Birileri ortalığı karıştırıyor

Birileri ortalığı karıştırıyor!

Gezi Olayları'nın en ilgi çekici yönlerinden birisi de, ülkenin bilinen en güçlü sermaye gruplarının, böyle bir şeyin özellikle de yöneticilerin hoşuna gitmeyeceğini bile bile, eylemlere ve eylemcilere açıktan destek vermeleriydi.

Tanınmış markaların poşetleri ve hatta servis araçlarıyla getirilen gıda, içecek, temizlik ve sağlık malzemeleri, işin bir bölümüydü. Bunun yanında barınma imkanı, seyyar revirler ve hatta -tam da o günlerde çevre büfelerde yapılan alışverişlerde sıklıkla kullanıldığı iddia edilen gıcır gıcır 200 TL'lik banknotlar sebebiyle;- para, bu desteğin bilinen diğer yönleriydi.

Gezi Olayları bir kaos denemesiydi. Her ne hedefleniyor idiyse gerçekleşmediğini biliyoruz ama, güya birkaç ağaçla ilgili olarak başladığı rivayet edilen eylemlerin bitirilmesi için yapılan görüşmelerde, Kanal İstanbul, Yeni Havaalanı, Üçüncü Köprü gibi konuların gündeme getirilmiş olması, nihai niyetin ne olduğu hakkında yeteri kadar bilgi verir mahiyetteydi.

Eylemlere kısmen katılarak ya da medya üzerinden destek veren siyasetçilerin, olaylar sırasında şiddete başvurulmamasını talep etmekten bile imtina etmeleri; buna mukabil mecbur kaldığı için müdahale eden polisleri eleştiri oklarına muhatap kılmaları da, bir başka dikkat çekici husustu.

Ağaç ya da çevrecilikle kesinlikle alakası olmadığı artık iyice ortaya çıkmış bulunan Gezi Olayları'na açıktan destek veren sermaye gruplarının nasıl bu kadar pervasız olabildikleri hususunda çeşitli yorumlar yapıldı tabii olarak. Bu yorumlardan en dikkat çekici olanlarından birisi; Hükümeti kızdıracak kadar pervasız bir şekilde eylemlere destek veren ve böylelikle varlıklarını riske sokanların, hükmettikleri sermayenin gerçek sahipleri olmadığı yönündeki yorumdu.

Yani olaylara destek veren önemli isimler, bu sermayeleri kendilerine emanet edenlerin isteklerini yerine getiriyorlardı, bu yoruma göre. Dolayısıyla da, sermayelerin gerçek sahiplerinden, ‘ne olursa olsun, batsanız bile batacak olan nasıl olsa bizim paramız, siz denileni yapın' şeklinde açık çek almış olmaları gerekiyordu.

Bu, söylediğimiz gibi sadece bir yorum. Doğruluğu ve yanlışlığını öğrenip öğrenemeyeceğimiz ise şüpheli.

17 Aralık Salı (dün) itibariyle yaşanan gelişmeler, yani yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla yapılan gözaltılar, öncelikle son günlerde biraz durulmuş gibi gözüken ama alttan alta devam eden dershaneler meselesiyle ilişkilendiriliyor.

Ancak, son zamanlarda yaşanan bazı gelişmeleri de hatırlatarak; İsrail'in yanı sıra ABD'deki Neo-Con'ların da, İran ve Kuzey Irak'la ilgili bazı hususlar sebebiyle son gelişmelere yakından ilişkili olduğunu dile getiren bazı yorumcular, işin arkasında daha derin sebepler olduğunu vurguluyorlar.

Böylelikle de rüşvet, yolsuzluk, imara kapalı alanların imara açılması, yabancı kişilerin Türk vatandaşlığına geçirilmesi, vb. suçlamalara istinaden yapılan gözaltıların, son zamanlarda İran bağlantılı bazı gelişmeler sebebiyle adının sık sık İsrail ve ABD medyasında gündeme getirildiği bilinen bir kamu bankasının genel müdürünü ve Azeri asıllı bir işadamını da kapsıyor olması, birileri ortalığı mı karıştırmak istiyor sorusuna haklılık kazandırıyor.

Bekleyecek ve neticeyi göreceğiz. Tabii meyveli ağacı taşlayan ya da taşlamaya çalışanların her zaman olacaklarını hiç unutmadan…

Ekrem Kızıltaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız