TAPINAK DARBESİ

TAPINAK DARBESİ

Şimdi yazacaklarım, Türkiye’de hiç yazılmamış bazı tarihi gerçekleri içeriyor. Bir skandalı. Bir dönem medyayı tekellerinde bulunduran kirli ellerin, kendileri de işbirlikçi oldukları için gündeme hiç getirmedikleri bilgileri…
Bu güne ışık tutması açısından…
İçine çekildiğimiz gizli bir savaşın kodlarını açık edip, sahnelenen felaket senaryolarını ifşa etmek amacıyla…



“İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca” misali…



Yıl 1960



Prof. Dr. Zafer Tunaya, dönemin etkin bir milliyetçi gençlik örgütlenmesi olan Türk Devrim Ocaklarının başına getirilir. Getirilme sebebi, aynı yıl gerçekleştirilecek olan 27 Mayıs darbesine zemin hazırlamaktır. Görevlilerden biri odur. Gençlerin hükümete karşı örgütlenip kışkırtılması ve üniversitelerde ayaklanmaların başlatılması gereklidir. Doğal olarak, böyle bir süreci yürütmek için paraya ihtiyaç vardır. Ancak henüz bu görev için “başla” talimatını almamışken, bir gün Eczacıbaşı’nın patronu Nejat Eczacıbaşı (Bülent Eczacıbaşı’nın babası), Tunaya’yı yanına çağırtır ve gizli bir toplantı yaparlar. O toplantıda Nejat Eczacıbaşı, “gizli görevli devrimcilere” yüklü miktarda para verir ve ardından kendilerine hitap ederek şöyle bir cümle kurar. “İsviçre’deki toplantıdan karar çıktı. Başlayın!”
Bir dönemin MİT yöneticilerinden biri olan kaynağım, uzun zaman önce bana bunu “off the record” yani “kayıt dışı” olarak anlatmıştı. O yüzden ismini vermeyeceğim.



Peki ama bu hikâyeyi neden şimdi anlattım? Çünkü “Tapınak”ı konuşacağız. Bugün de Türkiye üzerinde o gün olduğu gibi kanlı senaryolar yazıp oynatanları tanıma zamanı geldi.



Dönemin başbakanı Adnan Menderes’in ölüm fermanı, Eylül 1959’da, Yeşilköy’de Çınar Otel’de gerçekleşen gizli Bilderberg toplantısında yazılmış ve birkaç ay sonra İsviçre’de gerçekleştirilen gizli bir masonik toplantıda son rötuşları verilerek imzalanmıştı.



Derken Ankara ve İstanbul’da üniversite gençliği ayaklandırıldı ve bu illerde sıkıyönetim ilan edilmesi sağlanarak darbe zemini pekiştirildi.



Menderes’i ipe gönderen 27 Mayıs darbesi, “Tapınak”ın, Cumhuriyet kurulduktan sonra Türkiye’de gerçekleştirdiği ilk askeri darbeydi. Ama öncesi de vardı.



Osmanlı yıkılırken, “Tapınak”ın başındaki kişi Walter Rothschild’dı. Menderes zamanında ise Victor Rothschild ve ikinci adam olarak David Rockefeller vardı. Bugün ise başta Jacop Rothschild var ve David Rockefeller hala ikinci adam.




Tapınak derken, neyi mi kastediyorum? Tayyip Erdoğan’ın andığı “faiz lobisinin” ana merkezini. İsrail devletinin kurucusu olan merkezi. ABD’de, İngiltere’de ve Avrupa’da, kurduğu finansal örümcek ağları ve lobiler sayesinde Birinci Dünya Savaşından beri bu ülkelerin yönetiminde söz sahibi olan bir merkezi. Turgut Özal suikastinin emrini veren merkezi. Türkiye’de gerçekleşen bütün darbelerin arkasında olan küresel finansal eliti. Gladyo’yu Türkiye’ye sokup on binlerce ölüme sebep olanları. Ve daha birçok kanlı ve manipülatif icraatin arkasındaki itici gücü.



Peki onlara neden mi “Tapınak” diyorum? O da şimdilik bana kalsın.
Gel gelelim bugün, yine saldırıyorlar. Bugün, Türkiye’de müritleri olan Koç Holding’i kullanıyorlar. Doğan Medyasını, Şahenklerin Doğuş holdingini, Boyner’i ve bunlar gibi bazılarını kullanıyorlar. Eskinin Türk Devrim Ocaklarının yerini ise TGB (Türkiye Gençlik Birliği) gibi “devrimci gruplar” almış durumda.
Tehlike çok büyük. Baş destekçi Koç’lar. Her sene düzenlenen Bilderberg toplantılarının daimi katılımcıları. “Tapınak” yöneticilerinden Rockefellerlara ait Standart Oil şirketinin Türkiye temsilciliği ile büyüyen Vehbi Koç’un çocukları. Dünya petrol devi, Amerikan Merkez bankası Fed’in sahibi olan Tapınakçı David Rockefeller, Türkiye’ye geldiği zaman onu evlerinde ağırlayan Koç’lar. Yapı Kredi Bankasının sahibi, faiz lobisinin Türkiye temsilcileri. Öğrencileri, Gezi protestolarına katılsın diye final tarihlerini erteleyen, hükümet protestolarını teşvik eden Koç Üniversitesinin sahipleri. Protestocuların ağırlandığı Divan otelin sahipleri, darbe girişimcileri, vs., vs.
Gezi protestoları duruldu ama savaş daha bitmedi. Sırada Aleviler ve Kürtler üzerinden vurulması planlanan darbeler var. Bu bekleniyordu. İşte bu ikinci darbe, Gezi olaylarından çok daha tehlikeli.



Allah korusun, ülkeyi iç savaşa götürme potansiyeline sahip bir tehlike söz konusu. Bugün Diyabakır’ın Lice ilçesinde, karakol inşaatını protesto ederken asker kurşunuyla vurulduğu iddia edilen bir Kürt vatandaşımız hayatını kaybetti. Diyarbakır’da gergin bekleyiş sürüyor. Hükümetin düşmesi için çözüm sürecini baltalamaya çalışacaklar. Kürt sorununun çözümünde geri dönülmez bir noktadayız. Bu mesele çözülmezse Türkiye parçalanacak. Henüz kamuoyunda gündeme gelmedi ama dün gece yarısı (27.06.2013), Gezi protestolarını destekleyen Dersim’de, Kanoğlu köyünü Kalaşnikoflu iki kişinin basıp etrafa ateş açtığı ve gündüz vakti de yine silahlı kişilerin bir şantiyeyi bastığı bölgedeki kaynaklar tarafından aktarıldı. Cizre’de iki gün önce, yol kesip insanlara kimlik sorarak gövde gösterisi yapan maskeli militanların görüntüleri gündeme düştü. Bugün de Lice’deki olaylar. Olağanüstü Hal dönemlerindeki kontr-gerilla operasyonlarını hatırlatan olaylar, önümüzdeki süreçte artarak devam edecek gibi görünüyor.



Gençlere seslenmek istiyorum! Ortada, geçmişte olduğu gibi yine sizin üzerinize kurgulanmış bir oyun var. Türkiye’ye karşı açılmış gizli bir savaş var ve bu savaştaki bir numaralı hedef Başbakan. Eğer Tayyip Erdoğan, Menderes ve Turgut Özal gibi kurban edilirse, Allah korusun, ülke 90’lı yıllardan beter hale döner. 20 bin faili meçhulün yaşandığı yıllardan bahsediyorum. Ama sonuçları bu sefer daha beter olur ve sonunda Türkiye parçalanır. Şu anda, yürütülen operasyonu gören bir gazeteci olarak kendimi bunları yazmak zorunda hissediyorum. Duyduğunuz ve okuduğunuz her habere hemen inanmayın. Yalan, düşmanın en güçlü silahlarından biri. Sokaklarda kaos çıkarılmak isteniyor. Lütfen; sabır, sükunet, itidal! Fazla bir şey değil! Yüksek gerilimli günler geliyor. Birilerinin, düğmeye basmasına alışığız ama bu sefer düğmeye basanların da düğmesine basıldı. Tabii ayrıca burada hükümet ve devlet yetkililerine de büyük sorumluluk düşüyor. Lice’deki olay gibi durumlarda, sorumluların mutlaka bulunup cezalandırılması gerekiyor. Rosboski (Uludere) katliamının sorumluları için hala bir işlem yapılmadı. Mahkeme görevsizlik kararı alıp davayı askeri mahkemeye devretti. Yaşanan bu tür hukuk trajedilerinin önüne geçilmesi şart. Ayrıca halktan gelen -haklı veya haksız- tepkilere de itidalle yaklaşılması gerek. Şeyh Edebali’nin şu sözleri tüm devlet yetkililerinin kulağında küpe olmalı.



“Ey oğul! Artık bey oldun. Bundan sonra öfke bize, uysallık sana.”



Gerilimlerle dolu bu süreci Allah hayırlı bir sona erdirsin.



Hamza Yardımcıoğlu
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız