Tunus, Mısır ve diğerleri; önceleri daha mı iyiydi

Tunus, Mısır ve diğerleri; önceleri daha mı iyiydi?..

Belki her zaman böyleydi ve bizler pek farkında değildik, ama bu günlerde hakikaten büyük olaylar yaşanıyor ve bizler ilerde ‘fevkalade zamanlar' olarak bahsedilecek bir zaman diliminde yaşıyoruz muhtemelen.

Son olarak I. Dünya Savaşı'nda vurulan darbelerle parça parça edilip, her birisi bir başka canavarın pençesinde kaldıktan ve bu arada kanı-iliği emildikten sonra yerli uşakların eline bırakılmış ülkeler, uşakları işbaşından uzaklaştırarak kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyorlar. Arap Baharı denilen olay, ağırlıklı olarak böyle bir şey.

Bu gelişmenin kendiliğinden olup olmadığı, ayrı bir tartışma konusu. Ancak, bölgedeki her şeyin eninde sonunda batının istedi gibi gerçekleştiği, dolayısıyla olup bitenlerin emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramadığını dile getirmekte kararlı olanların cevap vermeleri gereken temel birkaç soru var ve ilki şu: Sırf canları sıkıldığı ya da biraz değişiklik iyi olur diye yardakçıları olan liderleri çöpe atmayı düşünmeyeceklerine göre; emperyalistler, has adamları olan diktatörleri neden harcamış olsunlar ki?.. Yani işlerini daha kolay görmeleri açısından ‘tek adam yönetimi' onlar açısından daha iyi değil miydi?

İkna edilmesi gereken tek bir kişi ve yakın çevresi yerine; yanlış adımlar attıklarında daha ilk seçimde yönetimi bırakmaları gerekeceğini bilen ve hemen hepsi de mücadele tecrübesine sahip insanlarla uğraşmak için mi Arap Baharı'nı tezgahladı, emperyalist batı?..

Ya da şöyle soralım: Hüsnü Mübarek ve Zeynel Abidin bin Ali yönetimindeki Mısır ve Tunus, bugünkü hallerine nazaran daha mı iyiydiler?.. Hangi açıdan bakarsak bakalım, işbaşından uzaklaştırılan diktatörlerin, bugünkü gelinen noktaya nazaran tercih edilebilir tarafları var mıydı?..

Libya ve Kaddafi konusu, özellikle de Türkiye'den bakınca, biraz karışık bir hikaye. Belki başka türlü olabilirdi diye düşünmekten geri duramıyor insan. Birçok iyi yönü vardı belki Kaddafi'nin. Ama 1970'lerin sonlarında, Libyalı samimi bir Müslümandan dinlediklerimi unutamıyorum yine de: “Kaddafi karpuz gibidir” demişti; “Dışı yeşil ama içi kırmızı. Kalbi de çekirdekleri gibi; siyah!..” Türkiye'deki dindarlara şirin gözüken bir isim olsa da, Türkiye'deki dindarlar gibi düşünenlerin tamamını hapislerde çürüttüğünü de sözlerine eklemişti…

Genel olarak adına Arap Baharı denilen rüzgar, ciddi olarak etkilediği Tunus, Mısır ve Libya'dan başka, Fas, Cezayir, Ürdün, Lübnan, Umman, Yemen ve hatta Suudi Arabistan'ın da belli ölçülerde etkilemişti.

Ve Suriye…

Hafız Esad'dan sonraki yıllar, Suriye'de değişimin başladığı ve belki de çok daha ileriye gidebileceği yıllardı. Ancak ülkenin siyasetini, ekonomisini, toplumsal hayatını yani hemen her şeyini kontrol altında tutan bir azınlık, değişime direnmeyi ve bu arada belki Beşşar Esad'ın da aralarında olduğu değişim yanlılarını vaz geçirmeyi başardı. Bunun böyle olmasında, çeşitli sebeplerle Rusya'nın, Çin'in ve İran'ın katkıları olduğu da, açık.

Siyasi rekabet ya da başka sebeplerle değişik şekillerde yorumlayanlar olsa da, olabileceklerin farkında olan Türkiye'deki yönetim, Suriye'de yumuşak bir geçiş olabilmesi için bütün imkanları zorladı belli ki. Arap Baharı sebebiyle Ülkede ciddi olaylar başlayacağının işaretlerinin belirdiği 2011 başında bile Suriye'de değişimin normal yollardan olabileceğine dair beklentiler vardı... Ancak sonra film koptu.

Bölgenin değiştiği ve değişimin daha da süreceği, açık bir şey. Olup biten her şeyin emperyalistlerin tezgahları neticesi gerçekleştiğini ileri sürmek, bir bakış açısıdır eninde sonunda. Ama bu, emperyalistlerin her şeyi yapmaya kadir olduklarını kabul etmeye hazır bir ruh halini de gösterir.

Oysa, yaşananların mazlumların zalimlerden kurtulmak için harekete geçmeleri sonucunda ve asla zulme uzun süre müsaade etmeyecek olan Cenab-ı Hakk'ın yardımlarıyla gerçekleştiğini düşünmek ve gelişmelere bu pencereden bakabilmek de mümkün.

Olup biten her şeyi ‘emperyalistlerin tezgahı' şablonuyla açıklama gayretleri; yaşananları açıklamaktan daha çok, ‘bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok' anlayışını yerleştirmeye yarıyor gibi…

Ekrem Kızıltaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız