Son söz’ hakkı isteyen, ‘tek söz’ hakkı vermiş miydi

‘Son söz’ hakkı isteyen, ‘tek söz’ hakkı vermiş miydi?

Türk filmlerinde klasik sahnedir..

İftiraya uğrayıp, aleyhinde dava açılan başrol oyuncusu tam idam cezasına çarptırılacağı sırada, duruşma salonuna aniden bir tanık girer: “Durun, her şeyi anlatacağım” der..

Ve mahkemenin vereceği “idam kararı”, birden bire değişir..
Başrol oyuncusu, tek bir tanığın anlattığı “gerçek” (!) ile, hemen o an tahliye olur.. Hem de beraat eder..
Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ da, bu filmlerin etkisinde kalmış olmalı..

İstiyor ki, “Son sözün nedir” diye kendisine sorsunlar..
O; son sözlerini söylerken, duruşma salonundan bir tanık girsin içeriye..

Ve, mahkemenin kararı, bambaşka bir istikamette oluşsun..
Avukatlar anlatmamış, sayın Başbuğ’a..

“Bu dediğin, sadece Türk filmlerine özgü bir sahnedir” diye..
Avukatları anlatmadığı için, Başbuğ da ciddi ciddi iddialarda bulunmuş: “Saddam’a bile ‘son sözün nedir’ diye soruldu!”
Doğru, Saddam’a “Son sözün nedir” diye soruldu ama.. Hatırlatalım sayın Başbuğ’a..

“Son söz” değiştirmedi, Saddam hakkındaki sonucu!

Bir de şöyle bakalım olaya.. Kanunda sanığa, “Son söz hakkı” niye verilmiş?

Tüm iddialara, cevap verebilsin diye..

Bir iddiaya sanık cevap veriyor. O cevaptan sonra bir daha bir iddia ortaya atılırsa.. “Son söz hakkı sanığındır” kuralı gereği, bir daha sorulacak sanığa: “Ne diyorsun”!
Evrensel bir hukuk kaidesi bu..

Ama.. Günlerce savunma yaptıysan.. Saatlerce kesintisiz konuştu isen..

Bir de, tüm bunlara rağmen yine de şekli de olsa, “Son sözün nedir” diye sorulacak olan duruşmaya gelmemiş isen..
Artık bundan sonrası, “hakkın suistimali olur” sayın Başbuğ!



“Son söz hakkı”nın sanığa verilmesinin arkasında yatan gerçek.. Gariban, sessiz sanıkların korunmasıdır..
Peki sayın Başbuğ öyle mi?

Bırakın karardan öncesini. Karar verildikten sonra bile, hala konuşmaya devam ediyor!

Sözcü gazetesi onun sözcüsü.. Hürriyet gazetesi onun sözcüsü. Milliyet gazetesi onun sözcüsü.. Daha hala, hangi “son söz hakkı”nı istiyor ki?..


Benim esas üzüldüğüm konu, bu ülkede Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir kişinin, bu kadar ucuz oyunlardan medet umar hale düşürülmüş olması..

Büyük ihtimalle avukatlarının taktiğidir..

“Son söz”ünü söyleyeceği duruşmaya, katılmamış sayın Başbuğ.. Rapor da alarak, mazeret oluşturmuşlar, kendilerince.. Mahkemeyi tuzağa düşürecekler, akıllarınca..

Mahkeme raporu kabul edecek, sonra bunu unutacak veya karışıklığa gelip, ‘son söz’ü sormadan karar verecek..
Bu da, dört dörtlük usuli bir bozma sebebi oluşturacak..
Dikkat edin.. “Usuli bozma sebebi”..
Usuli bozma sebebi, sanığa ne kazandırır?

Sadece “zaman” kazandırır.

Sanığın bu yolla “beraat etmesi”, “suçu işlemediğine karar verilmesi” sözkonusu değildir.
Karar, biraz daha geç açıklanmış olur.
Hepsi bu..

İşte benim üzüldüğüm nokta, sayın Başbuğ’u, ‘suçu kabul etmiş’ ama usuli hatalardan medet umar duruma düşürülmüş olması..
Başbuğ’un “son sözünün sorulmadığı”na ilişkin itirazlarının, mahkeme heyeti ve Yargıtay üyeleri üzerindeki etkisi işte budur..
“Suçunu kabullenmiş.. Usuli eksikliklerden medet umuyor!”


Diyeceksiniz ki, “Olsun, karar bozulacak ya.. İster usulden, ister esastan”!

Maalesef o da pek mümkün değil.
Niye?

Başbuğ hukukçu değil. Avukatları önüne koymuşlar.. “Kesin bozma sebebi” demişler..

O da inanmış.. Ve tekrarlıyor, “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 216. maddesinin üçüncü fıkrası şu amir hükmü, net olarak ortaya koymaktadır: Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir.”
Avukatları işlerine gelmediği için bilgilendirmemişler. Biz sayın Başbuğ’a hatırlatalım. Boşuna beklentiye girmesin..

Kendisinin aktardığı kanun metninde de var, zaten.. Ne deniyor kanunda: “hazır bulunan sanığa” deniyor.

Yani duruşmada yoksanız.. Artık geçmiş olsun, sayın Başbuğ..


Kararın açıklandığı duruşmada mı son sözünüzü söylemek istiyorsunuz.
O da mümkün değil.

Çünkü o mantıkla hareket ederseniz.. Kararın açıklanacağı duruşmayı da, klasik bir duruşma gibi algılarsanız.
Yeni bir duruşma olduğu için, tekrar başlarsınız, tüm sanıklara son sözlerini sormaya.. O dava da bitmez artık. 10 yıl. 20 yıl.. 100 yıl..


Başbuğ “Bana son söz hakkı verilmedi” diyor..
Benden ‘son söz’: “Sayın Başbuğ, yıllarca girdiğin YAŞ toplantılarında ‘irtica’ gerekçesi ile ihracına imza attığın YAŞ’zedelere, değil ‘son’, tek ‘söz hakkı’ vermiş miydin sen!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız