Tayyip Bey'in Günah Galerisi

Tayyip Bey'in Günah Galerisi

Gezi Parkı ile başlayan ve yaygınlaşan eylemler bir çok açıdan değerlendirildi, yorumlandı.

Ama ilk kez Sayın Başbakan, ‘faiz lobisi ‘ ifadesini kullanarak dikkatleri hiç de hesapta olmayan bir yöne çekmeye çalıştı.Muhalefet partilerin temsilcileri bu ifadeyi ve bunun
arkasında saklı bulunan göndermeyi anlamadılar. Muhtemelen; Ak Parti'de siyaset yapan bir kısım arkadaşlar bile ‘bu da nereden çıktı ‘ demişlerdir. Esasında ‘faiz lobisi' ifadesi ile Sayın Başbakan'ın işaret ettiği uluslar arası küresel yapı ile siyasetçilerin tahayyül ettiği oluşum biri birinden çok farklı şeylerdir.

Sayın Başbakan bu ifade ile aslında bir tarih okuması yapmaktadır. Tanzimat'tan bu yana gelişen siyasi çalkantılardaki asıl faili ifşa etmektedir. Zira birazcık tarih bilgisine sahip olanlar bu ‘faiz lobisinin' bir Padişah, bir Sadrazam ve iki Başbakanı silah zoru ile makamından ettiğini ve bir Başbakan'ın da idamına yol açtığını bilirler.

Çok özet olarak bir tarih turu yapalım. Osmanlı İmparatorluğu 1854 yılında dış borçlanmalara başlamış ve 1874 yılına kadar 15 ayrı dış borçlanma yapılmıştı. Bu dönem içinde 239 milyon lira borçlanıldığı halde, hükümetin eline yalnızca 127 milyon lira geçmişti. Tam bu sırada Hersek isyanı, ardından da Sırbistan ve Bulgaristan isyanları patlak verdi. İsyanları bastırmak ve mali sorunları çözümlemek üzere Sadrazamlığa getirilen Mahmud Nedim Paşa, devletin ekonomik anlamda işgal edilmek üzere olduğunu gördü. Çok kritik bir karar aldı ve ödenmekte olan borç faizlerini % 50 indireceğini, bunun dışında faiz ödenmeyeceğini duyurdu. Bu karar Osmanlı Devlet Tahvillerini elinde bulunduran ve bundan korkunç karlar elde eden Batılı Bankerleri ve onların taşeronları konumundaki yerli rantiyecileri harekete geçirdi. Birkaç gün içinde Harbiye ve medrese öğrencilere sokağa döküldü. Beyazıt ve Sultan Ahmet meydanlarında toplana öğrenciler ‘Sadrazam İstifa ‘ naraları atmaya ve meydanlarda işgal eylemine başladılar. Ardından Mahmud Nedim Paşa sadrazamlıktan azledildi. Bankerler de rahat bir nefes alarak Osmanlı maliyesini soymaya devam ettiler.

Osmanlı dış borçlarının faizini dahi ödeyemez duruma gelmişti. Dış borcun faizini ödeyebilmek için yeniden borçlanıyor ve kambur büyüyordu. Tam bu sırada 2. Abdülhamit Han bu çıkmazdan kurtulmak için yeniden yapılandırma işine girişti ve borcun faizini değil, aslını ödemeye başladığı gün tahttan indirildi.

Osmanlı dış borcu ‘Duyun-u Umumiye ‘ Cumhuriyet döneminde de ödendi. Menderes 1954 yılında son taksitleri de ödeyerek bu defteri kapattı. Bu tarihten itibaren ‘faiz lobisi' yeniden harekete geçti. Korkunç bir ekonomik kıskaç başlatıldı. 1959 yılında ihracat ve ithalat ile ilgili çıkarılan bir yönetmelik nedeni ile 9 ay boyunca dış ticaret adeta askıya alınınca ‘lobi' düdüğü çaldı ve ardından Menderes'i idama götüren süreç başlamış oldu.

Duyun-u Umumiye bitmişti ama bu defa IMF borçlanması başlamıştı. Hükümetler IMF ile stend-by anlaşmaları yapmayı başarı gibi görmeye başlamışlardı. Özel bankalar kamuyu yüksek faizlerle borçlandırmakta ve akla ziyan karları yine kamunun sırtından yapmayı sürdürmekte idiler. Faiz Lobisi'nin yaşadığı bu ‘Lale devri ‘ merhum Erbakan Hoca'nın Başbakanlığı ile ciddi bir tehlike yaşamaya başlamıştı. IMF ile görüşmeyi bile reddetmeye temayüllü Başbakan Erbakan, dış borçlanmayı durduruyor, yerli kaynakları harekete geçiriyor, her gün ayrı kaynak paketleri açıklıyor ve üstüne üstlük havuz sistemini kurarak kamu maliyesinin hortumlanması uygulamasına dur diyordu. Tam da bunlar olurken bir trafik kazasından medet uman çevreler tıpkı bugün olduğu gibi tencere tava çalmaya, ışıkları söndürmeye ve gerginlik ortamı oluşturmaya çalıştılar. Tencere tava çalanlar bir şey kazanmadı ama onların tıngırtıları, Sincan'da yürütülen tanklarla birleşti ve milyarlarca dolar ‘faiz lobisinin' kasasına aktı. Lobi, mazlum İslam coğrafyasının göz bebeği ve umudu olan bir büyük devlet adamını sadece Başbakanlıktan uzaklaştırmakla kalmamış aynı zamanda siyasi hayatını bitirmek için siyasi yasaklarla ve akla ziyan ithamlarla mahkum etmeyi de ihmal etmemişti.

Tayyip beye gelince; O'nun günahları saymakla bitmez. IMF'ye olan borcun bittiğini ilan ettiği hafta bu eylemlerin başlamış olması acaba tesadüf mü diye sormaktan geçemiyorum. Peki ya Bankalar ile ilgili mali disiplini de içine alacak bir yasa çalışmasının başlatıldığı haberi ne kadar tetikledi olayları ?

Sadece bu mu?

Avrupa ülkeleri derin bir ekonomik kriz yaşarken Türkiye'nin yatırımcılar için cazibe merkezi haline gelmesi dünyadaki yerleşik yapıyı tedirgin etmeye yetiyordu.

Terörün sona erdirilmesi konusunda atılan adımın maliyetini hiç hesapladık mı acaba? Dünya uyuşturucu ticareti en önemli ve en verimli dayanaklarından birisini kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya. Bu lobinin yıllık cirosu kaç trilyon dolardır acaba ve kimlerin kasasına akmaktadır ?

Peki silah kaçakçıları zararlarını kimden tanzim edecekler? Ya silah fabrikaları ?

Sadece sigara ve alkol ticaretinin üç trilyon dolarlık bir ciroya ulaştığını biliyor muyuz? Sigara ve alkol ile mücadele akıl karı mı ? Irak Petrollerinden pay talep etme cüreti de nereden geliyor? Ya sömürülen Afrika ile ilgili projeler de nereden çıktı?

Çok kısa başlıklar halinde dünya ‘faiz lobisi' ve yerli taşeronlarının tarih içinde bize ödettikleri bedellerden sadece siyasi olanlarından bir kaçına işaret ettik.

Kısacası Tayyip Bey ‘faiz lobisi' derken nasıl bir kuşatma ile karşı karşıya olduğunu biliyor velakin bunu milleti ile paylaşma konusunda ciddi bir sıkıntı yaşıyor.

Ömer Vehbi HATİPOĞLU
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız