Amaç gazetecilik değil siz hala anlamadınız mı

TV'nin provokatörü, provokatörün Sözcü’sü!

Yüzyıllardır hep aynı oyun!

Dünyanın değişik coğrafyalarında aynı yada farklı zamanlarda ırk, mezhep, sermaye v.s toplumun yumuşak karnı neresiyse onu kullanmak suretiyle farklı biçimlerde değişmeyen tek yöntem; Böl, parçala, yönet…

Sınırların yeniden çizilmeye çalışıldığı bir dönemde çözüm sürecine giren ve barışı kalıcı sağlaması durumunda Ortadoğu’da etkin bir ülke konumuna gelecek olan Türkiye’yi karıştırmak için, Gezi Parkı protestoları istenilen bir fırsata dönüştü.

Masum taleplerin geldiği noktada Gezi Parkı üzerinden seçime kadar çok çeşitli denemeler yapılmaya da devam edilecektir.

Böylesi girişimlerde medya ayağı oldukça önemlidir. Yakın tarihimize baktığımızda medyanın 28 Şubat’ta nasıl bir rol üstlendiğini bilmeyeniniz yok.

Bu süreçte de ABD’deki Neoconlar, Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkeler aktif rol oynarken CNN, BBC gibi medya kuruluşları da teyakkuz halindeydi.

Gazetecilik adı altında “Duran adam değil, durduran adam olalım. Ekonomiyi durduralım. Tüketmeyin. Altı ay tüketmeyin. Dinleyecekler” şeklinde tweet atıp, “forumdan konuşulanları bildiriyorum ama hedef gösterildim” diyen bir gazetecinin ve hemen muhabirine sahip çıkan BBC’nin son hamlesi dış basının durduğu yeri göstermesi açısından oldukça düşündürücü.

İyi de BBC adına çalışan bir gazeteci için sıradan bir forumda konuşulanlar ne kadar haber değeri taşır ki, kelimesi kelimesine paylaşılır!

Halk TV, Ulusal Kanal, Sözcü Gazetesi ve Artı Bir gibi kanalların kullandığı ortak provokasyon diliyse yabancı basın kadar profesyonel olmasa da epeyce iş gördü.

Beşiktaş Abbasağa Parkı'ndaki forumda bir katılımcı tarafından ortaya atılan garip bir teklifi “Forumdaki gençler polis kıyafetleri giyerek meydanlara çıkmayı oyluyor!” KJ’siyle veren Halk TV’sinden, Başbakan Erdoğan’ın Keçiören’deki evinin Türk bayraklı orijinal haliyle oynayarak fotoğrafa kırmızı ve yeşil üç hilalli bayrağı yerleştiren Sözcü Gazetesi’ne kadar “Gezi medyasının” birbirine benzeyen bazı özellikleri ise dikkat çekici.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 2011/425 nolu Oda TV iddianamesinde, Ergenekon’un medya yapılanmasına yönelik çalışmaları arasında yer alan şu bölüm hayli ilginç;

“Ulusal Medya 2010” isimli dokümanın yapılan incelemesinde; ODATV, Halk Tv, Ulusal Tv, Avrasya Tv, Kanal B ve Sözcü gibi yayın organları tarafından, Ergenekon ve benzeri davaların aleyhine yayın yapılması, kamuoyunun Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün çıkarları doğrultusunda yönlendirme amaçlı haberlerle şekillendirilmesi, davayı yürüten kurumların yıpratılmasının bir yayın politikası olarak benimsenmesinin gerekliliğinin vurgulandığı görülmüştür…

İkinci dikkat çeken bir konuysa bu yayın organlarında çalışan bazı kişilerin benzer noktaları…

Bir apartman dairesinden yayın yapan Halk TV’nin Genel Yayın Yönetmeni Hakan Aygün maaş almıyor, gönüllü çalışıyor! Meşhur KJ’leri o yazıyor, kendisinin deyimi ile patronlarının kim olduğunu bilmiyor. Hedefi ise gerilla tarzı habercilikle önümüzdeki iki yıl böyle devam edip sonra Habertürk’te olduğu gibi büyümek! Kanal için seçtiği kitle ise Beyaz Türkler…

Aygün kanalın sahiplerini tanımadığını söylese de verdiği bir röportajda Soner Yalçın’la birlikte Halk TV’ye talip olduklarını ve eninde sonunda Yalçın’ın da odatv internet sitesini TV’ye çevireceğine inandığını anlatıyordu.

Peki, Halk TV’ye talip olurken o tanımadığı patronlar ile hiç görüşmemişler miydi?

Dört beş yıl önce de Bugün Gazete’sinde Ergenekon ile ilgili kafa karıştırıcı yazılar yazan Aygün’ün şimdilerdeki tek umudu da halkın AK Parti’ye sandıkta cevap vermesiymiş, vermezse “gitti zaten burası” diyerek bu ülkede durmazmış!

Aygün yaptığı bir söyleşi de ise Silivri’ye duruşmaya gittiğinde Doğu Perinçek ve Hikmet Çiçek’in o günlerde boşta olduğu için Ulusal Kanal’da Aydınlık’ta birşeyler yapsana dediğini, o da kendilerine teşekkür ederek “Sovyetik bir yayıncılık yapılıyor. Çoğunluğa sevimli gelmez. "Suçsuz insanları, sizleri kurtarmak için merkezi büyütmemiz lazım" dediğini söylüyordu…

Ne yani şimdi Halk TV kendince suçsuz insanları kurtarmak için mi var?!

Gelelim Sözcü Gazetesine…

Bir dönem, Sözcü Gazetesi’nin imtiyaz sahibi Burak Akbay ile babası Halit Ertuğrul Akbay’ın İsrailli Büyükelçi Gaby Levy ile gizli bir toplantı yaptığı ortaya çıkmıştı. İddiaya göre Levy, Akbay ailesinden gazetenin İsrail’le gerginliğin tırmanmasından hükümeti sorumlu tutan yayınlar yapmasını istemiş, maddi olarak da sıkıntı çekerlerse yardımcı olacağını söylemişti. Bu iddialara ise “konuşmak istemiyoruz” diyerek yanıt verilmemişti.

İsrail ile ‘derin ilişkisi’nden söz edilen Akbay’ın gazetesinin Gezi Parkı eylemlerinde sergilediği provokasyonun nedenini şimdi gel de merak etme!

Diğer bir iddia ise Sözcü’ye ait matbaada, bazı İngiliz tabloid gazetelerinin basıldığı ve uçakla Londra’ya gönderildiği yönünde!

Ulusal Kanal ve Yönetim Kurulu Başkanı Levent Kırca’nın icraatları ise ortada!

Tabi Kırca’nın neler yaptığı görülse de 28 Şubat iddianamesinden Levent Kırca’nın çıktığını da unutmamak gerekir.

28 Şubat darbesi iddianamesinde dönemin hükümetini devirmek için izlenen psikolojik harekât ayrıntılarıyla bulanan “Erbakan'ın sözleri Levent Kırca 'da hicvedilmeli” ifadeleri çok şeyi açıklıyor aslında!

+ 1 TV ve Uğur Dündar denilince de 28 Şubat sürecinde Arena programında Ali Kalkancı, Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz’lü haberleri anmak gerekir. Dündar benzer denemeleri ise “namaz kılan öğrenciler” gibi haber içerikleriyle Star TV’de çalıştığı dönemde denese de eskisi gibi başarılı olamadı.

Yani demem o ki Gezi Medyasının aslında çok ortak yönü var, bunlar sadece bir kaçı!

Elbette ki Gezi organizatörleri ile medya, sanat, STK gibi alanlardaki uzantıları ve bundan sonraki planları biliniyordur ama bu oyunları farkında olmayanlara hatırlatmakta yarar var…

Amaç gazetecilik değil siz hala anlamadınız mı?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız