Karanlık El

Laiklik, içki yasağı, başörtüsü, baskı, sigara kısıtlaması yani ortaya atılan ne varsa hepsi palavra!

Karanlık El

Osmanlı ya da Türkiye, aynı oyunları başka başka figüranlarla oynayanlar tarafından yönetildi! Okullarda, kışlalarda, resmi binalarda, başkentte Türk bayrağı dalgalandığı zaman bizler, ülkemizi bağımsız ve milli zannettik!

BÜYÜK YALAN buydu!

Hiçbir zaman kendi halimize bırakılmadık.

Cumhurbaşkanları, partiler, paşalar, koalisyonlar hep GİZLİ bir elin baskısına uğradı!

Etrafımız hep düşmanla çevriliydi!
Herkes bizim kötülüğümüzü istiyordu!

Yunan da, Arap da, Ermeni de, Kürt de düşmandı! İllüzyon buydu! Dışarıda düşman biriktirirken, içerideki GİZLİ DEVLET ve gerçek sahipleri, kendilerini sakladı!

Büyük yanılgı buydu!

Geçtiğimiz gün bir dostum hatırı sayılır kalınlıkta kitap taslağıyla geldi. "Okur musun?" dedi...

Açıp birkaç sayfa göz gezdirdim...

Türkçeydi! Ama bir gariplik vardı...

Anlayınca gülümsedim... "Bak bu ülkede FRANSIZCA kitap yazarım, herkes Türkçe sanarak bal gibi okur! Yani bu kadar adamların tesiri altında kalmışız" dedi.

Kurumlarımız da öyleydi! Batı'ya giderken BATI kalbimize kadar giriyordu! Ve biz bu tehlikeyi hiç görmüyorduk... "İngilizler'e yakayı ne zaman kaptırdık?" diye çok soru geliyor! Daha önce yazdım!
Tekrar etmekte bir sakınca yok!

Bugünü anlamak, ülkedeki değişimi çözmek, yeni rotayı fark edebilmek için 110 yıl geri gitmek durumundayız! Yoksa ne Ergenekon'u, ne faiz lobisini, ne BARONLARI, ne resmi ideolojiyi, anlayabiliriz!

Resmi tarih, LOZAN'da kritik görevde olanları bizden sakladı. Haliyle Emanuel Karasu'yu da atladı!

Ankara'ya tercümanlık hizmeti veren Karasu'nun neyi nasıl tercüme ettiğini hala bilen yok!

Neyse...

Seferad Yahudisi bir ailenin çocuğu olan Emanuel Karasu, 1902 yılında 13450 Matrikül numarasıyla çıraklık derecesinden Selanik Locası'na kaydoldu. Hızla yükseldi. Jön Türk hareketini, Boulma Giani Sokağı'ndaki mabede çekmeyi başardı. Yeni merkez burası olmuştu!

İttihat ve Terakki'nin kalbi burada atmaya başladı.

İlk Osmanlı subayının locaya kabulü de tam bir yıl sonra 1903'te gerçekleşti.

Daha sonra bu sayı artınca, ikinci loca olan LABOR ET LUX devreye girdi.

TAKVİM'ler 1908'i gösterdiğinde Selanik Loca'sındaki 188 üyenin 23'ü üst düzey subaydı. 31 MART OLAYI ve NASIL MÜDAHALE EDİLECEĞİNE burada karar verildi.

Modernleşmenin önündeki en büyük engel saydıkları II. Abdülhamit, Selanik'ten gelen HAREKET ORDUSU tarafından bertaraf edildi.

Yani Padişah Abdülhamit, İttihat ve Terakki'deki ilk Gayr-ı Müslim olan KARASU tarafından tahttan indirildi.

Abdülhamit gözyaşları içinde Selanik'teki ALATİNİ KÖŞKÜ'ne giderken, KARASU da Macedonia Risorta da (SELANİK LOCASI) kendisine güç veren İngiliz Konsolos John Elia Blunt'un evinin yolunu tutuyordu!

Çıkarlarına izin vermediği için GERİCİ dedikleri Abdülhamit, bu loca tarafından derdest edildi! Bu Türk askerinin kullanılıp, ülkenin RESMEN İNGİLTERE'ye verildiği en önemli adımdır!

31 Mart'tan sonra Museviler Filistine yerleşmeye başladı!

Aslında bütün olay buydu! Ama sahne önünde başka şeyler görülüyordu!

Tıpkı şimdi olduğu gibi!

O senaryoyu yazanlar şimdi de Erdoğan için baskıcı, otoriter, gerici yakıştırması yapıyor!

Nasıl o zaman farklı toplum kitleleri kullanıldıysa, şimdi de aynısı yapılmakta!

Bugün ile tek fark, şimdi içeride kendilerine bağlı güçlü bir sermayenin olması!

O tarihten sonra Türkiye hep kontrollerinde oldu. Kurumlar ve sermaye onlarındı!

Kendi bayrakları yerine bizimki dalgalansa da gerçek değişmiyordu!
Gizli el yönetiyordu!

Ne askerler, ne mühendisler, ne avukatlar ne gazeteciler, ne hekimler ne de siyasetçiler bu gerçeği bilmiyordu!

Zaten AKIL denen şey de böyle bir olguydu!

Bizim hüzünlü hikayemiz işte böyleydi!

Şimdi BARONLARIN elinden, yani onların mutemetlerinin avuçlarından, ülke kurtulmaya çalışıyor!

Laiklik, içki yasağı, başörtüsü, baskı, sigara kısıtlaması yani ortaya atılan ne varsa hepsi palavra! Gerçeği gizlemek için kılıf! İlk kez Ankara'da onlara meydan okuyacak bir DEVLET var!

Beklemedikleri ve alışık olmadıkları gerçek bu!

Okullarda bunlar öğretilmediği için millet gerçekle buluşamıyor!

Tarihini bilmeyen toplumların geleceğini başkaları yazar. Biz de bu nedenle aynı suda defalarca yıkandık! Şimdi yaşanan, Türkler'in içerideki ve dışarıdaki YABANCILARLA savaşıdır!

Ya biz, ya onlar kazanacak!

Konu bu!

NOT: Mesela şimdilerde çok zengin olan ailelerin dedeleri, Osmanlı'da ne görev yapıyordu?

Acaba Vahdettin'in elmas dolu özel çantasını kaybeden ünlü bir ailenin ünlü bir ismi, bu işten sorumlu muydu?

Hala en büyük sorunumuz eğitim!

Çözmediğimiz sürece ayakta kalamayız!

Ergün Diler
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız