Mesele'nin özü: Devlete kim hükmedecek

Mesele'nin özü: Devlete kim hükmedecek?

Özel bir tercihle geçen hafta hiç yazı yazmadım.

Hem bekleyip ne olup bittiğini daha iyi anlamak, hem de doğruya en yakın pozisyonu alabilir miyim düşüncesiyle.

Puslu havalarda toplumun ‘algı deneği' olarak kullanıldığı çok şey yaşadık.

Bu da onlardan bir tanesi.

Herkes kendi doğrusunu ‘zihinsel faaliyetleri dönüştürmeye yarayan' özel bir aşı gibi topluma enjekte etmeye çalışıyor.

Kara propaganda ve psikolojik savaş enstrümanlarının tamamı toplum algılarına boca edildiği için gerçeği aramaya çalışan insanların büyük fotoğrafı görmesi zorlaşıyor.

Gelinen noktada edindiğim kanaatler şöyledir:

Dün başbakan Erdoğan Ordu'da önce "Hukuka yansıyan her olay hukukta karşılığını bulur. Bizim karşı olduğumuz nokta hukukun güdümlü hareket etmesidir" dedi, sonra da "asıl hedef biz değil sizsiniz, millettir, milli iradedir, siyaset kurumudur" ifadesini kullandı.

Büyük fotoğrafa bakacaksak meselenin özünün bu iki cümlede saklı olduğunu düşünüyorum.

Bu işin adını koyalım.

Mesele devlet iktidarına kimin hükmedeceği meselesidir.

Kavga, devlet iktidarına aktörleri kısmen değişmiş eski vesayet düzeninin temsilcileri mi hükmedecek?

Yoksa, millet adına yetki alan siyasi iktidarlar mı hükmedecek kavgasıdır.

Türkiye'yi yakın zamana kadar, kurduğu düzenle perde arkasından yöneten Sabih Kanadoğlu'nun ifadesiyle kendisini ‘devlet iktidarı' siyasi iktidarları ise ‘tali iktidarlar' olarak gören bir vesayet rejimi yönetti.

Bu düzenin bir diğer adı "establishment" ya da ‘müesses nizam" idi.

‘Tali iktidarlar', yol yapsın, bahçe yapsın, elektrik getirsin ama Dış politika, istihbarat, milli güvenlik gibi konularda devlet iktidarına tabi olsunlar, oralara dokunmasınlar diyorlardı.

Biz kalıcıyız, siyasi iktidarlar gelip geçicidir diyorlardı.

(18 Ekim'de ABD medyasında çıkan karalama kampanyası sırasında Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun İskele Sancak yayınında bu minvalde söylediklerini açıp okumanızı tavsiye ederim)

Ak parti hükümeti Türkiye'deki bu paradigmayı yıktı.

Perde arkasında düzen kurup siyasete hükmeden çevrelere de haddini bildirip, milli iradeyi temsil eden siyaset kurumunu güçlendirdi.

Şimdi Türkiye'nin karşı karşıya olduğu durum, birilerinin siyaset kurumunu yine o dar alana sıkıştırma çabalarından öte bir şey değildir.

Ortada yine 28 Şubat'ta olduğu gibi, kapatma davasında olduğu gibi, yargı erkinin gücünü istismar ederek siyaset kurumunu zayıflatmak niyeti taşıyan bir siyaset mühendisliği operasyonu var.

Başbakanın ‘güdümlü yargı' dediği şey de,

Başbakanın "asıl hedef sizsiniz, millettir, milli iradedir" sözü de tam buraya oturuyor.

HÜKÜMET YÜRÜYEN SORUŞTURMAYA MÜDAHALE ETTİ Mİ?

Bu 5 günlük süre içerisinde hükümetin bazı hataları da oldu ama özünde bu operasyona verdiği cevabın yürüyen yargı işlemlerine bir müdahale olarak yorumlanmasını haksızlık olarak değerlendiriyorum.

Şöyle ki;

Bu bağlamda en fazla Emniyet'te yapılan görev değişiklikleri ve soruşturmayı yürüten Emniyet görevlilerinin kızağa alınması örneği kullanılıyor.

Ancak işin gerçeği şu:

Görevden alınan polis müdürlerinin bu soruşturma kapsamındaki görevleri zaten tamamlanmıştı.

Dolayısıyla Salı gününden itibaren onların görevden alınmış olmalarının yargı sürecini etkilemeye dönük bir etkisinin olması imkan dahilinde değil.

Şunu da ekleyelim.

Bu görevden almalar, soruşturmadaki suçlamaların muhataplarından biri olan İçişleri Bakanı Güler'in talimatıyla olduysa, (Hükümet sözcüsü Arınç Valiler ve Emn.Genel Müdürlüğü tarafından kullanılan bir tasarruf olduğunu açıkladı) bunun doğru olduğunu savunmam mümkün değil.

Doğru olan tutum, Güler'in kendi durumuyla ilgili ya makul bir açıklama yapması, ya da ilk gün istifa edip, kenara çekilmesi olurdu.

Operasyonun gerçekleştiği Salı günü akşam, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in HSYK'yı toplayıp, savcıları değiştirerek soruşturmaya müdahale etmek istediği yönünde son dakika haberleri dolaşıma sürüldü.

Ancak hem Bakan Ergin'in hem de HSYK'nın açıklamalarıyla bu iddiaların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmış oldu.

Yargıya müdahale biçiminde yorumlanan, soruşturmaya iki savcının daha eklenmesi kararı ise, İstanbul Adliyesi'ndeki bütün dosyaların asıl sahibi olan Başsavcı Çolakkadı'nın verdiği kararla hayata geçirildi.

Ergenekon soruşturmaları sırasında verdiği sınavla dürüst bir hukuk adamı olduğu izlenimi veren Çolakkadı, bunun siyasi bir telkinle gerçekleştine dair bilgi ve düşünceye sahipse, pekala kamuoyuna açıklama yapabilir.

Günün sonunda tutuklama ya da serbest bırakma kararları da savcı ve hakimlerin verdiği kararlarla ortaya çıkmış oldu.

Cuma akşamı sahadan gelen değerli bir hukukçu olan Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek'e bu soruları sorduğumda da hükümetin bu soruşturmaya müdahale ettiğine dair bir veri olmadığını söyledi.

Şunu da eklemiş olalım.

Sn. Petek, bu tür soruşturmaların Başsavcının bilgisi dahilinde yürütülmesi gerektiğine dair açık hükümler ve yönetmelikler olduğunu, eğer bilgi verilmemişse, savcıların suç işlediğini de söyledi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız