Evet, şimdi ne yapıyoruz

Evet, şimdi ne yapıyoruz?

Artısı ve eksisiyle bütün Müslümanların hali hazırdaki durumların kapsayan ciddi bir envanter çıkarılıp, bunun geçmiş yıllarla mukayesesini yapmak suretiyle genel bir durum tespiti yapılabilseydi, nasıl bir netice ile karşılaşırdık, bilinmez. Ancak değişik şekillerde ciddi bedel ödemeler söz konusu olsa bile, Müslümanlar söz konusu olduğunda, uyanış olarak değerlendirebileceğimiz ciddi birtakım gelişmelerin yaşanmakta olduğunu da göz ardı edemeyiz.

Türkiye başta olmak üzere Tunus, Libya, Mısır, Suriye, Pakistan, Sudan, Fas, Cezayir… gibi İslam ülkelerinin hiç birisi; bundan kısa bir süre önceki ülkeler değiller artık. Olması gereken seviyede olmadıkları açık, ama bu ülkelerin insanları, kendi ülkelerinin kendileri tarafından yönetilebileceğini ve bu arada işbirlikçilere de kapıların gösterilebileceğinin farkına vardılar artık.

Bu bakış açısını, ‘iflah olmaz derecede iyimser birisinin gördüğü hayal' olarak değerlendirebilmek, mümkündür belki de. Kim bilir belki daha ileri şeyler de söylenebilir. Ancak, fertlerin hayatları için çok uzun sayılacak yılların, on yılların; milletlerin ve ümmetlerin hayatı açısından baktığımızda kısa sayılabileceğini, hepimiz söyleriz.

On, elli, yüz, iki yüz sene önceki durumlarına bakarak; Müslümanların neler olup bittiğini anlayabilme ve değerlendirebilme açısından daha ileri bir aşamaya geldiklerini söylemek, hiç de mübalağalı değildir.

Yabancı menfaatlere hizmet ettiklerinde şüphe olmayan monarşik ya da oligarşik idareler altında yaşamakta olup; nerdeyse bir sürü derekesine indirilmiş ve ağızlarını her açtıklarında öldürülme ya da zindanlara tıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Ümmet unsurlarının birçoğu, gün itibariyle seslerini daha gür çıkarabildikleri bir ortama kavuşmuş durumdalar.

Vaktiyle hakim olan monarşik ya da oligarşik yapılarla işbirliği yapmak suretiyle işlerini yürüten sömürücüler, tabii ki kenara çekilmiş ve faaliyetlerini tatil etmiş değiller. Onlar, mevcut durumda çıkarlarını nasıl koruyabileceklerinin hesaplarını yapıp, zihniyet olarak kendisine hizmet edebilecek çevreler üzerinden hegemonyalarını sürdürmeye çalışmakta ve üzülerek izlediğimiz gibi, birçok yerde bunu başarabilmektedirler…

Hak-Batıl Mücadelesinin insanlıkla başladığı ve Kıyamet'e kadar süreceği malum olduğuna göre, karşı karşıya bulunulan durumun ne kadar vahim olduğu üzerine kafa yormak yerine, düne, hatta önceki güne göre hangi aşamada olduğumuzu tespit etmek, daha akıllıca bir iş. Bundan sonrası da, yakın-orta ve uzak gelecek için hangi aşamaların öngörüldüğü ve bu yönde ne gibi çalışmaların yapılması gerektiği üzerine kafa yormak.

Çok değil, kısa bir süre öncesine kadar her birisi kapalı birer kutu olan ülkeler gerçeği ile karşı karşıyaydık. Ancak ulaşım ve iletişimdeki gelişmeler ve tabii rejimlerde meydana gelen değişiklikler sebebiyle, küreselleşme olgusunun değişik bir versiyonu ile yüz yüzeyiz.

Vaktiyle durumu sebebiyle uzaktan kahırlandığımız ve ‘halinin ne olacağını düşündüğümüz' birçok ülkenin, bizlerle aynı paralelde düşünen insanları ile temas imkanları alabildiğine gelişmiştir ve bundan sonrası, oralarda ya da burada, ‘ne olacak halimiz' sorgusunun beraberce yapılabilecek olmasıdır.

İyi ve doğru olanın kendiliğinden hakim olacağı ve yanlış niyetler peşinde olanların da yaşananları elleri kolları bağlı bir şekilde seyredecekleri, herhalde kimsenin aklından geçmez.

Birçok Müslüman ülkedeki durum, an için zorluklar arz ediyor olup bu arada bazı kaygıları haklı kılıyor olsa da; bu ‘ört ki ölem!' denilmesini gerektiren bir durum değildir. Aksine: “Evet, şimdi ne yapıyoruz?..” demek ve tabii ki harekete geçmek gerek!..

Ekrem Kızıltaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız