Aaaa bakın beni de protesto ediyorlar

Aaaa bakın beni de protesto ediyorlar

17 günlük gezi parkı tecrübesi, gazetecilerin önemli bir bölümü için berbat bir sınav oldu.

Ciddi yayınlar yaptığını düşündüğümüz televizyon kanallarının muhabirleri, nesnel gerçeklerden uzak, olanı olduğu gösterme arayışı yerine, olmayanı varmış gibi gösterme çabalarının ürünü olan haberler geçti.
Rezaletin büyüğü ilk günlerde oldu.

Aynı işi yapmaktan dolayı utanç duyduğum bazı gazeteciler, resmen darbe kışkırtıcılığı yaptılar.
Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'ni, Ankara'daki Başbakanlık binasını ele geçirmek için harekete geçen, Erdoğan'ın evine doğru yürüyen ve niyetlerini de “Başbakanı devirmek” olarak açıklayan azgın gruplar polisle çatışırken, en büyük desteği herkesin yakından tanıdığı gazetecilerden aldı.

27 Nisan gecesi, askerin verdiği muhtırayı ayakta coşkuyla alkışlayan tipler, 2 Haziran gecesi daha bir bilenmiş gibiydi.

Ekranlarda ya da gazetelerinde yapma cesareti bulamadıkları ‘darbe kışkırtıcılığı' işini kendilerini daha özgür hissettikleri için Twitter üzerinden yaptılar.

İçlerinden bazıları “polis Dolmabahçe'yi korumasa iyi olur!” diye twitler attı.

İyi tanıdığım bir başkası, “artık mala geleceğine cana gelsin mi diyeceğiz” diyerek parti binalarının dershanelerin, otobüslerin yakılmasını, kamu mallarının, esnafın dükkanlarının yağmalanmasını kutsayan tavırlar sergiledi.

TAKSİM'DE KAÇ KİŞİ VARDI?

Ulusal Kanal ve Halk tv gibi marjinal kanalların yürüttükleri dezenformasyon kampanyasından “onlara bunu yakıştırdığım için” söz etmeyeceğim.
Ama, kamuoyunun güvenini kazandığını düşündüğünüz haber kanallarının muhabirlerinin meslek standartlarını dikkate aldığınızda tam anlamıyla tel tel döküldüklerine şahit olduk.

Mesela Taksim'den bildiren bir NTV muhabiri, her bağlantıda ‘Taksim'de korkunç bir kalabalık olduğunu ve bu kalabalığın her geçen dakika arttığını” anlattı.

Bir keresinde milleti saf yerine koyarak, arkasındaki hepi topu birkaç yüz kişilik gruptan “bütün İstanbul bu akşam Taksim'e aktı” diye söz etti.

İşin gerçeği şuydu.
Sözünü ettiğim haber kanallarının yoğun çabalarına rağmen Taksim'de kayda değer bir kalabalık hiçbir zaman oluşmadı.
Akşamları tıklım tıklım dolu olduğu haberleri geçilen Taksim meydanında genelde ‘yüzlerle' ifade edebileceğimiz kadar eylemci vardı.
Ve kalabalığın bu kadar az olduğu, verilen yayınlarda hiç söz edilmese de televizyon ekranlarında net şekilde görülebiliyordu.

Haberci tarafsız değildir bunu söylemiyorum, herkesin bir ‘kendi dünyası' vardır ve buna göre pozisyon alıp haber geçmesi doğal bir şeydir.
Ama ‘nesnel gerçekliği' çarpıtarak ya da yok sayarak haber vermek mesleğe doğrudan ihanet etmekle eşdeğerdedir.

BAKIN BİZİ DE PROTESTO EDİYORLAR

CNN Türk ekranlarında da bu saydıklarımızın benzerlerini gördük.
Ama orada gördüğüm bir şey insana küçük dilini yutturacak kadar şaşırtıcıydı.
Bir ara eylemcilerin arasından haber geçen muhabir, neşeli bir şekilde “bakın bizi de protesto ediyor eylemciler” dedi.
Halbuki, muhabirin sözünü ettiği ‘sempatik eylemci' muhabirin gözünün içine yüz liralık banknotu sokmaya çalışıyor ve bu şekilde ‘satılık medya' çağrışımı yapmak istiyordu.
O muhabirin belki de korkudan böyle bir şey yaptığını düşünebiliriz ve anlayış gösterebiliriz ama hiç olmazsa, kendisine yapılan protestoyu neşeli bir şekilde anlatmasaydı iyi olacaktı.

17 günlük gezi eylemlerinin özellikle ilk günlerinde ‘vandalizmin zirvelerini' gördük.
Ama ne yakılan otobüsler, ne bu otobüslerde yakılmadan önce ortaya çıkan panik görüntüleri, ne sokaktan geçen insanlara tencere tava çalmadığı için, kornaya basmadığı için atılan dayaklar, yapılan tacizler haber oldu.
Zaten yerlerde sürünen meslek itibarı, 17 günün sonunda iyice dibe vurdu.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız