İçimizdeki beyinsizler

İçimizdeki beyinsizler…

Bir şekilde yoluna devam etmekte olan geminin yolcularından bazıları, güya su temin etmek amacıyla (içki bulmak amacıyla desek daha iyi duracak), geminin dibini delmeye çalışıyorlar.

Aslında geminin hemen her tarafında su ve her türlü içecek (bu arada alkollü içkiler de) var. Geminin dibini su bulmak için deldiklerini söyleyenler, ne yaptıklarının farkında değiller, ancak demokrasi ve insan hakları olduğunu, dolayısıyla istediklerini yapmaya haklarının bulunduğunu savunuyorlar.

Güvenlik güçleri, geminin dibini delmeye çalışanlara müdahale ettiğinde de ortalık karışıyor. Böyle bir müdahalenin yapılmaması gerektiğinden başlayıp; sert ve orantısız güç kullanıldığına kadar bir sürü laf dolaşıp duruyor ortalıkta. Bu arada hızlarını alamayanlar da katliamdan, polislerin insanları kurşuna dizdikleri; TOMA'larla asfalta yapıştırdıklarından filan dem vurmaya başlıyorlar. Altlarına imzalarını attıkları sosyal medya mesajları ile hem de...

Gelişmeleri an be an takip ettikleri anlaşılan batılı mihraklar da, kendi ülkelerinde gıkını çıkarana bile mermi yağdırdıklarını unutmuş gibi, uzaktan destek atışlarına başlıyor, memleketimiz yönetenleri sağduyuya davet ediyorlar. Davet ettikleri yer, aslında sağduyu filan değil tabii. Gezi parkı ya da başka bahanelerle sokağa çıkanların ipleri kendi ellerinde olduğu için, onlara sokakta bir şey yapılmamasını ve bu arada kendi isteklerine, bunlar her neler ise artık, evet denilmesini talep ediyorlar aslında.

Üçüncü Köprü, Yeni Havaalanı, Kanal Projesi, Barış Süreci… Aklınıza gelebilecek bir sürü gelişmenin bazıları ya da hepsi birden, ülkemiz üzerine hesapları olanları rahatsız ediyor belli ki. Ve onlar da kolaylıkla yönlendirebildikleri ajanlarını harekete geçirerek, rahatsızlık verebilecek eylemlere start veriyorlar. Gönderdikleri mesaj, her ne ise artık, ilgili makamlar tarafından alınıyor ve gereği yapılıyordur muhakkak.

Esas mesele ise ‘içimizdeki beyinsizler'… Yok hayır, dolduruşa geldikleri için çağrıldıkları meydanlara gidip muhalefet yapıp, ‘nostaljik takılan' ya da ‘kurtlarını dökenler' den, yani oyuna getirildikleri açık olan ‘masum tipler'den bahsetmiyorum. Bu işleri tertipleyen, gereken hazırlıkları yaptıktan başka, bağlantıları kuran ve kitleleri harekete geçirerek -bazı mihrakların taleplerine rıza göstermeyen- yönetimi köşeye sıkıştırmaya çalışanlardan bahsediyorum.

Bunlar, ‘içimizdeki beyinsizler' yani, aslında işin ta başında bile ortalıkta olmayan Taksim Gezi Parkı konusu mesele olmaktan çıkmış olsa da, başka bahane bulmakta zorlandıkları için halen aynı adla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

Acaba alacakları ya da alacaklarını zannettikleri ücreti hak etmek için mi bunu yapıyorlar; yoksa iş teslimi (götürü) anlaşmışlardı da, artık yapacak bir şey olmadığı ortaya çıkmış olsa da, aldıklarını hak etmeye mi çabalıyorlar, bilinmez.

Artık ortada eylem yapılmasını gerektirecek bir şey olmadığı halde, kendisini Gezi eylemcisi olarak tanımlamaya meraklı olanların bulunduğunu görmek, tuhaf bir durum. Kendilerine Gezi eylemcisi ya da çapulcu denilmesinden hoşlananların, bu işi biraz -her nedense- romantik buldukları açık. Ancak Gezi Parkı yerinde durduğu, kimsenin bir şey yapmayacağı da kesin olarak belli olduğuna göre, halen oraya doğru hamleler yapmaları ve bu arada bol bol gazlanıp ıslanmaları, akıl işi değil. Ha, aslında esas olarak söylenmesi gereken şu: Kendilerine gezi eylemcisi diyen ve bunun romantik olduğunu düşünenler sebebiyle, gerçek romantikler Gezi Parkı'nın yakınından geçmeye bile korkar oldular artık; çünkü, gezi parkı eylemcilerinin aslında ne kadar vahşi olduğunun farkına varmış durumdalar.

İçimizdeki beyinsizlerle ilgili yapılabilecek fazla bir şey yok gibi; onlar doktorların ‘ne yerlerse yesinler' dediği durumdalar, belli. Ancak memleketimiz insanının onların gazına gelmemeleri için birtakım yollar bulmak ve bunu da acilen yapmak gerek!.

Ekrem Kızıltaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız