davet etti. Konu, “En kötü sivil idare, en iyi askeri idareden iyidir. Cumhurbaşkanı, bir an önce seçilmeli” oldu. Ve bunu, 1960 ihtilalinin kurmaylarından biri olarak söylüyordu. Konuşmalarımızı, Sayın Erbakan’a anlatmak üzere izin aldım. Başkanla konuştuk. Netice, Sayın Turan Güneş’le, Salı akşam evinde randevulaştık. Turan Bey, “Cumhurbaşkanı, sanayi ve 163. Madde zulmünün kaldırılmasına destek versin; bir de Hacı Bayram camisinde milletle beraber olsun. İlk ikisinde yüzde yüz beraberim. Üçüncüde ipi kopar. Bir seçim daha sabır. Şimdi diyeceksin ki, “Ben de senin kadar bilirim”. Haklısın. Ama benim de yanıldığım oldu. Ben, bir iki seçim daha, kırmızı plakalı araba, cami önünde duramaz diyordum. Siz sekizini, sıraya dizdiniz. Bir şey olmadı. Ben yanıldım. Burda da siz yanılıyorsunuz” dedi. Saat bire doğru, kendi hesabıma Cumhurbaşkanımız olarak tebrik edip ayrıldım. Necmeddin bey, “Önergeyi Pazartesi günü vermek üzere hazırlık yapalım” dedi. Cuma gecesi, 12 Eylül darbesi oldu. TBMM, darbe karargahı oldu.

Bazı partiler, insanlık vicdanının lanetlediği Esat ve Sisi gibi zalimlere aşık gibi gayretteler. Yetmedi. Bir de, kanserli hücre gibi, kendi bünyesini tahrip eden bürokratlar zuhur etti? MİT’le, Başbakanla uğraşıyor, aşağı inmiyorlar? Akılsızlık mı, yoksa, bu gayretler, derin güçlere, komşuda staj yapık. “Kukla ehliyetimiz var” mesajı mı veriyor?

Teröristin, dağdan inmesi, dağa çıkmasından zordur. Sağlam iplerle dış kuklacıya bağlı darbecinin, gitmesi, gelmesinden bin defa zordur. Dert, kendi gelir. Kurtulmak, öyle kolay değildir. “Yıkmak insanlara, yapmak gibi kıymet mi verir; / Onu en çulpa adamlar da emin ol becerir.”

Bundan sonra Esat, Rusya ve İran’dan, onlar, kendini, çöplüğe atıncaya kadar izin alamaz. Güç, sömürge valisinde değil, sömürgecide; ipin ucu kuklada değil, kuklacıdadır. Halk, kendi getirdiğini korursa, kendi götürür. Fitne savaşlarıyla gelen, savaşsız gitmiyor. Seçimle gelene, varsa hesabı sorulur. Bu güne kadar, hesap sorulabilmiş bir sömürgeci yoktur. Halk, “Gitti. Kurtulduk” sözünü dahi, açıktan söyleyememiştir.

Milletçe, yıllardan beri büyük gayret ve fedakarlıklarla, kuklacının iplerini birer birer, kansız kavgasız çözüyorduk ki, arkası arkasına taarruza geçtiler. Allah’ın izni, yardımı, milletçe birlik ve gayretle bunlar da aşılacak ve her zafer, inşaallah, Allah’ın yeni rahmetleriyle taçlanacaktır.
Hasan Aksay
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız