ABD-AB ve İsrail’i aratmayan liberal ve sosyalistler


ABD-AB ve İsrail’i aratmayan liberal ve sosyalistler


Zamana ve gelişmelere meydan okuyan öyle kesin ve keskin siyasi hükümler var ki; her biri için “en gerçekçi analiz, en sıhhatli tespit” muamelesi yapılır. Bu siyasi hükümlerin bütün testlerden başarıyla geçtiği ve hemen herkesin bu siyasal konseptlere göre hiza alması gerektiği iddia edilir.

Liberal felsefeye bağlı aktör ve kurumların hemen her zaman ve de mecburen darbe gibi zorbalıkların en üst düzeyde seyrettiği gelişmelere karşı pazarlıksız ve ilkesel olarak karşı çıkacağı bu hükümlerden biridir. Yine benzer bir hüküm sosyalist siyaset için de ısrarla beyan edilir: Her nerede olursa olsun sosyalistler halkın kararına saygı duyarlar ve halka karşı girişilecek küresel veya yerel saldırılara hiçbir biçimde meşruiyet tanımazlar.

Gezi’den Tahrir’e Canavarlaşan Ruh

Liberal ve sosyalist çevrelerin Gezi Parkı’nda Kemalist unsurlarla birlikte seçilmiş Hükümet’e karşı nasıl da askeri bir strateji yürüttüğünü şöyle bir hatırlayalım. Sosyalistlerin zaten epey zamandır Kemalist darbe girişimlerine eklemlendiğini biliyorduk da liberal çevrelerin bu süreçte ciddi ciddi darbe hevesine kapılacak kadar aklen ve ahlâken sefilleşebileceğini çoğu kimse tahmin etmiyordu. Ya da tahmin ediyordu da yakıştıramıyordu.


AK Parti iktidarı döneminde Ece Temelkuran, Nuray Mert, Nihat Genç gibi isimlerle başlayan Kemalistleşme-ulusalcılaşma trendi Gezi Parkı direnişiyle birlikte Cengiz Çandar, Murat Belge, Şahin Alpay gibi isimlere kadar uzanmış oldu. Sadece kullanılan literatür değil, Hükümet’e karşı geliştirilen strateji de çoktan İP-Aydınlık çizgisine yanaşmıştı bile.

Ergenekon’un akıl hocalarından Yalçın Küçük’ün bıraktığı boşluğu doldurmak maksadıyla olsa gerek Şahin Alpay ve Murat Belge erken seçim filan değil, acilen “Başbakan’a iş görmez raporu” alınması yolunda söylemler üretiyordu.

“Taksim Düştü” söylemi sadece Aydınlık, BirGün, Sol’un değil Taraf ve Cengiz Çandar’ın da analizlerinin eksenini oluşturuyordu. Liberallerin önce sosyalist, sonra da ulusalcı reflekslere sarılıp siyasetin rotasını sokaktan tırmandırılan şiddeti bir şantaj unsuru kıldılar.

Emperyalizme Ne Hacet, İşbirlikçileri Var Ya!

Gezi Parkı vesilesiyle sokağa hâkim kılınan şiddeti güçlü bir siyasi-toplumsal şantaj unsuru olarak öne çıkartıp yücelten, hatta dokunulmaz kılmak isteyenler sadece Kemalistler değildi.

Sol-sosyalist unsurlar kadar liberaller de Hükümet’in Kemalist-laik yaşam tarzını zayıflatacak hiçbir hamle yapmaması, toplumun İslâmî hassasiyetlerini hiçbir biçimde kamusal alana taşımaması hususunda devlet sınıflarıyla aynı kaygılar etrafında kenetlenmiş ve hücuma geçmişti.

Kamuoyunda Mısır’da Mursi’yi deviren askeri darbeyi AB ve ABD’nin kına(ya)madığı, İsrail kadar Suudi Arabistan, Suriye ve Bahreyn’in de askeri darbeyi alkışladığı gibi değerlendirmeler öne çıktı.

Ancak gözden kaçırılmaması gereken mevzulardan biri de Türkiye’deki darbeseverlerin Mısır’da da en çirkin halleriyle karşımıza çıktığıydı. Sözcü ve Aydınlık gibi süzme Ergenekonculara taş çıkartan BirGün, Sol, ve Yurt’un hemen yanında en net olarak Taraf’ı ve bazı liberal aydınları da görüyorduk.

Mesela bu çerçevede Zaman yazarı Şahin Alpay, “Yeni Mübarek-Yeni Firavun” söylemleri arasında demokrasinin seçimden ibaret olmadığı yönünde dersler veriyordu hepimize. Mursi yönetimi Milli İrade adına “halka kendi din anlayışı dayatmış” ve darbeye zemin hazırlamıştı. Şahin Alpay “kendi düşenin ağlamaz” diyordu.

Radikal yazarı Cengiz Çandar ise; her ne kadar “Türkiye’nin Mısır’dan ciddi farklarını göz önüne almalı, ‘paralellik’ aramamalıyız” diyorsa da Mısır’daki askeri darbenin gerekçesini “…‘laik diktatörlük’ yerini ‘İslâmcı otoriterlik’ ile değiştirince, 2011’de harekete geçen ‘devrimci dinamik’…” olarak izah etmeyi tercih ediyordu. Üstelik de “Sokaklardaki 30 milyon Mısırlı ‘darbe taraftarı’ olamaz herhalde?” ironisi eşliğinde.


Sadece siyaseti değil, toplumu da kendilerine karşı borçlu gören, siyaset ve toplumu bu sanal borç ile ipotek altında tutan liberal ve sosyalist çevrelerin vesayetini kökten ve acilen reddetmeliyiz.

Çünkü Türkiye’deki sosyalist ve liberallerin Mısır’daki liberal Baradey’den ve onun çağrısıyla hükümete darbe yapan General Sisi’den daha tutarlı, daha ahlâklı ve hukuka daha çok bağlı olduğunu zannetmek aklını peynir ekmekle yemek olur.

Milyonlarca insanla birlikte askeri darbeye karşı direndiği için Muhammed Mursi ve İhvan-ı Müslimin’e teşekkür etmesi ve ders alması gerekenler kalkıp da en edepsiz ve en çirkin edalarla onlardan hesap sormaya ve oh çekmeye kalkışıyorlar.

Şunu aklımızdan çıkarmayalım: Askeri cuntaya karşı çıkıp Mursi’yi destekleyen Erdoğan Hükümeti’ne demokrasi dersi verenler, “aklını başına al, seni de bekleyen akıbet budur” gibi şantajlara sarılanlar “Aydın Despotizmi”nin en lanetli temsilcileridir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız