Hukuk adlı mühendislik

Hukuk adlı mühendislik!

Olanları biliyorsunuz: 3. Havalimanının ve Demiryolları'nın bazı projelerinin müteahhitliğini yapacak olan işadamlarının da içinde bulunduğu 30 kadar isimle ilgili soruşturma başlatan, Hrant Dink davasının da savcısı olan Muammer Akkaş; tıpkı 17 Aralık'ta yapıldığı gibi Başsavcılığı bilgilendirmeden operasyon emri vermeye kalkıştı. Operasyon gerçekleşmeyince gazetecilere bildiri dağıttı. Başsavcı Çolakkadı ise, Akkaş'ın, elindeki dosya ile bilgiyi ertesi gün Başsavcılığa vereceğini söylediğini, ancak ertesi gün bilgiyi Başsavcıya değil medyaya servis ettiğini açıkladı.

Türkiye daha bu hukuk skandalının şokunu üstünden atamadan, Başbakan'ın oğlu Bilal Erdoğan için 'çağrı kararı' hazırlandığı ortaya çıktı, ilgili dokümanlar ortaya saçıldı. Başbakan'ın bir önceki gün Pakistan'dan dönerken gazetecilerle yaptığı görüşmede söylediği 'oğlum üzerinden bana ulaşmaya çalışıyorlar' cümlesi tescillenmiş oldu.

Herkesin çıplak gözle görebildiği gibi; bu iş, 'yolsuzluk' ya da 'hukuk mücadelesi' çerçevesinden çıkalı çok oluyor. Asıl amaç, Başbakan'ın oğlu Bilal Erdoğan da dahil olmak üzere bazı isimleri, medyaya sızdırarak suçluymuş gibi göstermek; vatandaş nezdinde hüküm inşa etmek; hem Başbakan'ın oğlu, hem de devletin büyük projelerini alan işadamlarıyla, Başbakan'ı, hükümeti, aslında Türkiye'nin gelecek vizyonunu vurmak; vurulamıyorsa, zan altında bırakmak, soru işareti oluşturmak, şüphe bırakmak.

Bir savcının görevleri arasında bu var mı, bilmiyorum. Olayın tarafı olan gazetecilerin hükümeti El Kaide ile ilişkilendiren İngilizce twitler atmasını ise –bu kelimeyi kullanmayı hiç sevmememe rağmen- vatan hainliği dışında hiçbir kelimeyle açıklayamıyorum. En büyük hayal kırıklığı ise, başını secdeye koyduğuna inandığımız bazı insanların; insanlıktan çıkmaya son derece müsait olan insan nefsini tanıyarak, savaş kurallarını bile birtakım ahlaki çitlerle çevreleyen bir dinin inananı olduklarını düşündüğümüz bazı insanların; hiçbir kırmızı çizgisinin olmadığını, amaç yolunda her türlü aracı meşru addedebildiğini görmek...

Geçelim.

Mesele şu, bir savcının kurallara uymadığı için mesleğinden olma ihtimalini umursamayacak denli gözünü karartan; kamusal ağırlığı olan pek çok cemaat mensubunu hedef dışındaki her şeye körleşmiş, realiteden kopmuş birer amok koşucusuna dönüştüren; sosyal medyada insanların içinden birer 'yaratık' çıkartan bu bağlılığın da; gözümüzün önünde bir piyes gibi perde perde sahnelenen 'hukuka bağlılık' denen bu oyunun da artık sorgulanması gerekiyor. Zira bu hukuka bağlılık filan değil, hukuka bağlılık görüntüsü altında, son derece çirkin yollarla gerçekleştirilen büyük ve korkunç bir hukuksuzluk. Hukuka bağlılığı gazetecilere dert yanma noktasına gelmiş bir savcının, yerde yüzüstü yatan görüntüsüyle hafızalarımızdan asla çıkmayacak olan, bütün Türkiye'nin gönlünü yaralayarak bu dünyadan göçen Hrant Dink'in gerçek katillerinin peşine düşmesi, davayı zaten yaralı olan vicdanları bir kez daha kanatacak şekilde hitama erdirmemesi gerekmez miydi?

Gerekirdi. O ne yaptı? Biliyorsunuz.

Çok önceden başlayan, ancak 17 Aralık'tan bu yana açıktan sürdürülen 'savaşın' amacı şu: Yola üç Y (yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar) ile mücadele sözü vererek çıkmış bir Parti'nin kamuoyundaki imajını çökertmek, vatandaşın bu partiye olan ve her seferinde artmış bulunan desteğini ve teveccühünü azaltmak.

AK Parti'nin seçimlerde kaybetmesini bırakın, bir önceki oy oranının altına düşmesi dahi; bu kirli yöntemin işe yaradığına karine teşkil edecek, 'karşı tarafın' bu kez dört koldan saldırmasına neden olacaktı. Asıl hesap, seçim sonuçlarını etkilemekti; yöntemin işe yaradığının ortaya çıkması ihtimalinde de, şimdi provaları yapılmakta olan darbenin gerçeğine girişilecekti.

Yapılan şey darbe olmasa bile, devlete paralel bir yapılanma içinde olan bir dini cemaatin, seçim kazanma-kaybetme gibi bir derdi olmayan bir dini cemaatin, halkın teveccühüne ve oyuna ihtiyacı olan bir partiyi kirli yöntemlerle vurma denemesiydi.

Siyaseti savunmak ve meşru arenada kalmak bu yüzden önemliydi. Çünkü bu oyun adaletsiz ve eşitsiz biçimde oynandı. Vatandaşın oy verdiği partiye sahip çıkması da, şöylesi bir ortamda aynı zamanda meşru siyasete sahip çıkması anlamına geldi.

Top yine bu halkta yani, tüm darbelerde ve tüm darbe denemelerinde olduğu gibi… Türkiye, bu adaletsiz savaşta meşruiyetin ve demokrasinin yanında mı, yoksa başkalarının yanında mı duracak? Göreceğiz…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız