Yak-yık... Kır-dök... Üstelik küfret... Siz, “diktatör” görmemişsiniz

Yak-yık... Kır-dök... Üstelik küfret... Siz, “diktatör” görmemişsiniz!

“CHP’nin yoldaşı ve candaşı” gazeteler ile televizyonlarına bakıyorum, sonra da kendi kendime soruyorum:

“Bu Erdoğan mı despot, bu Erdoğan mı diktatör?”
Erdoğan “diktatör” olsa, bu yayınlara göz yumar mı?.. Erdoğan “despot” olsa, bu haberler “özgürce” yayınlanabilir mi?..
Tutturmuşlar bir “diktatör”, başka bir kelime bilmiyorlar ve bütün yayınlarını bunun üzerine kuruyorlar.

GENELKURMAY ÖNÜNDE EYLEM!

Şimdi sizlere, sadece “önceki günkü” gazetelerden haberler aktarmak istiyorum:
l Aydın Doğan’ın Posta gazetesi: Genelkurmay’da ilk kez eylem... “324 emekli ve muvazzaf asker”in 16 ila 20 yıl hapis cezası aldığı Balyoz Dâvâsı’nda ilk temyiz duruşması yapıldı... Ankara Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde duruşma yapıldığı saatlerde, Genelkurmay Karargâhı’nın önü de “ilk kez bir eylem”e sahne oldu... 12 emekli subay ve yakınları karargâh girişinde 10 dakika süreyle Duran Adam eylemi yaptı... Eylemcilere herhangi bir müdahalede bulunulmadı.
Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, aynı eylem Mısır’da yapılsaydı, acaba General Sisi ne yapardı?..
Sormaya gerek yok...
Ne yaptığı ortada!..
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı’nın önünde, bırakın “eylem” yapmayı, sadece “sabah namazı” kılan insanların üzerine kurşun yağdırıldı ve 55 insan katledildi.
“Sisi’nin Baltacıları” tarafından öldürülen insanlarla birlikte, Mısır’da şu ana kadar 91 kişi hayatını kaybetti!.
Aynı Sisi; “Mursi yanlısı” gazete ve televizyonları da anında “kapattı” iyi mi?..
“Despot” dediğin, “diktatör” dediğin adam, Sisi gibi olur!..
“Diktatör” mü arıyorsunuz,
“Sisi’ye bakın!”
“Katil” mi arıyorsunuz,
“Esad’a bakın!”

MENDERES’İN YAKASINA YAPIŞMIŞLARDI!

l Sol Gazetesi: Bu gazete de; “Diktatörün ülkesinde katillere dokunulmazlık” başlığını atıyor ve diyordu ki; “Eskişehir polisi, Ali İsmail Korkmaz’ı linç ederek ölümüne yol açtığı iddiasıyla bir kişiyi yakaladı... Ancak tanıklar, bu kişinin o gece başkalarına saldırdığını, Ali İsmail’in linç edilmesi olayına karışmadığını açıkladı... Polis, gerçek katili korumak için, başka bir saldırganı yakaladı!”
İyi, hoş da;
Ali İsmail’in “dövülerek öldürül-düğü”nde ısrarlı isen, dersin ki;
“İşte MOBESE kayıtları!”
Ya da;
“İşte tanıklar!”
Hem “kamera kaydı” ya da “tanık” gösteremiyorsun, hem de polise çamur atıyor ve hatta daha ileri gidip, Erdoğan’a “diktatör” diyorsun!..
Sen, “diktatör ülkesi”nde yayın yapan bir gazete olsaydın var ya; o paçavrayı dürerler-bükerler, yedirirlerdi sana, yedirirlerdi!..
Dua et ki;
“Demokratik bir ülke”de yayın yapıyor ve o başlıkları “özgürce” atıyorsun!..
Meşhur olaydır, bilirsiniz...
1960 İhtilali’nin arefesinde, merhum Adnan Menderes Kızılay Meydanı’ndan geçiyormuş... Meydanda gösteri var... Göstericilerden biri; merhum Menderes’in yakasına yapışmış ve “Hürriyet istiyoruz” diye bağırmış...
Merhum Menderes, gayet nazik;
“Evlâdım” demiş; “Bir Başbakan’ın yakasına yapışıyorsun, bundan daha büyük özgürlük olur mu?”
Aynı olayı bugüne uyarlayacak olursak, Sol’a sormak gerekmez mi;
Bir “diktatör”ün ülkesinde, “diktatörün ülkesinde” diye başlık atabilir misin?.. Bu başlığı “özgürce” atmak bile bir “özgürlük” değil midir?..

TAN MATBAASI OLAYI!

Başbakan Tayyip Erdoğan’a “diktatör” diyen bu “Sol”cular “Tan Matbaası olayı”nı bilirler ama yine de hatırlatmakta yarar var.
Efendim;
İsmet İnönü’ye ve “faşizm”e karşı bir yayın çizgisi izleyen Zekeriya Sertel’in Tan gazetesi ve matbaası 4 Aralık 1945’te “CHP’nin kışkırttığı milliyetçi gençler” tarafından tahrip edildi.
Olaya müdahale etmeyen polis; “sanık” olarak da, “ölüm tehlikesi” atlatan ve gazetelerini kaybeden Sertel’leri tutukladı.
Evet, tutukladı!..
Yani, susturdu, Sertel’leri, iyi mi?..
Olayın başka boyutları da var, ama bu kadarı yeter...
Demek ki, neymiş;
“Diktatör” arayan;
Gitsin, “CHP’ye” baksın!..
“Sansürcü” arayan;
Gitsin, İsmet İnönü’ye baksın!..
Çünkü, Tayyip Erdoğan’dan;
Diktatör-miktatör olmaz!..

BAŞKALDIRANA DIŞKI!

“CHP, İsmet İnönü” deyince, aklıma geldi... O olayı da hatırlatayım.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu CHP’nin, en çok öne çıkan özelliği, “yasakçı, baskıcı ve dayatmacı” olması, buna muhalefet edenlere de “dışkı yedirecek” kadar “ceberut” olmasıdır.
Bilmem, hatırlar mısınız;
Haftalık Aktüel dergisinin 8 Ağustos 1991 tarihli sayısında “CHP’nin Günah Dosyası” açılmış ve orada “köylülere dışkı yedirme” hadisesi şöyle anlatılmıştı:
“Köylülere dışkı yedirme işkencesine de ilk defa CHP iktidarında rastlandı. 1947’de DP’li kooperatif başkanının hükümetçe görevden alınmasına karşı çıkan Isparta’nın Senirkent Bucağı halkıyla jandarmalar arasında çatışmalar oldu.
Jandarmalar köylüleri dayaktan geçirerek, dışkı yedirme, işediği şapkayı başına geçirme, yere yatırıp üstüne binerek dolaştırma gibi işkenceler uyguladılar.”
1947’de millete “dışkı yedirten” bir partinin, bugün “milletin değerleri”ne ve yine milletin seçtiği bir Başbakan’a “çamur” atması, “hakaret” etmesi ve hatta “küfür” savurması pek de beklenmeyecek bir olay değil...
Ne ilginç değil mi;
“Köylülere dışkı yediren” adam, “CHP’liler, yoldaşlar ve candaşlar”ın gözünde “Milli Şef”tir, “İkinci Adam”dır, “Zafer kazanan komutan”dır, “Lozan Kahramanı”(!)dır ama Tayyip Erdoğan “diktatör”dür!..
Merak ediyorum;
İsmet İnönü gibi, Tayyip Erdoğan da “Gezi eylemcileri”ne, meselâ “dışkı” yedirseydi, acaba “kahraman” olur muydu?..
Gördünüz işte;
Isparta’nın Senirkent Bucağı halkına “dışkı” yedirmişler, “dayak”tan geçirmişler, “işedikleri şapka”yı başlarına geçirmişler!..
Ne zaman olmuş bu?..
1947’de... “CHP iktidarı”nda!..
Kim yapmış bunları?..
“Askerler!”
Yıl 2013...
Devir, AK Parti devri...
Genelkurmay Karargâhı’nın önünde “Duran Adam” eylemi yapılıyor da, bir tek asker “müdahale” etmiyor, iyi mi?..
Bu “Sol”cular var ya;
“Diktatör” görmemişler!..

BU NE BİÇİM HALK GAZETESİ?

Bir haber de, “CHP bağımlısı Yurt gazetesi”nden;
“İktidar terörü... 7 bin 822 yaralı, 3 bin 244 gözaltı.”
Bakmayın “CHP bağımlısı” dediğime... Yurt, kendisinin “bağımsız halk gazetesi” olduğunu sanıyor ama, bu gazetenin “halk” neresinde, bir türlü anlayamadım...
Görüyorsunuz ya;
“Yaralı” ve “gözaltı”ları gündeme getirerek, aslında “Gezi terörü”nü kutsuyorlar ama “halkın zararı”ndan hiç bahis yok!..
Bu ne biçim “halk gazetesi”dir ki; “yağmalanan dükkânlar”dan, “tarumar edilen mağazalar”dan, “yakılan halk otobüsleri”nden, “kundaklanan belediye otobüsleri”nden, “ateşe verilen otomobil ve ambulanslar”dan hiç bahsetmiyor!..
Varsa, yoksa;
“İktidar terörü!”
Haa, “isyan” edip, “bıçak kemiğe dayandı” diyen “esnaf” mı?.. Onun da kolayı var, canım!.. Onlar “halk” değil ki, onlar, “Tayyip’in esnafı!”
Yuh!..
Ulan; madem ki, “yaralı”lardan, “gö-zaltı”lardan söz ettiniz, peki şu “tablo”yu niye vermiyorsunuz;
l 58 bina tahrip edildi, kundaklandı.
l 68 MOBESE kamerası kırıldı.
l 337 iş yeri tarumar edildi.
l 90 otobüs yakılıp, parçalandı.
l 214 özel araç kullanılamaz hale geldi.
l 240 polis aracı tahrip edildi.
l 45 ambulansa büyük zarar verildi.
l 14 parti binası kundaklandı.
Hele söyleyin “Yurt”umun insanları;
Bu işleri yapanlar “ma-sum”dur da, iktidar mı “terör” estirmektedir?..
Sizi gidi pabucumun solcuları sizi!..
Bir an önce; ya gözlerinizi tedavi ettirin, ya da gözlüklerinizi değiştirin!..
Eğer “terör” görmek istiyorsanız;
Sokaklara bakın!.. Evet evet, sokaklardaki “yoldaş” ve “candaş”larınıza bakın!
Hani o;
“Yakan-yıkan, kıran-döken” ve her gün “terör” estiren arkadaşlarınız var ya, işte onlara bakın ve başlığınızı şöyle değiştirin;
“Gezi Terörü!”

ERDOĞAN DİKTATÖR OLSAYDI!

Daha sırada Sözcü var, Aydınlık var, Cumhuriyet var...
Daha sırada Ulusal TV var, Halk TV var, Cem TV var!..
Ama; al birini, vur ötekine!..
Hepsi de;
Aynı tas, aynı hamam...
Yok birbirlerinden farkı!..
O halde; yazıyı Prof. Dr. Atilla Yayla’nın o meşhur sözüyle noktalayalım...
Prof. Yayla demiş ki;
“Sözcü’nün ve Ulusal TV’nin yayın yapabildiği bir ülkede, basın özgürlüğü yok demek, bana hiç de inandırıcı gelmiyor!”
Gerçekten de;
Adamlar “Başbakan’a.. Başbakan’ın eşine... Başbakan’ın oğluna ve kızına” ağızlarına geleni söylüyor, “en galiz küfürleri” savuruyor sonra da kalkıp; ona “Diktatör” diyorlar!..
Be adamlar;
Başbakan’a “diktatör” diyebildiğiniz bir ülkede, daha nasıl bir “özgürlük” istiyorsunuz?..
“Milli Şef”iniz İnönü, kendisine “isyan” edenlere “dışkı” yedirirdi, “faşist” diyenlerin “matbaa”sını yaktırırdı!..
Sizler, “2013 Türkiye’si”nde; “yakan ve yıkan”lara, “kıran ve döken”lere alkış tutuyor, buna rağmen Başbakan Tayyip Erdoğan’a hâlâ “diktatör” diyorsanız;
Demek oluyor ki;
Siz “diktatör” görmemişsiniz!..



Aziz Yıldırım’a “Dur” diyecek birileri yok mu?
Ben, “futbol”un “f”sinden anlamam... Ama olan-bitene de bigâne kalmam... Meselâ; UEFA’nın Fenerbahçe’ye 2 yıl, Beşiktaş’a “1 yıl men” cezası verdiğini biliyorum.
UEFA’nın bu kararının Fenerbahçe’ye, en az “60 milyon lira”ya patladığını da biliyorum...
Bilmediğim şu: Bu ceza karşısında Beşiktaş, sessiz-sedasız sonuç almaya çalışırken, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a neler oluyor ki; “kendisi dışında” herkesi suçluyor.
Neymiş, “Hangi imzaya bakarsanız, altında bir Galatasaraylı var”mış!.. “UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik nerede”ymiş?.. “Her şeyin altından Galatasaray çıkıyor”muş!..
İyi, hoş da; “Herkes suçlu”dur da, bir tek Aziz Yıldırım mı “temiz”dir!..
Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, 2 yıl önce yani 9 Şubat 2012’de uyarmamış mıydı “Fenerbahçe yönetimi”ni?..
“Bu tünelde ışık görmüyorum” dememiş miydi; “Ucu çok karanlık... Bilerek cehennem yolunda ilerliyorlar... Fenerbahçe’yi süratle uçuruma götürüyorlar!”
Aziz Yıldırım; herkesi niye suçluyor ki?.. Fenerbahçe’yi uçuruma sürükleyen kendisi... Şimdi de; “ideolog”luğa soyunup, “Son Kale” filan diyormuş... Bu adam; ya kafayı yedi ya da “Kemalist Ergenekoncular”a selâm çakıyor!.. Fenerbahçe taraftarı, Aziz Yıldırım’a “Artık yeter” demelidir!.. Yoksa, “Silivrispor” olurlar

Hasan Karakaya
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız