İsyan Ahlâkı

İsyan Ahlâkı

Bugün size “İsyan Ahlâkı”ndan bahsedeceğim. Hükümet Darbesi Tekniği kitabının yazarı Curzio Malaparte'den, Gene Sharp'tan, Srdja Popovic'den bahsederek çok fazla teorisine girip de başınızı ağrıtacak değilim.

Yok, Nurettin Topçu'nun, yazının başlığıyla aynı ismi taşıyan, Fransızcası “Conformisme et Révolte”olan doktora tezine de girmeyeceğim. Çünkü sıkılırsınız.

Onun yerine Fransa'nın varoşlarından çıkıp haykırışını, dünyadaki bütün “Occupy” eylemcilerine, hatta Türkiye'deki “Gezi Parkı” direnişçilerine kadar ulaştırıp benimseten anti-kapitalist Fransız Repçi Keny Arkana'dan ve onun isyan ahlâkından bahsedeceğim. Merak etmeyin, sıkılmayacaksınız. Hatta yazıya ekleyeceğim kliple okunası/izlenesi bir yazı kotaracağımı söyleyebilirim.

Occupy eylemcileri niçin ayaklanıyor, bizimkiler neye direniyor? Onu anlatacağım. Ülkemizde toplumsal gözün/algının nasıl körleştirilmeye çalışıldığını gözler önüne sereceğim.

Şimdi, “Ayaklan İstanbul/Revolt Istanbul”un Facebook sayfasında da kullanılan klibi izleyelim mi birlikte;

Keny Arkana'dan geliyor: “GERÇEKLERİN ZAFERİ”.

Yazıdan sonra bu öfkeli kızın bütün kliplerini izlemenizi öneririm, hatta internetteki röportajlarına ve yaşam öyküsüne de şöyle bir göz atın derim.

http://www.youtube.com/watch?v=VzOU0GeGZgc

İzleyip geldiyseniz devam ediyoruz;

Bizimkiler isyanı iyi bellemişler, teorisini, çağdaş yöntem, taktik ve stratejilerini içselleştirmişler. Ama ruhunu ve hedefini ters anlamışlar. Tıpkı Necip Fazıl'ın; “Onlara ‘Ayağa kalk!' dedim. Ama beni yanlış anlayıp amuda kalktılar” olayındaki gibi.

Bizim Gezicilerin Keny'den öğrenecekleri çok şey var;

Her şeyden önce isyan kime ve neye karşı yapılır onu bellemeliler.

Batı'da varoşlar kendilerini ezen burjuvanın kurulu düzenine karşı ayaklanırken, bizde tuzu kurular (bazı holding patronları, reklam ajansı sahipleri, kreatifleri v.s.) ve enteller, bazı ergenleri ve bütün marjinal muhalifleri de yanlarına alarak, özellikle varoşları/çevreyi temsil edip ona hizmet götüren millî irade hükümetine karşı başkaldırıyorlar.

Diyor ya Keny “Oy kullanmak işe yarasaydı onu da yasaklarlardı”.

Türkiye'de oy kullanmak işe yarıyor. “İşgalciler” millî irade ile iktidara gelenleri indirerek onu yasaklamak istiyorlar. Keny Arkana Rep'i kullanarak “Evet İsyan!” derken bu millet reyini kullanarak, dolambaçlı ve gayrimeşru yollara sapmadan isyan ediyor zaten.

Bütün dünyadaki Occupy eylemcilerinin baş tacı Keny diyor ki:

“Altın Buzağı'nın ordularına karşı, toprağın çocuklarıyız”.

Peki nedir bu karşısında savaş verdikleri Altın Buzağı'nın ordusu?

Sahi, Başbakan Erdoğan “One minute!”ı kime demişti!

Mavi Marmara gemisi, Altın Buzağı'ya tapanların ordusunun terörü altında inim inim inleyen Gazze'ye yardım götürmüyor muydu!

Mavi Marmara'da şehit edilen dokuz aziz vatandaşımızın haklarını kim takip etmiş, özür ve tazminatla kim neticelendirmişti!

Bizdeki Geziciler, Keny Arkana'nın bahsettiğinin tam tersine hizmet ediyorlar.

Diyor ki Keny; “İsyanımız var ama salya akıtan değil”.

Türkiye'de bırakın salya akıtmayı, kan akıtmaya odaklanmış isyan edenlerin birçoğu.

Bir de “İsyan! Çünkü Batı, sömürgeci gömleğini çıkarmadı!” cümleleri dökülüyor dudaklarından.

Afrika'nın Somali'sine, Batı'nın sistematik sömürüsünün ardından, yeniden düzen tesis etmek için kelle koltukta giden, diktatörlerin yanında değil karşısında duran Başbakan'a karşı değil midir bizimkilerin sözümona direnişi!

Batı'ya ve onun karmaşık stratejilerine karşı mücadele veren bir hükümet var Türkiye'de. Şundan eminim; Keny Arkana bu ülkenin parklarını/sokaklarını işgal edenleri görse, amaçlarını anlasa ve fraksiyonlarını tanısa, onlara karşı isyan başlatırdı.

Türkiye'deki Geziciler emperyalizme karşı mücadele etmiyorlar. Kurulu ekonomi-politik küresel düzenle mücadele eden iktidara karşılar.

Üstelik “orantısız zekâ” ile işlenmiş kara propaganda boca ettiler milletin basiretinin üzerine. Ama halkın “ortak aklı”nın duvarına toslamaktan kurtaramadılar kendilerini. Zira bu toplum “şerbetlidir”; yani ne kadar sofistike uygulanırsa uygulansın, postmodern dijital bilgi çağı öncesi yaşadıklarının aşısıyla (12 Eylül, 28 Şubat, 31 Mart, Maraş olayları, Sivas-Madımak/Başbağlar katliamları...), benzer olaylara karşı sosyal bir direnç geliştirmiştir.

...

Keny'nin başındake kefiyeyi ve boynundaki Filistin bayrağını da gör(e)mez bizimkiler.

“Biz aşağıda açlıktan ölürken, Babylon (Babil yani Bağdat yani Irak) yukarıda yağmalanıyor... Chirac, Sharon, Blair ve Bush'a isyan! Batı sömürgeci gömleğini hiç çıkarmadı...” cümlelerini de duymazlar.

Yaşadıklarımız çağdaş bir illüzyon olmalı; akla karanın yer değiştirdiği, milletin basireti üzerinde anarşizmin ve vandallığın kol gezdiği, gerçeklerin yerini sloganların işgal ettiği “sanatlı” bir illüzyon.

Keny Arkana'ya bakın da gözünüz direnişçi ve devrimci görsün.

Sesli monologlar 1

Kendi markalarını parlatmak için “Gezi tribünü”ne oynayan, içlerine şöhret, manşet ve servet cini kaçmış birtakım gazeteci, siyasetçi, iş adamı, yazar ve sanatçının içtenlik cilası 21 günde sapır sapır döküldü.

Bu işi “profeşınıl” biçimde yıllardır icra eden “köktenci”leri anladık ama yeni kuşaktan bazı yazarlar var ki, rüzgâra kapılıp geliştirdikleri Gezi tavırlarıyla, sadece bizleri değil okurlarını da hâyâl kırıklığına uğrattılar.

Yanlış yaptıklarını anladıklarında, sözü özden ören adam gibi erdemli bir geri dönüş ve özürle hatalarını kabul etmek yerine, gidip “edebiyat”ın tatlısu hümanizmasına sığınarak ardı ardına, mütevazı(!), klasik, genel-geçer ve ezber cümleler kurdular. Sonra harcıâlem mevzular açıp dokunulmazlık zırhı giymeye çalıştılar.

Onları uzaktan tanıyan, severek takip ve takdir edenlerin akıllarıyla alay etmeye tam teşebbüste bulundular.

Yaşadıklarını, bireysel “kaybedenler/kazananlar”a indirgeyerek, edebi ve ütopik çağrışımlarla kendilerini büyütmek isterken, küçüldüklerini bile fark edemediler.

Sadece kimlik değil “ikâmetgâh” bunalımı da yaşadılar.

“Sanat”ı ve “edebiyat”ı sütre olarak kullanmaya çalıştılar.

“İsyan Ahlâkı”ndan habersiz olamazlar.

Fikrin erdemini,

ergenin fırlamalığını ve

insan onurunun dokunulmazlığını

bilmiyor olamazlar.

Erbab-ı kalem ve edeb ehli beyninin fikir fakiri

ve sosyal bakışının miyop olması ne kötü.

...

Bak dostum.

Gölgeni büyütmek için sakın kendini küçültme.

Entelektüel kişi fikir işçisidir, fikir kurnazı olmamalı.

KISA MESAJ HATTI

Tasarlanan her oyun/slogan, gerçeklerin önüne çekilen perde gibidir. Ama gerçeklerin hiç değişmeyen bir fıtratı vardır; Eninde sonunda sahneyi ele geçirirler.

İhsan Toy
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız