esed neden gitmeli

Suriye meselesi Türkiye ve Ortadoğu'nun geleceği açısından hayati önem taşıyor. Suriye'de, bazı kesimlerin sıkça dile getirdiği gibi bir iç savaş yok. Daha ziyade küresel bir mücadele var.
Bu mücadelenin galibi aynı zamanda Ortadoğu'nun yeni efendisi olacak. Hadiselerin boyutu Suriye'yi çoktan aşmış durumda. Pamuk ipliğiyle iktidara bağlı Esad'ın bir türlü düşmeyişinin altında yatan gerekçe de bu değil mi zaten.

Bu yazımda, Suriye meselesini İslami ve insani açıdan ele almayacağım. Onu yeterince yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Zira burada ve ötelerde bizi kurtaracak tek önemli kıstas o. Ama ben bu sefer olayı sadece ve sadece real politik yani milli çıkarlar noktasından ele alacağım, bazı kesimlerin ısrarla üzerinde durduğu gibi, AK partinin Suriye politikasının Türkiye'nin milli çıkarlarına zarar verip vermediğini cevaplamaya çalışacağım. Gerçekten yalnızlaştık mı? Ya da ABD'nin gazına gelip Suriye bataklığına mı girdik?

Bu sorulara cevap verebilmek için her şeyden önce bizi çevreleyen coğrafya ve o coğrafyanın harmanlandığı tarihi sürece bakmak lazım. Malum, Türkiye, Kafkaslardan Kıbrıs'a (Gürcistan, Rusya, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ) kadar tarihte düşman olarak görüp savaştığımız ülkeler tarafından bir hilal gibi çevrilmiş durumdadır.

Kurt kapanını andıran bu hilalin tek açık noktası ise İran, Irak ve Suriye'den oluşan doğu ve güney sınırlarımızdır. Bu sınırlar, hem batının kurduğu çemberin kapanmasını engelliyor hem de Türkiye'nin doğal ve tarihi yaşam alanı olan iki hinterlandına (Arap-İslam dünyası ve Türk İslam dünyası) geçiş alanı oluşturuyor. Bu alanın kontrolünün kaybedilmesi demek Türkiye'nin yaşam alanlarının koparılmasıyla eşdeğerdir. Real politik yani çıkarlar açısından bu kabul edilemez bir durumdur ve casus belli yani savaş sebebidir.

Osmanlı da bu noktada çok büyük sıkıntılar çekmiştir. Bu alanları kontrol altına almak isteyen Şia'ya karşı çok büyük mücadeleler vermiş ve çok büyük bedeller ödemek zorunda kalmıştır. Osmanlı tarihinin önemli bir bölümü Safevilere karşı verilen mücadeleden ibarettir.

Günümüzde de değişen pek bir şey yok. Maalesef, aynı sıkıntı ile karşı karşıyayız. İslam devriminden sonra İran'ın, Şiiliği İran dış politikasının temel ekseni yapması ve petrol gelirleri dâhil tüm kaynaklarını bu yönde harcaması Türkiye açısından sıkıntıyı hat safhaya çıkarmıştır. ABD'nin, 2. Neokon iktidarı döneminde, Irak ve Afganistan'ı altın tepside İran'a vermesi, zaten var olan Şii eksenini tarihte hiç olmadığı kadar güçlendirmiştir.

Siyasi literatürde Şii hilali olarak tabir edilen bu eksen, Rusya'dan Kıbrıs'a kadar uzanan çemberi kapatmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye'nin, iki hinterlandıyla olan bağlantısını da kopartıyor. Bu da, Türkiye'nin yalnızlaştırılması ve sıradan bir bölge ülkesi haline dönüştürülmesini beraberinde getiriyor. Eğer Esad ya da İran'ın sıcak bakacağı bir isim bir şekilde iktidarda kalırsa, Türkiye'nin bölge lideri olup küresel güç olma sevdası daha başlamadan biter. Arap baharı işte o zaman gerçek anlamda Arap kışına döner ve bölge eski paradigmalar üzerinde işlemeye devam eder.

Suriye meselesini, bu jeopolitik ve jeostratejik çerçevede ele almak lazım. Suriye'de söz konusu olan, Baas rejimin geleceği değil, yeni Türkiye'nin, yeni Ortadoğu'nun kaderidir. Bunu anlama ferasetinden yoksun akl-ı evveller, bazı yerel çatışmalara odaklanıp olayları Suriyeliler arasında bir iç savaş olarak lanse etmektedirler. Oysa, hadiseleri Suriyeliler arasındaki bir iç mücadeleden ziyade Türkiye önderliğinde kurulacak yeni Ortadoğu'yu savunanlar ile buna karşı çıkanlar arasındaki bir mücadele olarak görmek lazımdır.

Onun içindir ki, Suriye'deki mücadelenin galibi aynı zamanda yeni kurulacak Ortadoğu'nun da galibi olacaktır. Şöyle ki, eğer Esad devrilirse Türkiye etrafını çeviren Şii çemberinde büyük bir gedik açmış olacak. İran sadece Suriye'yi kaybetmekle kalmayacak, kısa vadede Lübnan'ı ve orta vadede Irak ve Afganistan'ı kaybedecek ve kendi içine kapanmak zorunda kalacaktır.

Türkiye acısından ise her şey çok farklı olacak. Her şeyden önce, Türkiye'nin Suriye konusunda ne kadar haklı olduğu kanıtlanacaktır. Bu alandaki başarı, üzerimizdeki ölü toprağını atmamıza, uluslararası platformda kontrollü ama daha cesur ve etkin adımlar atmamıza sebep olacaktır. Bu adımların sonucunda kısa sürede, Türkiye önderliğinde yeni bir Ortadoğu'nun kurulması şaşırtıcı olmayacaktır.

Suriye meselesi, bir başka deyişle Esad'ın düşmesi Türkiye'nin çıkarları acısından bu kadar önemlidir, olmazsa olmazımızdır. “Bizim Suriye'de ne işimiz var” demeden önce böyle bir lafın kimin çıkarlarına hizmet ettiğini ve farkında olmadan kimin askerliğine soyunduğumuzu düşünmemiz lazımdır. İran'ın, Rusya'nın, Çin'in ve ABD'nin Suriye'de olmasına ses çıkarmayanların Türkiye Suriye'ye girmesin deme hakkı ve salahiyeti yoktur. Eğer hala demeye devam ederlerse, bizim de bunun altında başka bir şeyler aramamız çok doğaldır.

Demek ki Suriye Esad'a karşı çıkmak, ona karşı silahlı muhalefeti desteklemek sadece İslami ve insani açıdan değil, milli çıkarlarımız noktasında da elzemdir, milli bir görevdir.
Esad ve işbirlikçilerinin Suriye ve bu coğrafyanın tamamında en kısa sürede hezimete uğramaları ümit ve duasıyla…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız