Yüzde 57 oy oranı ve Vatan Cephesi

Yüzde 57 oy oranı ve Vatan Cephesi

Ergenekon kararları açıkladığında, hele bir de kararlı haksız ve adaletsiz bulanların köşe yazılarını okuduğumda, hayalim Yassıada yargılamalarına gitti…

Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan ilk demokratik genel seçimlerinde yüzde 52. 68 oy oranıyla 415 milletvekili çıkarmış, tek başına iktidar olmuştu.

Yaptığı hizmetlerden dolayı 1954 seçimlerinde oylarını yüzde 57’ye çıkardı…

Tıpkı şimdi olduğu gibi, iktidar partisinden halk çoğunluğu memnundu, ama bir kısım yazarlar-çizerler, aydınlar ve sanatçılar iktidar düşmanı kesilmişlerdi. Özellikle ezanı aslına döndürmesine, Kur’an kursları ve imam-hatip okulları açmasına karşı çıkıyorlardı.


Karalama kampanyasını başlattılar. Özellikle Başbakan Adnan Menderes’i hedef alan iftiralar, isnatlar, ithamlar 1957 seçimlerinde Demokrat Parti’nin oy kaybetmesine sebep oldu: Oy oranı yüzde 47’ye düştü.

Karalama kampanyası sırasında kullandıkları en etkili argüman Başbakan’ın “diktatör” olduğuydu: Ülkeyi keyfince yönetiyordu.
Basının (şimdi “medya” diyorlar) kışkırtmaları özellikle genç subayları etkilemişti. Albayların ekseriyette olduğu bir cunta kurdular ve 27 Mayıs 1960 tarihinde cumhuriyet tarihinin ilk darbesini yaptılar.


Aralarında yüzbaşıların, hatta üsteğmenlerin bile bulunduğu bir grup subay, darbeden sonra “Milli Birlik Komitesi” adıyla bir “zümre diktatörlüğü” kurdu.

Anayasa ve TBMM feshedildi, siyasi faaliyetler askıya alındı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, Milli Mücadelenin önemli komutanlarından Ali Fuat Cebesoy ve Kore Türk Tugayı Komutanı, Kunuri Savaşı kahramanı General Tahsin Yazıcı tutuklandı (Onca hizmet yapmış Genelkurmay Başkanı ile generaller de tutuklanır mıymış diyenlere kapak olsun!)


DP milletvekilleri, parti yöneticileri (İl ve İlçe Başkanları), bazı üst düzey kamu görevlileri de tutuklanarak bir nevi “esir kampı”na dönüştürülen Yassıada’ya tıkıldılar.

Başbakan Menderes başta olmak üzere, hepsi çok ağır ve çok kötü muamelelere tabi tutuldular.

Demokrat Parti Muş milletvekili Gıyasettin Emre o günleri şöyle anlatıyor:

“Askeri havaalanında uçaktan indiriliyoruz. Sille, tokat, tekme, küfür… Yemekte konuşamıyorduk. Konuştuğu için dayak yiyen çok oldu. Her sabah kumlu pırasa, akşam da taşlı fasulye veriyorlardı.”

CHP o günlerin de ana muhalefet partisiydi (ebedi ana muhalefet). Genel Başkanı İsmet İnönü, “Şartlar tamam olunca ihtilâl meşru olur” diyor, darbeye çanak tutuyordu.

Nihayet gerçekleştikten sonra “İhtilâlin içinde misiniz dışında mı?” diye soran gazetecilere, “Ne içinde ne dışında” diye garip bir cevap veriyordu (“Ergenekon diye bir örgüt yok” diye bas bas bağıran Kılıçdaroğlu’nun, mahkeme “var” diyerek mensuplarını cezalandırınca, kararları gayri meşru ilan etmesi gibi tıpkı)…

Yakınlarıyla görüştürülmüyor, duruşmaları izlemelerine bile bazen izin verilmiyor, savunma hakkı ellerinden alınıyor, savunmada ısrar ettiklerinde “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” deniliyordu (Silivri yargıçlarından böyle bir cümle duyan oldu mu?).

DP seçmenlerine de psikolojik baskı uygulanıyordu. Demokrat Parti’ye oy vermiş köylere, görevi Adnan Menderes ve arkadaşlarına sövmek olar memurlar gönderiliyordu. Demokrat Parti seçmenlerine bir de isim takmışlardı “Düşük-kuyruk” diyorlardı.

Ergenekon, aynı halk düşmanlığının güne yansımasıdır. Halktan alamadıkları yönetme hakkını silahtan alarak 27 Mayıs sürecini Türkiye’ye yeniden yaşatmak isteyenlerin hüsranıdır.

Keşke yapmasalar ve bu cezalara hiç muhatap olmasalardı. Yaptılar ve ceza aldılar

Yavuz Bahadıroğlu
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız