hollywoodun cinleri

“Cinleri de insandan önce dumansız ateşten yaratmıştık.” Hicr Suresi 27.Ayet

Ayetlerin bildirdiği üzere ifrit ve cinler dumansız ateşten yaratılmışlardır. Ayetlerin Arapçasında “ma’ric” ve “semum” ifadeleri yer alır. Bu ifadeler, ‘ateşin özü’ ve ‘saf alev’ anlamlarına gelir. Ateş, dumanını, bir maddeyi tutuşturduğu vakit çıkarır. Yine bir madde yakıyorsa bildiğimiz kırmızı renge bürünür. Maddeyle temasa geçmeyen ateş, mavidir ve bu ateş enerjinin kendisidir.



Dumansız ateşin yani enerjinin renginin mavi olduğunu, elekromanyetik alanların, elektrik dalgalarının, aura ışınlarının ve cisimlerin enerji bedenlerinin fotoğraflarını çekmekte kullanılan kirlian fotoğrafçılığında görüntülerin genel olarak ‘mavi’ renkte yakalanmasından da anlayabiliriz. Birkaç örnek verelim:



Kirlian fotoğrafına mavi dalgalar şeklinde yansımış parmaklar ve yaprak.






Yoncaların kirlian fotoğrafı.





Mavi ışın topu şeklinde salyangoz.



Örnekler çoğaltılabilir. Kirlian fotoğraflarının genelinde maddelerin enerji formlarının ve insan auralarının mavi renkte olduğunu görebilirsiniz.



Sonuç olarak, cinler dumansız ateşten yani enerjiden yaratıldığına göre onların mavi renkli olduğu düşünülebilir.



Şirinler çizgi filmini bilmeyen yoktur herhalde. Çoğumuz, üzerinde düşünmeden izlemişizdir çünkü çizgi filmlerin, üzerinde düşünülecek bir yanı yoktur. (?) Oysa öyle mi? Yakın zamanda Şirinler’in komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla karşılaştık. Mantıklıydı çünkü Şirinler’in yaşam biçimi gerçekten de komünal yapıdaydı. Öyleyse bile, acaba sadece komünizm propagandası mı var Şirinler’de? Şirin Baba’nın Karl Marx’a benzemesi, Şirinler köyünde her Şirin’in her şeyden eşitçe faydalanması, köyde dini hiçbir yapının yer almaması gibi nedenler, buna, bizi inandırabilir, fakat bu her şeyi açıklar mı? Şirin Baba neden her sorunu büyü ile çözmeye çalışır? Neden ormanın derinliklerinde, gizli yaşarlar, kimseye görünmezler? Neden mavidirler?
Bu soruları İtalyan araştırmacı-yazar Antonio Soro cevaplıyor:



Soro, ‘Şirinler, Gerçek Bilgi ve Masonluk’ adlı kitabında her bir mavi şirin yaratığın gnostik (tanrının sırrını bilgi temelinde arayan felsefik akım) karakterinde en gizli mason localarından birini sakladığını açıklar.
“Şirin Baba karakteri bu mason locasının Büyük Üstadı. Şirinlerin renklerinin de masonik bir yorumu var: Mavi, gnostik ekolde Gizemli ‘Tanrı’nın (Lucifer) çocuklarını (cinler); beyaz, saflığa özlemi; Şirin Babanın kırmızı külahı da ruhun ateşini simgeliyor. Erkek şirin sayısının 99 olması masonluğun kademelerini temsil ediyor..”



Soro’nun analizine şunu da ekleyebiliriz: Gargamel keşiş cübbesiyle ‘din’i sembolize eder ve Şirinler’le devamlı çatışma halindedir. Bu, cin-şeytanlarının, insanı daha şerefli ve değerli gören din olgusuyla olan çatışmasını satır arasında vermektedir.





1923 yılında 33. derece bir mason olan Walt Disney tarafından kurulan Walt Disney Company’nin ürettiği çizgi filmlerden biri: Alaaddin’in Sihirli Lambası. Bildiğiniz üzere Alaaddin isimli bir köylü, bulduğu bir lambayı ovalıyor ve lambanın ciniyle karşılaşıyordu. Cin, ruhunu satması karşılığında kendisini prense çeviriyor ve her istediğini yapmak üzere lambada hazır bulunuyordu.
Lambanın cini, görüldüğü üzere mavi renkte.



Yine 33.derece bir mason olan Ted Turner’ın sahibi olduğu Cartoon Network kanalında oynayan çizgi filmlerden biri Foster’ın Hayali Arkadaşlar Evi. Çizgi filmdeki çocuğun ‘hayali’ arkadaşı Bloo karakteri mavi bir battaniyedir, yani bir hayalettir.



İngilizce’deki ‘ghost’ kelimesi hayalet yani ‘cin’ anlamına gelir. Paganizm ve Şamanizm dışında hiçbir dinde hayalet inancı yoktur zira bu inançlarda da hayalet denilen şey, ‘cin’e tekabül etmektedir.

Çocuğun hayali arkadaşının bir ‘cin’ olduğu açık ve yine mavi renkte tasarlanmış olması tesadüf mü acaba?


‘Canavarlar ve Uzaylılar’ isimli bu çizgi film 2009 yılında DreamWorks tarafından gösterime girdi. Filmdeki Bob isimli bir karakterin tek gözlü oluşunun bizlere ‘Deccal’i çağrıştırması pek doğaldı zira Hz. Muhammed (s.a.v) ‘O’nun tarifini zamanında yapmıştı:



“Hiçbir peygamber yoktur ki ümmetini tek gözlü Deccal’den uyarmış olmasın. Dikkat edin O’nun bir gözü kördür. Rabbiniz olan Allah ise tek gözlü değildir. ” (Buhari, Fiten, 26)



Yine Deccal’in tek gözlü olluşuna, Eski Ahit de gönderme yapar:



“Kılıç onun sol kolunu ve sağ gözünü vursun. Kolu tamamen kurusun, sağ gözü kör olsun!” (Zekeriya 11/17)



Çizgi filmdeki bu karakter şüphesiz Deccal’i temsil etmektedir, mavi renkte olması da manidardır. Zira kimi İslam alimine göre, Deccal, cin taifesindendir. Tek gözün birçok kaynakta ‘İblis’in gözü’ olarak tarif edilmesi de bu yüzdendir.



80’lerin meşhur çizgi filmlerinden biri Captain Planet. Şimdilerde Cartoon Network tekrar yayınlamaya başlamış. Çizgi film, 5 gencin, Gaia’dan aldıkları element yüzüklerini, herhangi bir problemle karşılaştıklarında, birleştirerek Captain Planet isimli bu mavi varlığı çağırmalarını konu alıyor. Gaia, bilindiği üzere mitolojideki Toprak Ana. Toprak, hava, su, ateş ve sevgi bu bahsedilen elementleri oluşturuyor. Ayrıca mitolojiden ve ezoterizmden birçok alıntıyı da çizgi filmde görmek mümkün. Paganist mesajlar içermesinin de yanı sıra çok daha tehlikeli bir mesaj içermektedir ki bu, toprak, hava, su, ateş ve sevgiye hükmedebilen bir cin ile problemlerin çözülebileceği düşüncesidir.



McDonald’s’ın çocuk menüsüyle birlikte hediye ettiği Jack Frost’la, çocuğunuz, yeğeniniz ya da kardeşiniz vasıtasıyla tanışırsanız, etiketteki ‘buz cini’ yazısını okuduğunuzda O’nun bir cin olduğunu anlar ve ‘nasıl olur da çocuklara böyle oyuncaklar verebilirler?’ diye düşünebilirsiniz. Fakat biraz geç kaldınız, çünkü çocuklara göre sakıncalı bulduğunuz ‘o şeyler’, bir çocuk filminde baş rolde oynuyor.


Yazar William Joyce’un ünlü çocuk kitapları serisinden uyarlanan bir film: Efsane Beşli. Filmde, Noel Baba, Diş Perisi, Uyku Perisi, Paskalya Tavşanı ve Jack Frost isimli bir buz cininin ‘Kara’ adında kötü bir ruha karşı birleşerek mücadele etmesi anlatılıyor. Bu sefer, her şey ortada; onlar peri ve cin. Dikkatinizi çektiyse diş perisi, paskalya tavşanı ve Jack Frost maviler içerisinde.



Hazırlığı ve çekimleri yaklaşık 11 yıl süren, dünyanın en büyük şirketlerinden The Coca Cola Company tarafından da finanse edilen, 200 milyon dolar bütçeli bir James Cameron filmi: Avatar.


James Cameron, Alien, Terminatör 2 ve Titanic filmlerinin de yönetmeni. Alien’ı ve Terminatör 2 filmlerini izleyenler bilir, ana temaları neredeyse aynıdır. İlkinde ‘insanlığı tehdit eden uzaylılar’a karşı, diğerinde ‘insanlığı tehdit eden makinalar’a karşı bir ‘kurtarıcı mesih’ bekleniyordu.



James Cameron’un Avatar filminde aynı temayı kullanmadığını sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Filmin konusuna kısaca değinmek istiyorum: Pandora isimli gezegendeki değerli bir madene göz diken Amerikalı bir şirket, avatar bedenler üreterek Pandora halkı olan Na’vileri, orayı terk etmesi için ikna etmeye çabalar. Gönüllü bir askeri avatar bedeninde Pandora’ya gönderirler. Bu kişi sonradan Na’vilerin sevgi ve barış dolu gördüğü yaşam felsefesini tercih ederek, bağlı olduğu şirkete karşı çıkar ve Na’vilerle birlikte, küresel gücün adamlarıyla savaşır. Savaşı kazanırlar. Asker, Hayat Ağacı dedikleri Eywa’ya bağlılığını sunar ve avatar bedeninde kalır.



Biraz düşünürsek anlayabiliriz ki burada Avatar, ‘kurtarıcı mesih’in ta kendisidir. Tabiat Ana’ya(Eywa) tapınmakta olan, doğayla tam bir uyum içerisinde, paganist bir kültüre sahip Na’vileri, dünyanın merhametsiz ve kötü insanlarından, kurtarmıştır. Güç, silahtan değil, Şamanist felsefeye dayalı doğa sevgisinden doğmuştur. Elbette bu Şamanist felsefe cinlerle temastan doğan bir felsefedir.
Buradaki mavi derili, domuz-aslan burunlu, iri sarı gözlü ve sivri kulaklı Na’viler, cinlerin ta kendisidir ve film aracılığı ile kutsanmışlardır. Yine ‘kurtarıcı mesih’in bize göre Deccal’in, onlardan olması da son derece manidardır.



Cinlerin kutsanması söz konusuyken, bunun için çeşitli yollar izlediklerini söylemeden geçemem. Bunlardan en etkilisi bana kalırsa ‘süper kahramanlar’ yaratmaktı.



1939 yılında, bir Mason olan Martin Goodman tarafından kurulan Marvel şirketi, kurulduğu günden bu yana masonik çizgisini, düsturlarına uygun seçtikleri yazar ve çizerlerle daima korumuş, filmlere uyarlama çizgi-romanlarla adını sıkça duyurmuş ve belli bir hayran kitlesine ulaşarak bugünlere kadar varlığını sürdürmüştür. (Şirket, 2009 yılında Walt Disney Company’e satıldı). Marvel’in masonik çizgisini anlayabilmek için çıkardığı çizgi-romanlardaki karakterlere bakmak yeterli olacaktır. Burada, karakterlere tek tek değil de topluca bakarsak daha sağlıklı bir analiz yapabiliriz.















X-men serisindeki mutantlardan birkaçı.
Neden mavi renkteler?



Soro, gnostik ekolde mavinin, cinlerin rengi olduğunu zaten söylemiş. Biz de yaratılışlarının dumansız ateşten olduğunu ve bu ateşin de renginin mavi olduğunu anlattık. Marvel Comics’in çizgi-roman karakterlerinin neredeyse tamamının mavi renkte ya da mavi kostümde oluşunun mantıklı olan tek bir açıklaması varsa bu da ‘kasten’ bu rengin seçilmiş olmasıdır. Karakterlere baktığımızda mutantlar, uzaylılar, demonlar (şeytanlar), kontrollü ortamlarda geliştirilen ya da kazara yeni özel güçler kazanan insanlarla karşılaşırız. Uçabilir, ateş topuna dönüşebilir, şekilden şekle kılıktan kılığa girebilir, maddeye nüfuz edebilir, düşünce okuyabilir (telepati), görünmez olabilirler vs. Bunlar Marvel’in karakterlerinin genel özellikleri. Peki, bu özelliklere, esasta, cinlerin sahip olduğunu biliyor muydunuz? Gerçeği şudur ki, cinlerin özellikleri Marvel karakterlerine giydirilmiştir. Fakat buradan her bir karakterin cin yahut ifrit olduğu anlamı çıkmamalı. Bazı karakterlerin ‘cinleri kutsama adına’ var olduğunu izahına çalışıyorum. Misal, Clark, insan olarak dolaştığı saatlerde dikkate alınmaya değmez ve önemsizdi. Peter, ‘arka sıradakiler’dendi, Steve de öyle. Fakat hepsi de o mavi ‘süper kahraman’ kostümlerine büründüğünde alkış topladılar, sevildiler, sayıldılar, insan olarak asla yapamayacakları işler başarıp, insan olarak göremeyecekleri değere kavuştular. Biz bu senaryodan ne anlam çıkarmalıyız? Aşağılananın, hor görülenin ‘insan’ olduğu açık. Peki kutsanan kimdir/nedir? Doğa-üstü birtakım özelliklere/güçlere sahip olmakla, mavilere bürünmekle kimlere/nelere gönderme yapılıyor?



Apocalypto filminin bu sahnesinde ‘esirleri niye maviye boyadılar?’ sorusunu sordunuz mu? Filmin yönetmeni ve yapımcısı Mel Gibson film hakkındaki röportajında şunları söylemişti: ‘Filmde, tarihi hiçbir gerçek atlanmadı, hiçbirine dokunulmadı, üzerinde oynanmadı. Tapınakların film için restore edilmesine de karşıydık. ’Mayalar’ın ve Aztekler’in, paganist bir inançta olduğunu, Baş Tanrı saydıkları Kukulkan için yılın belli dönemlerinde kurban sunma ayinleri yaptıklarını tarihçiler yazar. İlk dönemlerde sadece hasadın azlığından sebep, tarımda daha çok verim alma arzusuyla Kukulkan’a yalvarır ve kurban adarlarken, zamanla ne tür bir sorunla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar çözümü kurban adamakta bulmuşlardı, bu da çevre klanlar ve kabilelerin nefretini kazanmalarına yol açmıştır. Öyle ki, Meksika’yı sömürme amacıyla gelen İspanyollar ve komutan Hernan Cortes’e ‘kurtarıcı’ nazarıyla bakmışlardır. Şimdi biz tekrar sorumuza dönelim. Aztekler, Kukulkan’a sunacakları kurbanları boyuyorlardı çünkü yönetimde söz sahibi, soylu sınıfın ve kralın sözünü dinlediği ‘kahin’ler böyle bildiriyordu. Kurbanları maviye boyama, gelişigüzel bir ritüel değildi. Mavi, gelişigüzel seçilmiş bir renk değildi. Kahin, cin-şeytanlarla temasa geçiyor ve onlar ne istiyorsa, kahin onu aktarıyordu. Filmdeki, kurban adayış sahnesini hatırlayın. Kahin arkada tütsü yapıyor ve birtakım sözcükler fısıldayıp duruyordu. Maviye boyuyorlardı çünkü bu sayede kurbanlar kutsanıyor ve ‘bayağı’lıktan çıkıyordu, kurban edilen sadece basit bir ‘insan’ olmuyordu, bu onlar için Tanrı’ya en iyiyi sunma yoluydu.


Tanrıları olan Kukulkan’ın ise İblis olduğunu söylemeye gerek yok herhalde.



Söz konusu ‘Tanrılar’dan açılmışken mavi renkli olanlarından örnek vermemek olmaz. Bu en önemli Hint Tanrısı, Krişna. O’nu tüm resim ve heykellerinde ‘mavi’ renkte görürsünüz. Krişna’nın rengi yine Hintliler tarafından seçilmiş, uydurulmuş bir renk değildir. O’nunla iletişime geçen kahinlere mavi olarak görünmüş ve kahinler de nasıl gördüyseler insanlara o şekilde tarif etmişlerdir. Krişna’ya tapınan milyonlarca insan, O’nu ne şekilde tarif ederse ya da ne olarak tahayyül ederse etsin, O’nun bir cin-şeytanı olduğu gerçeği değişmeyecektir. Açıkçası “Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.” (Nisa suresi, 117. ayet)


Bu da diğer bir Hint Tanrısı Shiva






Yunan Tanrılarından biri Kernunnos


Şimdi, esas sorulması gereken soruya gelelim. Cinlerin öz renginin mavi olduğunu anladığımıza göre kim/kimler, hangi amaçla, bu varlıkları paravan kılıklarda hayatımıza sokuyor? Şimdiye kadar sunulan örnekler, dikkat ettiyseniz Mason çizgi film, film, çizgi-roman şirketlerinin yaratmış olduğu veya kahinler aracılığıyla halk arasında yayılmış karakterler üzerineydi. Kahinler temasa geçtikleri cin-şeytanları, özellikleri ve güçleri bakımı ile insanoğlundan üstün tutmuş ve onlara Tanrılık atfetmişler yahut cin-şeytanlarının kendilerine tanrılık atfetmelerine kanmışlardır.



Masonlar, Süleyman Tapınağı inşasında görev alan cinlerdi. Kur’an onlardan şu şekilde bahseder: “Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, zincirlere bağlı olarak diğerlerini de, O’nun(Süleyman) emrine verdik.”(Sad, 38/37-38) Mason kelime anlamı olarak, duvar ustası demektir zaten. Yine, Eski Ahit Krallar 7 bölümünde, Hiram Usta’nın, Mabed’i yapım aşaması detaylıca tarif edilir. Eski ahit’te sözü edilen Hiram Usta da bir duvar ustası yani Hz. Süleyman’ın hizmetlisi olan bir cindir. Masonlar, Hz. Süleyman’ın vefatından sonra kendilerine ‘free’ demişler ve cemiyetleşmişlerdir. Bu cemiyetin kabuğunu her ne kadar insanlar oluştursa da çekirdeğinde cemiyetin asıl kurucuları, isim babaları cin-şeytanları vardır. Çeşitli ritüelleri, kurban adama, seks ayinleri, Kabala ve okültizmi bu cin-şeytanlarıyla iletişime geçmekte kullanırlar. Onlardan emir alır ve realitede uygularlar.


İşte bu cemiyetin kurmuş olduğu şirketler, çizgi filmleri, filmleri, çizgi-romanları aracı kılarak cin-şeytanlarını kutsamış, ‘idol’leştirmiş yahut onlara has özellikleri övmüştür. Bu bağlamda bana kalırsa masonların kullandığı yöntem, kahinlerin yönteminden daha sinsi ve daha tehlikelidir. ‘Süper kahramanlar’ insanların güçlü olma arzusunun birer dışavurumu, bu insanoğlunun zaafını netleştirip, ‘güç’ü yüceltti. Sonuçta, zayıf, güçlüyü idolleştirdi. İnsanoğlunun zaaflarını istismar etmek cin-şeytanlarının başlıca karakterlerinden biri değil mi?



Tüm bunların tek bir anlamı var: Arş’da aşağılanan Şeytan, arz’da yüceliği istemekte. O yüce makamdan, ‘insan’ sebepli kovulduğunda gururu incinmiş ve kendine tanınan süre boyunca da incinen gururunu, insandan en şiddetli intikamını alarak onarmaya çalışmaktadır. Kendisine tabi olan oğulları cin şeytanları ve Hak yoldan saptırdığı insan-şeytanlarıyla beraber organize çalışmakta, Rabbin nurunu söndürmeye uğraşmaktadır. Hal bu ki “Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” Tevbe 9/32




Gül Temel
twitter.com/gultml
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız