Siz, meleği, şeytan; şeytanı da melek gösterdikçe

Siz, meleği, şeytan; şeytanı da melek gösterdikçe

2013 yılı içerisinde başlatılan toplumsal kutuplaşmada makas daralacağına, maalesef giderek açılıyor.

Etnik ve mezhebe dayalı ayrıştırma çabalarına, öteden beri var olan ideolojik boyut da eklendiği için yaşananlar toplumu hızla tehlikeli bir noktaya doğru itiyor.

Bu durumu daha da vahim hale getiren şey, bazı köşe yazarlarının tahrik ve kışkırtmaya varan “kılıçtan keskin” söylemleri ve fikr-i sabit çıkmazına tekrar gömülmeleridir. Nitekim Gezi ile başlayan ve Mısır'da Cumhurbaşkanı Mursi'nin askeri darbeyle devrilmesine kadar uzanan olaylar zincirini, inatları, alışkanlıkları, ideolojileri ve duygusal eğilimlerinin etkisi altında yorumlamada ısrar edip, toplumun bütünleştirici dinamiklerini sarsmaya devam ediyorlar.

Kullanılan dil, toplumun bir kesimini olduğundan daha da fazla bir mağduriyet duygusuna ittiği gibi, histeri derecesinde nefret ve intikam duygularını da besliyor. “Elimden aldığınız özgürlüğümü geri istiyorum” diyerek kafasını polis bariyerine vuran gencin, milli duygularla attığı yarı küfür yarı beddua dolu tweet ile vatan hizmet ettiğine inanan gencin duyguları bunu apaçık gösteriyor.

Bu strateji ile özellikle delikanlılık dönemini henüz atlatamayan ve bundan dolayı da refleksleri ani ve duygusal olan gençleri manipüle etmeyi hedefledikleri aşikârdır. Bu manipülasyonun boyutlarını anlamak için sosyal medyaya bir göz atmak yeterlidir. Burada dilin etkileme gücüyle, yalnızca beyinlerin değil, maalesef gönüllerin de husumet, kin ve nefretin karanlığına nasıl boyandığı görülecektir.

Bu amaç doğrultusunda; en çirkin gözüken olaylar, şirin ve renkli elbiseler giydirilerek sevimli hale getirildiği gibi, en demokratik istek ve talepler de karikatürize edilerek öcüleştirilebiliyor. Ayrıca Cumhuriyet tarihimizin ağza biber sürülmeyi gerektirecek en ağır sözleri, küfürleri sözüm ona demokrasi adına pervasızca kullanılıyor.

Demokratikleşmenin onlarca kazanımlarını göz ardı edip, bazı sıkıntıları olan, ama bu ülkede özgürce yaşayan gençleri, “hücreye tıkanmış, nefesi kesilmiş, boğulma derecesine gelmiş” gibi bir ruh hali içinde tanımlamak suretiyle isyan girdabının içine atabiliyorlar. Kendi düşüncesi ve ideolojisine yakın olanı adeta “melek”, karşı tarafı da “şeytan” göstermek ve tahrik bu stratejilerden sadece birini oluşturuyor.

Mısır'da daha bir yılını bile doldurmayan ve demokratik bir seçimle iktidara gelen Mursi'yi devirenler, çapçaflı cübbeler ve otantik mekânlar içinde kamuoyuna masum ve şirin gösterilirken, Mısır'ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanını “Diktatör” olarak lanse etmek şeytanı melek, meleği şeytan gösterme gibi bir tarafgirlik değil de nedir?

Yabancı uyruklu birçok eylemcinin Taksim'de polise taş atarken veya çevreye zarar verirken yakalandığı bilinmesine karşın, Gezi olaylarında aktif olarak yer alan bu yabancıları “Gezi Parkı eylemlerinin yabancı tanıkları” ifadesiyle masumlaştırma gayretini başka nasıl açıklayabiliriz? Bu da yetmiyormuş gibi, ajan veya provokatör olmadıklarını ispatlamak için onlarla röportaj yaparak; Türkiye'yi çok sevdiklerini, boğaza bayıldıklarını, Türk insanını misafirperver buldukları için buralara geldiklerini onların ağzından aktararak masum göstermenin anlamı ne olabilir?

Burada kendi polisine taş atan yabancıyı ‘masumlaştırırken' kalem, diğer taraftan başbakanın ağzından çıkan, ama çoğunluğun tasvip etmediği, “ayyaş” kelimesini, içki içen vatandaşlara hakaret olarak yansıtıp, onları galeyana getirebiliyorlar.

İşte bu manipulatif ve tek taraflı söylem içindir ki yazdıkları şeyler, toplumsal gerilimin düşmesine asla hizmet etmiyor. Toplumsal uzaklığı kapatmıyor, aksine açıyor. Bu söylem biçimi ve bu dil; katılımcı demokrasi, insan hakları vb. gibi değerlere dayandırdıkları idealarının kabul görmesine asla izin vermiyor. Bunun içindir ki inandırıcı olamıyorlar ve toplumun geri kalanını etkileyemiyorlar. Yazdıkları ve konuştukları kendilerine yakın duranların düşüncelerini pekiştirmekten öte bir şeye yaramıyor.

Kullanılan dil, yalnızca toplumun daha da kutuplaşmasını ve tarafgir bir pozisyon almasını sağlıyor. İşte bunun içindir ki, bizde muhalefet büyümüyor, yerinde sayıyor; sadece daha da keskinleşiyor.

Burada asıl yapılması gereken şey, makasın daha da açılmasına hizmet edecek araçları kullanmak değil, duygusal kırılmaları ve toplumsal uzaklaşmaları önleyecek bir söylem geliştirmektir.

Retoriğin gücü kullanılarak meleği, şeytan; şeytanı da melek göstermek hiçbir kimseye ve hiçbir şeye fayda sağlamayacaktır. Karar sizindir

Prof. Dr. Sabri Eyigün
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız