Oralardan öyle mi gözüküyor sahi

Oralardan öyle mi gözüküyor sahi?

Pes' mi, ‘yuh'mu ya da bambaşka bir şey mi?.. Bu kadarına ne denilebilir, bilinmez…

Birileri, gözlerimizin içine içine bakarak hem de; birkaç ağaç bahane edilerek baştalılan olayların son derece normal, vandallaşan gelişmeler karşısında polisin müdahalelerinin ciddi şekilde yanlış ve iktidarın tavrının da çok ‘buyurgan' olduğunu tekrarlayıp durmakta kararlı…

Hani yanılıp da, ‘eylemler yönünden şaştı ve istenmeyen olaylar yaşandı' gibisinden, suya sabuna fazla dokunmayan bir şeyler olsun söyleseler bari… O da yok!

Bir söylemedikleri şu kalıyor: “Polis kenara çekilmeli, iktidar da yönetme işini bize devretmeliydi, bizim niyet ve beklentimiz bu idi çünkü…”

Birilerinin Taksim Gezi Parkı'nı vesile ederek yaşattıklarının; onca kırıp dökülene, milyonlarca liralık maddi zarara ve 4 kişinin hayatına mal olmasına rağmen, nasıl olup da masum eylemler olarak yorumlanabildiği, üzerinde ciddi ciddi durulması gereken bir husus.

Nihai olarak 100 milyon liranın üzerinde (eski hesap 100 trilyon lira!) zarara sebebiyet veren bir sürecin, masum gençlik eylemleri; etrafı yakıp yıkan ve dahi yağmalayan vandalların, haklarını talep eden barışsever gençler olduklarını hala söyleyebilmek, ne menem bir iştir?..

Hep söylenegeldiği gibi yapıp, içlerinde masum olanların istisna olduğundan bahsetmenin ne anlamı var artık?.. Nasıl bir yeşil sevgisidir ki bu, vandallığın en uç örneklerini sergilemekten kaçınmayan marjinal grupların akıntısında kaybolmaya itiraz bile edemediler?..

Nasıl bir zihniyet, polisleri sürekli olarak tahrik eden ve onlara taşlarla, bilyalarla saldıranların ‘polislere karanfil uzattığını ileri sürebilir?..

Ya da soruyu şöyle sormak gerek: Sürecin taraftarı olanların baktıkları yerden öyle mi gözüküyor sahiden?..

Taksim'i 20 gün girilemez hale getiren, turizm merkezi olan bölgedeki otellerin tamamen boşalmasına ve çevredeki işyerlerinin yakılmasına, yıkılmasına, yağmalanmasına; kamu ve şahıs araçlarının tahribine sebep olan bir sürece ve onu yaşatanlara övgülerde bulunmak, nasıl bir ruh halinin eseridir?..

Olup bitenleri övme konusunda birbirleriyle yarışa giren siyasetçiler, gazeteciler ve sözüm ona sanatçılar; bütün dünyanın gözleri önünde cereyan eden bir vandallığı görmezden gelip, sadece kanuni vazifelerini yapmaya çalışan güvenlik güçlerini suçlamakla, ne kazanacaklarını ümit ediyorlar acaba?..

Sokaklardan sökülen parke taşları ve sapanlarla atılan çelik bilyalarla saldırılan polislerin kullandıkları suda bile kimyasal aramaya kalkışan zihniyet, bütün olup bitenlerin insanımızın gözleri önünde olup bittiğinin ve söylenilen her sözün kayıt altına alındığının farkında değil mi?..

En önemli soru da şudur: Taksim Gezi Parkı'ndaki üç-beş ağaç bahane edilerek başlatılmaya çalışılan kaos ortamı sonrası, hükümetin iş yapamaz ve ülkeyi yönetemez hale gelebileceği ve buradan kendilerine bir ekmek çıkabileceği ümidine kapılanlar; ne olur ne olmaz diye düşünerek, bir kerecik olsun göstericilere dönüp, vandallık yapmamaları çağrısında neden bulun(a)madılar acaba?..

Bir yerlerden, bu girişimin mutlaka neticeye ulaşacağı, hükümetin yönetemez hale gelip, işleri kendilerine bırakmak zorunda kalacağı garantisi(!) mi almışlardı yoksa?..

Bu ülkenin insanına mal ve hizmet satan koca koca kuruluşların tepe noktalarında bulunan kişiler hele… Vaktiyle ülkeyi yönetebiliriz zannıyla karşısına çıktıkları milletten, defalarca ‘işini yap, siyasete heveslenme, bu iş sizin harcınız değil' cevabı almış olmalarına rağmen, nasıl olup da bu kumpasın içinde yer alabildiler?.. Ve bunun için kimlerden ne gibi garantiler aldılar?.. Açık açık ‘çapulculuğa' soyunan bu zevzeklerin, kendi iradeleriyle böyle bir karar verebilmeleri mümkün değildir çünkü. Malum, sermaye korkaktır…

Bu işler, onların baktıkları yerden, hakikaten öyle mi gözüküyor acaba?..

Ekrem Kızıltaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız