Gülenciler nasıl gözü kara fanatiklere dönüşüyorlar

Gülenciler nasıl gözü kara fanatiklere dönüşüyorlar?

Gülen cemaatinin üyeleri nasıl gözü kara fanatiklere dönüşüyorlar? İşte cevabı...

Neocon-İsrail kirli ittifakının müttefiki olarak şimdilerde Yeni Türkiye’nin kalbine saldıran, ülkeye haftalardır kan kaybettiren, ekonomik zarara uğratan, yargı ve emniyet bürokrasisini karıştıran, ülkenin dünyadaki imajına zarar veren, ABD-İsrail-AB muhibbi, kendi ülkesinin başbakanına beddua eden, Firavun, Nemrut diyen, yalakalarıyla konuşurken Sn. Başbakan’a ünvanını bile fazla gören, “Kenan Evren’e laf söyleyenin burnunu kırarım” sözünün sahibi, Çevik Bir’e yazdığı mektupta temennalar ederek okulların anahtarı teslime hazır olduğunu beyan eden, takiyyecilikte sınır tanımayan, sözümona dünyayla ilgisi olmayan bir derviş imajı çizmesine rağmen Koç’larla, Ciner’lerle, Sabancı’larla Uganda’lardaki altın ve rafineri işlerine ilişkin emirler veren, gençlik yıllarında Özel Harpçilerle ilişkisini Küçük Dünyam’da bizatihi kendisi itiraf eden bir tuhaf âdem Fethullah Gülen…

Peki bu tuhaf adem nasıl oluyor da, yüzbinlerce kişiyi robot haline getirebiliyor, beynine hükmedebiliyor, kendisinin gözükara birer fanatiği haline getirebiliyor?

Ülkesinin başbakanı ve seçilmiş iktidarına sürekli hakaretler yağdıran bu “Mehdi, Mesih, Velâyet-i Kübrâ sahibi”, bilmiyor mu ki, Hak dostları değil Müslüman-mütedeyyin yöneticilere, sineğe böceğe, taşa toprağa bile hakaret kasdıyla bakılmaz. Hele ülkesine adeta savaş açarcasına, beyinlerini esir aldığı yargıçları, emniyetçileri, bankacıları, hülasa bürokratları, işadamları vesair bağlılarını kışkırtmaz. Seçilmiş iktidarı darbeyle alaşağı etmek bir yana onun hatalarını kavl-i leyyinle hatırlatmak dışında asla bir isyana, bir karışıklığa, bir kaosa yeltenmez. Hak dostları, herşeyin Hak’tan olduğunu bilir, görür ve zevkederler. Devletine, milletine karşı suikast planlarının içinde yer almazlar.

Bu İsrail-Neocon muhibbi Muhterem bunca varlığı, bu hormonlaşmış cemaati nasıl toplayabiliyor?

İşin ehli diyor ki, bu iş ancak, dinimizde hele hele Hak dostlarının, Hakikat ehli kimselerin asla yeltenmeyeceği bir manevî kural ihlaliyle olur : Hüddam kullanma.

Hüddam, hizmetçi demektir.

Bir tür ifrittir.

Kur’an’da Süleyman Peygamber’in kıssasında bahsi geçmektedir.

Bu, daha çok ayet/surelerin ve Esma-yı Hüsna’ların tasarrufunu elde etmekle sağlanan, aşırı bir manevî güç ve kudrettir.

Bundan gerçek Hak dostları uzak durur.

Manevî bir tasarruf elde etse de asla onu kullanmaz, sıradan bir insanmış gibi, mütevazi bir biçimde yaşar, adetullaha riayet eder.

Ülkesine adeta savaş açan bu muhterem Hüddam kullanıyor ve Evrad’ındaki Hüddam dualarıyla da, her gün evradını düzenli okuyan bağlılarını uyuşturmayı, beyinlerine hükmetmeyi sürdürüyor.

Yoksa olup bitenlere bakan bir akl-ı selim sahibi kişi bu yanlışta bir an bile durmaz, döner.

Bu muhteremin kullandığı Hüddam hayli güçlü.

O’nunla fırıldağı çeviriyor.

Fakat biliyor bilmiyor, sonunda o kullandığı Hüddam onun azraili olur.

Boğarak, kan işeterek öldürür.

Beynini sulandırır, akli melekelerini, muhakemesini boşar.

Bu, adetullaha, Hakk’ın emirlerine, Kur’an’ın şeriatına aykırıdır.

Bu, Hakikat ehli olmayan şikecilerin şiarıdır.

Bu türden ruhsatsız işyeri çalıştıran bir çok muhterem gelip geçmiştir dünyamızdan.

Hepsinin de akıbeti kötü olmuştur.

Hele hele beddua eden, hakaret eden, saltanat iddiasında bulunan, devleti ele geçirme planlarıyla yanıp yakılan, değil ülkesini hatta dünyayı yönetmeye, yönlendirmeye tâlip olan bu muhteremin haktan hakikatten zerre miskal nasibi olmadığı aşikardır…

(Hüddam’la ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için notlar :

Hüddam Nedir?

Ayetlerin okunmasıyla elde edilen güçle kişiye yardımına gelen hizmetçi konumundadırlar. Cinlerden daha üstün yetenekleri vardır. Buna sahip olan dinine ve genel ahlak kuralları içerisinde hareket etmesiyle Cenabı Hak tarafından ona verilen bir hediyedir. Her hangi bir yanlış hareket sonucunda kişinin gerekli öz veriyi göstermediğinden dolayı, bütün yetkiler alınarak kişi yalnız bırakılır. Bir daha da bu gücü elde etme şansı azalır. Müslüman ve inançlı olurlar.

Temel olarak zaman ve mekan kavramları olmayan, istediği şekle girebilen, ışık hızında veya daha fazla güçle hareket edebilen, yerçekiminin etkisinde kalmadıklarından dolayı boşlukta hareket edebilen, beslenme alışkanlıkları bizden daha farklı olan, bedensiz varlıklar diyebiliriz.

Hüddam Edinmenin Yollar

1- Kuranı Kerim’in tamamını ya da belli sure yada ayetlerini vird edinerek (sürekli ve düzenli şekilde okuyarak) o surelerin hadimlerinin yardımı sağlanır. Bir insan bir ayet, sure ya da Kur’an-ı Kerim’in tamamını okuduğu zaman hadim olan melek ya da cinlerden birisi hemen orda hazır olur. Sürekli okuyan kimse özel bir statü kazanır ve tutulan listeye girer. Kişi okurken melek ve cinler başında pervane olurlar. İnsan yanlış okuduğu zaman yüksek sesle doğrusunu okur ve düzeltirler. Böylece kişinin hatasını da tamamlamış olurlar. Eğer okuyan insan dünyevi bir maksat için okumuşsa onu yerine getirmek için çalışırlar. Uhrevi bir maksat için okumuşsa Allah’a o kişi adına dua eder ve istediğini vermesi için yalvarırlar.

2- Hüddam edinmek deyince hepimizin aklına gelen, sakıncaları hesap edilmeksizin keşke bende edinsem dediğimiz, belirli usuller, azimetler ve riyazatlar sonucu kendini bir sure ya da ayetin hizmetine adamış olan Müslüman cinleri kendine bende etmekten ibarettir.

Burada hemen şunu belirtmek isterim ki cinler bundan hiç hoşnut olmazlar. Çünkü birinin hizmetine giren cin artık sure yada ayetin hadimi değildir. Fakat Müslüman oldukları için, sürekli o sure ya da ayetin okunmasına hürmeten insana zarar vermez ve isteklerini yerine getirir.

Bir kimse hüddam için riyazata girip evrad ve ezkara başladığı vakit melek ve cinlerin bundan hemen haberi olur ve maksadını bilirler.

Bir müddet kişinin riyazatı kesmesini beklerler. Eğer kesmez ve devam ederse bıraktırmak için çeşitli şekillerde korkuturlar. Daha bırakmazsa hadim taifesinden bir cin gelir. Eğer riyazat yapan bu gelenin gerçek hadim olduğu düşüncesine kapılır ve riyazatı bırakırsa (ki yüzde 90 ı bırakır) o cinle ömür boyu görüşür. Yok bırakmaz devam eder ve usulü tamamlarsa artık o cin taifesi surenin hüddamlığından azledilip o kişinin hizmetine verilir. O surenin hadimliğine de başka bir taife geçer.

Her sure ve ayetin hüddamının bir unvan ve mertebesi vardır. Surenin hadimliği görevi onlara geçince artık asıl isimleri ne olursa olsun o unvan ve ismi kullanırlar.

Peki cinler kendilerine zarar verilmesine ve ulvi hizmetlerinin son bulmasına sebep olan insanlara zarar verirler mi?

Cinler Müslüman olduğu için, okunan sure ve ayetinde hürmetine riyazat yapana zarar vermezler ama buğzederler. Çünkü onun yüzünden ulvi bir vazifeden alınmışlardır. Velevki riyazat yapan kişi islamı hakkıyla yaşayan kişi olmasa bile.

Fakat bazen aile efradı eğer uygunsuz yaşayan insanlarsa onlara zarar verebilir yada korkutabilirler.

Hüddam Edinmenin Dünyadaki Zararları

Hüddamcı ya da cincilerin bu güne kadar iflah oldukları nerdeyse hiç görülmemiştir. Cinler sayesinde bir takım dünyalık edinen insanlar belli bir süre sonra sefalete düşmüşlerdir. Zira cinler o kişiye gece gündüz durmadan beddua etmektedirler. Yine hüddamcı ve cincilerin ölüm anları da çok zor geçer. Dünyadayken ibadetlerinden zevk ve tat alamazlar. Yanlarına ne melek ne de ruhaniyetler yaklaşmaz. Çünkü onlar zalim durumuna düşerler. Allah’ın rahmeti de zalimlere tecelli etmez. Ölüm zamanları gelince başlarında hiçbir melek (bedenlerinde vazifeli olanlar hariç), hiçbir ruhaniyet bulunmaz. O cinlerde artık onu terk etmişlerdir. Dolayısıyla şeytanla baş başa kalırlar. Şeytan onların imanını (bulundukları zor durumdan istifade ederek onu kandırıp ki ölüm anı insanın en zor zamanlarından biridir) ellerinden alırlar. Azrail a.s de onların canını bir kafir ve zalimin canı nasıl alınıyorsa öyle alır.

Hüddam Edinmenin Ahiretteki Zararları

Başta peygamberimiz olmak üzere tüm nebilerin, velilerin ve Kur’an-ı Kerim’in şefaatından mahrumdurlar. Cinler kendilerini zorla hür iken zorla esir eden, Kur’an hizmetçisiyken bu hizmetten mahrum eden insandan şikayetçi olacak ve haklarını alacaklardır. Şunu unutmayalım ki kul hakkı sadece insanlar arasında cereyan eden bir hadise değildir. Cinlerle insanlar hatta hayvanlar arasında bile bir hukuk vardır ve her hak er ya da geç sahibine iade edilecektir. Ayrıca Kuran-ı Kerim’de bu kişiden şikayetçidir. Çünkü Kur’an’ın ayet ve surelerini dünya menfaati için kullanmış, Kur’an’ı para karşılığı satmıştır. Kendisine ve tüm insanlara Allah’ın meccanen (karşılıksız olarak) hidayet, kurtuluş ve şifa kaynağı olarak gönderdiği kuranı kerimi maksadının dışına çıkarmış ve menfaat kaynağı olarak kullanmıştır. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde “Kuran-ı Kerim ahirette mutlaka karşınıza çıkacaktır. Ya (ya Rabbi bu beni öğrendi, okudu, bende yazılanlarla amel etti….. diye) şefaatçı olur ya da şikayetçi olur. Şefaatı da makbuldür (şefaat ettikleri cennettedir) şikayetide makbuldür” buyurmuştur.)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız