SİLAH SENİN OMZUNDA TETİK BAŞKASININ ELİNDE

SİLAH SENİN OMZUNDA TETİK BAŞKASININ ELİNDE

Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, Gezi Parkı bahanesiyle başlayıp ülkenin çeşitli yerlerine yayılan olayların arkasında kimler olduğunu ortaya koyan bir analiz kaleme aldı. İşte önemli bilgiler içeren o analiz:

Başbakan Erdoğan’ın 3. köprü ve Osmanlı bayrağı çıkışlarıyla belli çevrelerde Osmanlı düşmanlığı bir daha hortladı. Osmanlı’ya Haçlı Seferleri şeklinde kimler saldırmışlardı? İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ruslar, Yunanlar ve onların içerideki ve dışarıdaki diğer iş birlikçileri.

Peki Osmanlı’ya Cumhuriyet tarihi boyunca kimler saldırıyor? CHP zihniyeti ve Osmanlı’yı yıkmak için saldıran ülkelerin yerli ve devşirme iş birlikçileri.. Başbakan Erdoğan, Erzurum mitingindeki konuşmasında “Evlerinize ay yıldızlı bayrağımızı asın. Bayrağın üzerinde başka işaret olmasın. İsterseniz üç hilalli bayrağı da asabilirsiniz. O da Osmanlı’nın bayrağıydı” dediğinde malum kesimler Osmanlı nefretini bir kere daha kusmaya başladılar.

Kendi tarihinden bu denli nefret eden bir millet hatırlıyor musunuz? Bir millet kendi tarihine karşı böyle bir nefret besleyebilir mi? Çünkü yanlış bile olsa kendi tarihidir. Bunlar Osmanlı tarihinden nefret ediyorlar. Çünkü kendilerini o millete ve o tarihe ait görmüyorlar. Kendilerini Osmanlı’ya karşı savaşanlara daha yakın görüyorlar. Çünkü her şeylerini Osmanlı’ya karşı savaşanlara borçlular. Aidiyetleri de ona göre şekilleniyor.

Sözcü, Yeniçağ, Aydınlık, Yurt gibi gazeteler, yıllardır Ak Parti hükümetlerini “ABD’nin taşeronu,” “BOP’un eş başkanı,” “Batı’nın iş birlikçisi” gibi gösterdiler. Her buldukları konuşmayı, videoyu, fotoğrafı şişirerek kendi içi boş argümanlarını güçlendirmek için kullandılar. Yalan üzerine senaryolar yazdılar. Ama bu balon başlarına patladı. Ama bu balonun güm diye patladığını hala anlamış görünmüyorlar! Balon nasıl patladı biliyor musunuz?

Balon Taksim’de patladı.

Neden Taksim’de patladı? Şimdi geride kalan bir aylık provokatif eylemler sürecini yeni baştan düşünün. “Gezi Eylemi” başlığına gizledikleri “Çevreci” görünümlü bu kirli eylemleri, bidayetinden itibaren gözünüzde yeniden canlandırın. Eylemleri yapanların önemli kesimleri kimlerden oluşuyordu?

Bu provokatif eylemleri yapanlar, destekleyenler, kışkırtanlar, yayanların omurgası, CHP başta olmak üzere lideri Ergenekon tutuklusu olan İşçi Partisi gibi ulusalcı sol kesimlerden oluşuyordu. Ayrıca, adına kısaca Beyaz Türkler denilen menfaatçi çıkar çevreleri, kendilerini “Devrimci” diye nitelendiren TKP, EMEP, ÖDP, DHKP-C mensupları, Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP Genel Merkezi ile sorunlu olan bir kısım ulusalcı MHP’lilerden. Dolduruşa gelmiş bir kısım Alevilerden. Kendilerine sahne ismi olarak “Antikapitalist Müslümanlar” adını takmış olan küçük bir gruptan oluşan Provokatif Müslümanlardan. Kendilerini işsiz ve boşlukta hisseden bazı maceraperestler ile karışıklıktaki fırsatlardan yararlanmak isteyen bazı kriminal gruplardan meydana geliyordu.

Bu grupların amacı Gezi Parkı’nı kurtarmak mıydı? Kesinlikle hayır. Çünkü yaptıkları çevre tahribatı ile binlerce Gezi Parkı yapılabilecek bir zarar verdiler. Bunların amacı açıkça hükümeti devirmekti. Hükümeti devirmek maksadıyla ekonomiyi ve bilişim alt yapısını çökertmek için siber saldırılar yaptılar. Başbakanlık ve başbakanın konutunu işgal etmek istediler. Taksim’i Tahrir’e benzetmeye kalkışarak devrim mesajı verdiler. “Maksat Gezi Parkı değil. Anlamadın mı?” diyerek amaçlarının “çevre” olmadığını ve niyetlerini açığa vurdular.

Yeniden hatırlatıyoruz. Yukarda sıraladığımız bu grupların tamamına yakını Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümetlerini ABD taşeronu ve ABD iş birlikçisi olarak gösteren kesimlerden müteşekkil.

Şimdi geldik işin püf noktasına. Eğer ABD ve Batı, Tayyip Erdoğan ve hükümetinin yanında ve Türkiye’deki hükümet Batı ile iş birliği içinde ise olması gereken şey nedir? Hükümeti devirmeye yönelik böylesine bir saldırı karşısında Tayyip Erdoğan hükümetinin arkasında durmak değil midir? Peki ABD başta olmak üzere Avrupa’dan Tayyip Erdoğan ve hükümete bir destek gelmiş midir? Cevap: Kesinlikle hayır. Peki ABD ve önde gelen Avrupa ülkelerinden kimlere destek gelmiştir. Türkiye çapında Tayyip Erdoğan hükümetine karşı provokatif eylemleri organize eden, yapan, destekleyen, beleyen CHP, TGB, ulusalcılar ve kısaca bu eylemleri yapanlara destek gelmiştir. Üstelik bu destekler sistematik biçimde ABD ve Avrupa’nın hem hükümetlerinden hem de medyasından gelmiştir.

Bu tablo neyi gösteriyor? Açık açık söyleyelim. Bu tablo Türkiye çapında provokatif eylem yapanlarla bu eylemlere dışardan destek veren Amerika ve Avrupa’nın aynı safta olduklarını gösteriyor. Artık bu tablo tüm çıplaklığı ile ortada duruyor. Sözcü, Aydınlık, Yeniçağ, Yurt ve Taraf gibi operasyonel unsurlar, bize gazetecilik yaptıklarını anlatmasınlar.

Artık CHP çıkıp da ABD ya da kapitalizm karşıtı olduğunu söylemesin. Doğu Perinçek ve takımı ABD karşıtlığından ve bağımsızlıktan söz etmesin.

Adına Gezi Parkı eylemleri denilen derin provokasyonlar, olayların başından bu yana söylediğimiz gibi ABD’nin Başkan Obama’ya da karşı olan Neoconları, Avrupa’nın önde gelen devletleri, İsrail ve İran’ın da içinde olduğu bir koalisyonun yerli iş birlikçileri ile beraber “Yeni Türkiye’ye” karşı bir darbe girişimiydi. Daha önce denedikleri askeri darbe girişimleri, partiyi kapatma hamlesi ve finans saldırılarında hezimete uğradıkları gibi, bir kere daha mağlup oldular. Olan ülke içinde kullanılan figüranlara oldu. Bu saldırılar, Yeni Türkiye’nin kendi tahkimatını daha da güçlendirmesini sağlayacak.

Neoconlar, bazı Avrupa ülkeleri ve İsrail, 6 ay öncesine kadar silahlarını PKK’nın omzuna koyarak Türkiye’ye ateş ediyorlardı. Artık bunu kullanamıyorlar. Ama bu defa silahı ülke içinde başkalarının omzuna koyup öyle ateş ediyorlar. Halk zannediyor ki omzunda silah olan ateş ediyor. Halbuki tetik arkada başkalarının elinde. Bu gerçeği artık hepimizin görmesi gerekiyor.

Alper TAN
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız