operasyon da ki kuşkular

Türkiye'deki taraftarlık ve particilik anlayışını oldum olası sakat bulmuşumdur. Adam çıkıp, "Ben yolsuzluk yaptım ve kabul ediyorum" dese bile fayda etmez. Taraftarı, "Sen ne dediğini bilmiyorsun. Bence yapmamışsındır!" demeye devam ediyor.

Karşı taraf için de pek farklı değil durum. Dünyanın tüm mahkemeleri adamı suçsuz bulsa bile karşısındaki kişi, "Yaptı ama hakimi savcıyı satın alınca paçayı kurtardı" diyerek karalamaya devam eder.

Şöyle dönüp etrafına baktığınızda herkesin işine gelmeyen durumlarda karşısındakine duyduğu güvensizliği görürsünüz. Polis operasyonu kendisine yapmışsa kötü, karşısındakine yapmışsa kahraman. Hakim kendi tarafından birini suçlu bulmuşsa satılmış, karşı tarafı hapse göndermişse efsane!

Şu günlerde yine böyle bir durum yaşıyoruz.

Türkiye'yi sallayan yolsuzluk operasyonu toplumu yine orta yerinden ikiye böldü. Gözaltına alınan AK Partili bakanların çocukları ve hükümete yakın işadamları ve bürokratlar mı?

O zaman yüzde yüz yolsuzluk var demektir!

Sunulan belge ve bilgileri bile herkes kendi istediği gibi yorumluyor böyle durumlarda. Ne acıdır ki bu duruma daha çok polisin yaptığı operasyonlar sırasında çektiği bazı görüntüler de neden oluyor.

Bakanların çocuklarına yapılan operasyonun tüm ayrıntılarını polisin çektiği görüntüler üzerinden yorumluyoruz. Bazı belge ve görüntüler var ki, izlediğimiz an, "Tamam yolsuzluğun yapıldığı net" diyoruz. Ancak bazı belge ve görüntüler ise kafalarda soru işareti oluşturmaktan başka işe yaramıyor.

Örnek isterseniz, Muammer Güler ve oğlu Barış Güler arasında geçtiği iddia edilen telefon görüşmelerinin tapelerini okuduğumuzda, suçlu olduklarına kanaat getirebiliyoruz.

Ben şunu hep merak ediyorum.

Bu telefon görüşmelerinin yazılı tapeleri basına servis ediliyor da, neden sesli görüşme kaydı gizli tutuluyor?

Halkbank'ın Genel Müdürü'nün evindeki kamera kayıtları video şeklinde dağıtılıyorsa, bakanla oğlu arasında geçen diyaloğunda aynı şekilde basınla paylaşılması gerekiyor bence.

Basından takip ettiğim kadarıyla Barış Güler'in yatak odasında bulunan deste deste paralar ve hemen yanıbaşındaki para sayma makinesi tartışma konusu.

Kimi "Para sayma makinesini oraya polis koydu" diyor, kimi ise paraların dahi polislerce oraya götürüldüğünü iddia ediyor. Oysa polisin bu tartışmalara zemin hazırlamama görevi de var.

Nasıl mı?

Mesela operasyon yapılırken kamera kesintisiz olarak yayında olsa. Barış Güler kapıyı açtığı andan itibaren, olan biten ne varsa kayıt altına alınsa. Barış Güler polisler nezaretinde arama yapılan odalara götürülse ve o paraların gerçekten yatağın üzerinde mi, yoksa kasalarda mı olduğu belgelense....

Yok eğer para kasalardaysa, Barış Güler'in olduğu ortamda o kasalar tek tek açılsa ve "Bu paralar size mi ait? Burada bu paraların ne işi var?" diye sorulsa bugün bunları tartışır mıydık?

Bir başka tartışma konusu da Halkbank Genel Müdürü'nün evine yapılan baskın. Orada 3 tane ayakkabı kutusuna 4 buçuk milyon dolar konulduğu basına sızdı.

Uzmanlar şu aralar kafayı yiyor!

Yapılan hesaplamalar gösteriyor ki, 4 buçuk milyon dolar tam 450 deste yapıyor. Hadi müdür beyin eşi küçük ayaklıdır diyelim. Müdürün giydiği ayakkabı 50 numara olsa dahi 450 deste parayı büyük kutulara sığdırmanın mümkünatı yok!

Dediğim gibi...

Kapı açılır açılmaz kamera kayıtta olsa ve o kutulara daha ulaşılırken görüntüsü alınsa bugün bu konuyu tartışmamış olacağız.

Bir başka kafa karıştıran durum var ki, bence bu durum davanın seyrini değiştirebilecek nitelikte.

Savcılık, teknik takibin 14 ay önce başladığını açıklıyor. Dava dosyalarının 2011/..... 2012/... tarihli olması da bu durumu doğruluyor. Ancak gelin görün ki, yayınlanan fotoğrafların üzerinde 2009 yılı yazıyor. Saat 21.55'i gösteriyor ama ortalık güllük güneşlik ve fotoğraftakiler güneş gözlüğüyle dolaşıyor! Bir başka 2009 tarihli fotoğrafta 2010 yılında piyasaya sürülen bir Opel Astra otomobil görünüyor!

Diğer kuşku uyandıran fotoğrafların detaylarına girmeyeceğim. Dileyen bu linki tıklayarak okuyabilir.
http://www.internethaber.com/fotograflarda-kusku-yaratan-detaylar-620606h.htm

***

Kamuoyuna yapılan açıklamada, "Zanlılar, dinlendiklerini anlayıp delilleri karartınca operasyonu öne aldık" deniliyor.

Kendinizi bir an yolsuzluk yapanların yerine koyun. Polisin teknik takibine yakalandığınızı hissedip, delilleri karartma yoluna gittiğinizi düşünün.

Yolsuzluğun en önemli göstergesi ne?

Para...

Yapacağınız ilk iş ortadan kaldırmak olmalıyken, o paraları ya yatağın üzerine seriyor, ya da ayakkabı kutularına yerleştirip polisin baskın yapacağı evinizde saklıyorsunuz!

Ortada tuhaf bir durum yok mu?

Yukarıda söylediğim gibi. Operasyonu sulandırmak gibi bir gaye gütmüyorum.

Ancak bu yazıda tartıştığımız şey başka. Polisin yolsuzluğu net olarak belgeleme şansı olduğu halde, olayı böyle muallakta bırakmasını ve iki tarafı birbirine kırdırmasını tartışıyoruz.

14 ay süren bir teknik takibi en ince ayrıntısına kadar hesaplayarak kusursuz şekilde yürütüyorsun. İşin sonunda ise toplumun zihnini ve midesini bulandıran bir sürü açıklar veriyorsun.

Hal böyle olunca kimileri sana "Gülen'in polisi" diyor, kimileri ise hükümeti yıkmakla suçluyor.

Bunları söyletmeye gerek var mı?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız