Hükümete değil ülkeye savaş açıldı

Hükümete değil ülkeye savaş açıldı

Resim netleşti, ilk günlerin belirsizliği ortadan kalktı. Kamuoyu oynanan oyunun farkına vardı. Gayri meşru yollarla rejim değiştirmeye, hükümet yıkmaya çalışanlarla buna karşı direnenler arasında kalın bir çizgi oluştu.

Vicdan ve değerler üzerinden yürütülen kampanyanın aslında başka bir proje olduğu, Türkiye'nin siyasi tarihindeki sayısız darbe örneklerden birinin yaşandığı, malum sermaye tarafından beslenen bir bürokratik darbe süreci gibi bir gerçekle karşı karşıya olduğumuz anlaşıldı.

Cemaat meselesi olmaktan çıkıp, çok iyi tanıdığımız, içerideki ve dışarıdaki iktidar çevrelerinin hazırladığı bir Türkiye projesi olduğu belirginleşti. Kamuoyunun hazmedemeyeceği yolsuzluk dosyaları üzerinden kirli bir iktidar kavgasının servis edildiği, insanların vicdanları ile bu çirkin proje arasında tercih yapmaya zorlandığı kesinleşti.

Meşru iktidar taleplerinin çok ötesinde, sistemin açıkları kullanılarak, sistem dışı yöntemlerle hükümet devirme, iktidar değiştirme, bir tür darbe girişimi yaşatılıyor Türkiye'ye.

Bu hep böyleydi. Bu yöntemi deneyenler hep aynı çevrelerdi. Bu sefer, Türkiye tarihinde ilk kez, muhafazakar bir tabanı bu darbe sürecine yamamaya, Türkiye'yi bu tabanla vurmaya, hem onları hem de Türkiye'yi yıkıma uğratmaya çalışıyorlar.

Hiçbir meşru hükümet, hiçbir devlet böyle bir müdahaleye, darbe girişimine izin vermez. Bu tür hesaplaşma, ne kadar acımasız yöntemler, ne kadar derin ilişkiler, ne kadar gizli ve özel bağlar kullanılırsa kullanılsın sadece bir iktidar hesabı değildir. O ülkeye, o devlete, o millete açılmış bir savaştır.

İlk başlarda Tayyip Erdoğan ve AK Parti ile Cemaat arası bir çatışma görüntüsü vardı, ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin malum iktidar odaklarıyla devlet arası bir çatışmaya dönüştü.

Burası önemli. Mesele hükümet meselesi olmaktan çıkıp devlet meselesi olmaya doğru gidiyor. Öyleyse bu girişime karşı önlemler de hükümet önlemleri olmaktan çıkıp devlet önlemleri, refleksleri haline dönüşmeye başlayabilir.

İşte o zaman bambaşka bir durum çıkıyor ortaya. Devlete, ülkeye meydan okuyan, ülkenin bütün iktidar alanlarını halkın elinden alıp sermaye ve bürokraside oluşan o yapıya teslim etmek isteyen, bunu başarmak içinse Türkiye dışındaki etkin iktidar çevrelerini savaşa ortak eden bir kalkışma var demektir.

Bir ülkenin istihbarat teşkilatı hedef alınıyorsa, bir ülkenin sermaye ilişkileri hedef alınıyorsa, bir ülkenin bütün mahrem bilgileri başkalarıyla paylaşılabiliyorsa, bir ülkenin sivil iktidarı demokrasi dışı yöntemlerle alaşağı edilmek isteniyorsa, bunun yerine ülke tamamen, ortakları çoğu zaman belirsiz-karanlık kişi ve çevrelerden oluşan bir kadroya teslim edilmek isteniyorsa, bu ülke de, bu devlet de, bu millet de buna dur demek zorundadır.

Demokratik sistem içinde güçlü siyasi dalgalar, muhalefet yapıları çıkaramayanların, sistem dışı yöntemlerle devlet iktidarını ele geçirmeye çalıştığı her yöntem bir darbedir, bir müdahaledir ve ülkeyi felakete sürükler.

İşte o birileri, o karanlık ittifak bu ülkeyi o felakete sürüklemeye çalışıyor.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Halkbank'a yönelik operasyonla birebir ilgileniyorsa, tehditkar konuşmalar yapıyorsa, operasyonla bağlantılı bir görünüm veriyorsa, hükümete yönelik müdahaleyi destekler bir görünüm veriyorsa o adama 'Çek git bu ülkeden' denebilir, demeliyiz de.

Yeni Şafak bu manşeti attıktan bir gün sonra Hürriyet gazetesi üzerinden hedef alınıyorsa, hem de alakasız bir rüşvet iddiasıyla itibarsızlaştırılmak isteniyorsa bir gün önceki manşete misilleme yapanların da hükümeti devirme girişimiyle birebir bağlantısı var demektir.

Açık söyleyelim: Doğan grubu, bu iktidar hesaplaşması içinde bir cephe olarak kendini konumlandırıyor. Hükümete karşı açık bir savaşa giriyor. Sivil iktidara destek verenlere de savaş ilan ediyor. Dünkü Hürriyet'in manşetini gördüğümüzde aklımıza ilk gelen; 'Çek git bu ülkeden' restinin misillemesi oldu.

Oluşan cephenin herkes farkında. Öyle gizlenecek bir durum yok ortada. Cemaat üzerinden kimlerin ne tür hesaplar yaptığı, nasıl ittifaklar kurulduğu, ne tür bir yol izlendiği apaçık ortada. Kimse kendini gizlemeye kalkışmasın. Kimse başkalarının arkasına sığınmasın.

28 Şubat darbesi aklandı. Yargılamadan hiçbir sonuç çıkmadı. Bu ülkede böyle bir darbe sanki hiç yaşanmadı. Askeri kanat bile yargılanamazken 28 Şubat döneminin büyük yolsuzluğu ve sivil ayağı yargılanabilir mi?

Peki bu nasıl oldu? Kim akladı bu darbeyi? Türkiye'nin siyasi tarihinden bu kirli sicili kim temizledi? Bugünkü iktidar kavgasıyla aklama arasında nasıl bir bağlantı var?

Daha çok şey tartışacağız, yeni başladık.

Dedim ya, iş hükümet meselesi olmaktan çıkıp devlet meselesi olmaya doğru gidiyor. Ya, 'örgüt' görünümü veren bu yapıya karşı bir devlet müdahalesi gelirse, böyle bir tehdit algılaması yapılırsa ne olacak?

Bu büyük bir hesaplaşma...

İBRAHİM KARAGÜL
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız