Sol sanat niçin darbeseverdir

Sol sanat niçin darbeseverdir?

“Milletimizin, Batı'yla temasta çürüyen kesimini oluşturur, sol aydın ve sanatçılar. Sol sanat, yozlaşmayı, çürümeyi ve kokuşmayı temsil etti sürekli bu yüzden.” diyen Mustafa Yürekli, solcu sanatçı kimliğinin tarihi, sosyal ve siyasal boyutlarını irdeliyor.

Levent Kırca, gezi olaylarını değerlendirirken, "Saldırı olunca deprem oluyor sandım. İnsanlar tencere tava ile dışarı çıktı. 50 yıllık bir sanatçı olarak ben halkımla, ben cumhuriyetçi arkadaşlarımla, ben ulusalcı kardeşlerimle gurur duyuyorum. Karşımızda bir kurtuluş savaşı var.” dedi. Kırca'nın bu sözlerini gazetelerden okuduktan sonra, zihnimi ‘solcu sanatçı' kavramı meşgul edip duruyor..

‘Solcu sanatçı' denilince, listenin birinci sırasında, inancının bedelini 1924 ile 1952 yılları arasında zindanda kalarak ödeyen Nazım Hikmet vardır.. Ömrünün en güzel yıllarında, kendini cezaevlerine kapatan CHP'ye ve İsmet İnönü'ye hayatı boyunca hiç ağzını bozmamıştır... Neden? Çünkü, sanatını saydırabilmek için Beyaz Türkler'le, bürokratik oligarşiyle kapışmamak gerektiğini biliyordu. Aynı Nazım, kendisini zindandan kurtarıp Rusya'ya kaçmasına göz yuman Menderes'e, 27 Mayıs'ta söylemediği söz bırakmadı. Bulgaristan'a geçip, Sofya Radyosu'ndan darbecileri destekledi. Nazım, gerçek iktidarın, Beyaz Türklerin, bürokratik oligarşinin karşısına dikilemedi hiç. Güç karşısında cesaret gösteremedi. Aynı Nazım, milli iradeye, millete, milli kültüre, tarihe küfür şampiyonudur oysa. Bu yüzden dünya çapında sanatçıdır. Orhan Pamuk, “Türkler üç milyon Ermeni'yi katletti.” deyip, 6 romanla Nobel Edebiyat Ödülü aldı. İkisi de Beyaz Türk'tür çünkü.

Tanzimat'tan beri, ülkemizde sanatçı olmak için Batıcı olmak gerekir. Batı'yla kültür savaşımızda, siyasi savaşta, milleti karşına almadan, tarihi karşına almadan, dini karşına almadan bir sanatçı olarak kendini Türkiye'deki Beyaz Türklere, bürokratik oligarşiye, kültür iktidarına, medyaya, üniversitelere kabul ettiremezsin çünkü. Medya, Beyaz Türkler'in elinde ya.. Solcu sanatçı imajı yapmak, lüks bir hayatı, her ihtiyacı karşılayacak ciddi bir serveti sağlıyor. Bu yüzden de tüm darbelerde soytarılığa soyunuyor, solcu yazarlar ve sanatçılar. Dizilerden, reklamlardan milyonları kazanan solcu sanatçılar, tencere tava çalma işi çıktı mı, kaçamıyorlar. Göcek sahilinde, bir yatın verandasında göbeğini kaşıyabilmek, orman arazisinde tripleks villada oturabilmek için, birkaç günlük Gezi eylemi meşakkatine seve seve katlanıyorlar.

Kırca, “Elli yıllık sanatçıyım.” diyor. Vatandaş sormaz mı, “Madem ki 50 yıllık sanatçısın, 27 Mayıs'ta ne yaptın, 12 Mart'ta ne yaptın, 12 Eylül'de ne yaptın, 28 Şubat'ta ne yaptın?” diye. Darbelerin dünya güçlerinin tezgâhı, müdahalesi olduğunu bilmeyen var mı? Darbeciler, sadece figüran. Solcu sanatçılar, darbeseverliğin emperyalizme hizmet etmek olduğunu, Batı'nın davulunu taşımak olduğunu bu halkın bilmediğini mi sanıyor? Sanatçı kime kafa tutuyor? Gözünü karartıp ağzını bozduğu güç, milli irade; yani sandıktan çıkmış bir iktidar, seçilmiş bir lider. Kenan Evren'e “Sonun darağacı!” diyebilmiş mi Levent Kırca? Hayır. Kırca, 12 Eylül sonrasında yıldızı parlayan bir oyuncu değil mi? Hikmet Kıvılcımlı'yı, Kemal Tahir'i ve Fikret Başkaya'yı bulursan, oturup konuşabilirsin, kitaplarını okuyabilirsin, ciddi, dürüst ve cesur kalemlerdir. Ya ötekiler? Milletimizin, Batı'yla temasta çürüyen kesimini oluşturur, sol aydın ve sanatçılar. Sol sanat, sürekli çürümeyi, yozlaşmayı ve kokuşmayı temsil etti bu yüzden.

Aydın olmanın, sanatçı olmanın evrensel ölçütleri vardır: Hakikate sadık kalmak, hakikate adanmak, canından olsa da, çıkarına uymasa da yalan söylememek.. Allah'tan başka hiçbir gücün karşısında eğilmemek, yürekli olmak; özgür olmak ve özgürlüğü savunmak.. Aydın, sanatçı ve yazar, en büyük ortak paydaya (maruf, ortak iyilik, Allah'ın emirleri) çağırır insanı ve böylece anıt bir şahsiyet haline gelir.. Mevlana, Yunus, Mehmet Akif, Necip Fazıl Kısakürek gerçek sanatçı olarak ölümsüzdürler.. Eserleri, her çağda, yeryüzünün her köşesinde hakikate çağırır insanı. Sanatçı, halkın sözcüsü ve kılavuzudur bu üç niteliği sayesinde. Sanatçı, şiddeti tetikleyen düşüncenin her zaman karşısındadır. Yıkıcı değil, yapıcıdır. Onun dili, barışın dilidir, bozgunculuk yapmaz. Çıkarı için toplumu ateşe atmaz. Sanatçı omurgalıdır; evrensel değerleri, evrensel ilkeleri savunur.. Sanatçı, milletinin hizmetindedir. Söyleyeceğini, eserleriyle söyler. Sanat dışı ilgiler, söylemler sanatçıya yakışmaz. Sanatçı, ucuz kahramanlıklara, günübirlik ilgilere tenezzül etmez.

Levent Kırca, katıldığı canlı yayında, “Kendini Adnan Menderes'e benzeten Erdoğan'ın neredeyse finali de Adnan Menderes gibi olacaktır.” dedi. Güldüm. Kim gerçekten sonunun ne olacağının bilebilir ki?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız