Turfanda sebze değil nesli kesilen

Turfanda sebze değil nesli kesilen

Medyanın sağladığı haberleşme ve propaganda olanakları geliştikçe, uluslararası toplumu sahte imajlarla etkileme girişimleri de artıyor.

Ve işte Mısır…

Bunun taze örnekleri Türkiye'de Gezi eylemleri vesilesiyle görüldü; şimdilerde ise Çin Halk Cumhuriyeti tarafından Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ne yönelik sindirme siyasetiyle uygulanıyor.

Turfan kenti ve çevresinde topraklarına el konulan Uygurların direnişleri isyan olarak duyurulurken, bir yandan da bunların Suriye'den kaçan radikal İslamcı muhalif gruplarca desteklendiği haberi yayılıyor. Amaç, dünya kamuoyunun tepkisini çekmemek, "dinci teröristler" karşısında halkın güvenliğinin sağlanması için polisin önlem aldığını anlatarak, Uygurlar aleyhinde bir imaj oluşturmaktır.

Tatlı sözlü fesatçılık

Sinsi siyasettir bu. Çin'in sözü edilen siyasetinin ne denli tehlikeli sonuçlar doğurabileceği, sekizinci yüzyılda Orhun Kitabeleri'nde de geleceğe düşülen bir kayıt olarak not edilmiştir. Orada Çin'in muhatabını/rakibini tatlı söz ve yumuşak ipek ile kendine çekip sonra da zayıf anında bir yolunu bulup arkadan vurduğu yazılıdır. Çinlilerin tatlı sözlerle ve ipek kumaşlarla kendilerine yaklaşmalarını sağladıkları halklara aslında fesatlık düşündükleri, bir uyarı ve belge olarak, taşa yazılmıştır. Daha sonraki gelişmeler ve günümüzde yaşanılanlar bize söz konusu uyarının ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor.

Demek ki, oyun yeni değildir. Hile ile muhatabın aldatılması oyunu bugün de Uygur Türklerine yönelik baskı politikası esnasında uluslararası toplumun dezenformasyon ile yanıltılması amacıyla devreye sokulmaktadır.

Peki, işin aslı nedir? Önce tarihsel gerçekliğe bakalım.

Doğu Göktürk Devleti'nin yıkılmasından sonra 745 yılında kendi devletlerini kuran Uygurlar, zaman zaman Çinlilerin istilasına uğrasalar da, Doğu Türkistan'da bin yıldan fazla bağımsız öz devletlerinin çatısı altında yaşamışlardır. 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edildikten 6 yıl sonra Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak yeni bir statüye dönüştürülen Uygur Devleti, bu tarihten itibaren Han Çinlilerinin yerleşimi için "Yeni Ülke-Sinkiang" olarak gündeme gelmiştir.

Önceleri sadece Çinli devlet memurlarının bulunduğu Sincan (Doğu Türkistan) bölgesinde zaman içerisinde Çinli nüfus artmış ve şimdilerde yüzde 40 düzeyine gelmiştir. Bu, resmî devlet politikasına ve Çin siyaset geleneğine uygun bir uygulamanın sonucudur. Bu arada Uygurlara yönelik kültürel ve biyolojik soykırım sayılabilecek yöntemlerin de devreye sokulduğunu belirtmemiz lazım. Örneğin bölgede yaşamı tehdit edecek biçimde nükleer silah ve atom denemelerinin yapılması, doğumların engellenmesi, işsizlik, Ramazan ayında memurların ve gençlerin (güya sağlıklı beslenmeleri için) oruç tutmalarına mani olunması… Hatta bazı yerlerde teravih namazları ile dinî tatil günlerinin yasaklanması... Bunlar bir etnik ve dinsel aidiyete mensup topluluğun varoluş koşullarını ortadan kaldıracak önlem ve uygulamalardır.

Ne var ki, dünya gündemine ulaşan haberler ağırlıklı olarak Çin resmî haber ajansı Şinhuakaynaklıdır, bu ise gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Bununla beraber, gelişen iletişim araçları sayesinde, her şeye rağmen, Çin'den bile doğru haber almak mümkündür. Ne var ki, bu türden haberler ancak bireysel gayretlerle yayıldığından, kitle haber ajansları ağına girememektedir. Ama gene de doğru bilgilerin edinilmesi bakımından önemlidir. Örneğin, Doğu Türkistan Maarif Derneği Başkanı Hidayet Oğuzhan, Pekin'de ikamet eden Uygur kökenli iktisatçıİlham Tohti ya da Dünya Uygur Kurultayı Genel Sekreteri Dolkun İsa gibi duyarlı kişilerin çeşitli vesilelerle kamuoyu ile paylaştıkları bilgiler bu anlamda konuyla ilgili gerçek güncel veriler hükmündedir.

İşte burada bize düşen görev, mümkün olduğu ölçüde, her fırsatta uluslararası toplumun Uygur Türklerine yapılan zulüm hakkında doğru bilgi edinmesine katkıda bulunmaktır. Bu, hakkaniyetin gereğidir; iyi ve doğru olanı tebliğ, kötü ve yanlış olandan nehiy görevidir. Böyle bir göreve gönlü, gözü ve kulağı kapalı kişilerin insanlıktan nasibi olabilir mi?

Türkiye'de Gezi olayları sırasında Batı medyasının sergilediği abartılı gayretkeşliğin hafızalardan silinmediği şu günlerde acaba onun milyonda biri Doğu Türkistan'daki zulme kulak kabartıyor mu? Ne gezer!

Biz burada Sincan (yani Çinlilere göre yeni toprak ya da ülke: Sinkiang) değil, eskiden beriTürk Yurdu olarak kabul edilen Doğu Türkistan kavramını kullanmayı tercih ediyoruz. Ve orada bugünlerde Çin'in baskı politikalarının yoğunlaştığı Turfan vilayeti… Yakıcı çöl sıcağının ortasında yeşil bahçeleriyle tarihe geçmiş Turfan… Neredeyse 2 bin yıllık bir uygarlık ve kültür merkezi Turfan…

Tanrı Dağları'nın su kaynakları, yer altında açılan ve bir insanın içinde rahatlıkla yürüyebileceği büyüklükteki kanallarla Turfan'a taşınmıştır. Toplam uzunluğu 5 bin kilometreden fazla olan bu su kanalları sayesinde Turfan, birçok sebze ve meyvenin yetiştirildiği bir verimli ova haline gelmiştir. Ateş bölgesinde bir serin vadi…

Bizim Türkçede kullandığımız "turfanda" ya da "turfanda sebze/meyve" işte bu Turfan'dan geliyor.

Çin siyaseti on yıllardır sinsice gerçekleştirdiği uygulamalarla sadece Turfan'ın yeşilliğini, sebze ve meyvesini değil, Doğu Türkistan'ın beşerî ve kültürel varlığını yok etmektedir. Yani turfanda sebze değil nesli kazınan… Turfan'ın ve bütün bir Doğu Türkistan'ın insanı, kültürü ve tarihidir hedefteki.

Çağdaş fitne siyaseti

Öyle gündemler yaratılıyor ki, birbirinden koparılıyor aynı kaynaktan beslenen halklar/milletler… Bu gündemler, çağdaş fitneler doğuruyor… Çin'in kadim fesat siyaseti bile ehven kalıyor, çağdaş fesatçıların yanında.

İşte Mısır… Yönetime karşı askerî darbe yapan güçler kimden, kimlerden teşvik ve destek görmüştür? Batılı odaklardır esas tahrikçiler. Mısır halkının bireysel hak ve özgürlük mücadelesi böyle mi verilmeliydi? Yoksa "işte bak olmadı, demokrasi yürümüyor" demeye mi çalışıldı?

Demokrasi kültürü, birdenbire yerleşmiyor… Süreç her kesimden özveri, öğrenme iradesi ve yeteneği ile tahammül gücü, ötekine karşı hoşgörü ve sabır gerektiriyor. Bir de bunlar için tanınacak zaman/süre.

Mısır'da bunların hiçbirine yer yoktu. Halkı birbiriyle savaşma noktasına getirdiler. Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib bile askerî darbeyi, 'iki zarardan büyüğü, hafifi ile defedilir' tarzındaki fıkıh ilkesine dayanarak, desteklediğini açıkladı. "Çünkü daha fazla kardeş kanı dökülecekti" dedi. Bunlar tartışılabilir tercihlerdir. Risk büyüktür.

Buradan Türkiye için de dersler çıkarma zamanıdır. Halkı karşı karşıya getirmeden, sokakları ve meydanları savaş alanlarına çevirmeden, çağdaş fesatçıların ekmeğine yağ sürmeksizin aramalıyız hakkımızı. Halk olarak, yönetim olarak, kanaat önderleri olarak bu bilinçle hareket etme zamanıdır.

Batılı çağdaş fesatçılar ile bunların yerli kuklalarının hedefinde aynı zamanda Türkiye var. Taksim'den Lice'ye, Mersin'e köprü kurmak gerçekçi bir hedef değildir. Amaç köprü kurmak değil, tarihî ve kültürel zihin köprülerini yıkmaktır.

Bu, yerli kuklaların düşünebileceği bir hedef de değildir. Türkiye'nin gerek fizikî gerekse kültürel ve tarihî çevresine (örneğin Doğu Türkistan) bakıldığında, uluslararası boyutta bir fitne siyaseti yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

Ülkede siyasî iktidar, muhalefet ve toplum olarak bu çağdaş uluslararası fitne siyasetinin farkında olmak ve ona uygun bir sorumlu davranış geliştirmek zorundayız.

İbrahim S. Canbolat
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız