Başında insan, sonunda canavar.

Başında insan, sonunda canavar...

Mühürlediğimiz merhametimizi en son ne zaman ele aldık ve üzerine bina ettiğimiz inşaatları yarıladık, hatta kilitlerini açmak için geç kaldık?

Akıllı insanlar hayatlarında aldığı tedbirleri uyguladıkça zamandan kazandıklarını düşünür, peki biz son zamanlarda nasıl bir düşünce içindeyiz? İyiye giden şeyleri görmemeye devam mı edeceğiz yoksa taraftarı olduğumuz maçlarda her bir kayıp insanın arkasından fatiha okumakla mı yetineceğiz?

Maçlarda harcanan zaman ve harcanan enerjiyi düşünmek gerekmez mi? Bu gidişle sokakta birileri bizim kendi takımını tutmadığımız için eziyet mi edecek? Bu durum gelecek gençlerine özellikle de yaşananlar hiç iyi örnek olmuyor diyenlerin sesiyiz bizlerde.

Ne zaman birbirimizi uyaracağız, ne zaman kendimize gelip bu güzel üzerinde yaşadığımız ülkenin farkına varacağız. Ne zaman içteki egoları yok edeceğiz? Yoksa Amazon ormanlarının içinde kaybolur gibi hayat telaşı ya da bahanesi değil derdimiz. Kim kaybolursa kaybolsun beni ilgilendirmezler hiç değil. Biraz birşeylerden haberdar olmak.

Elini cebine atıp, güneşli bir hafta sonunu yolların kenarlarını kapatacak şekilde parselleyerek piknik ve mangal yapmaktan ibaret değil bu yaşam.

Sonra dönüp koca şehrin trafiğine sövmekle de olmuyor.

Artan gelir seviyesi mi yoksa kendinden emin olup ay sonunu getiremeyenlerimizin kredi kartına yüklenebildiğin kadar yüklenme politikası mı? Hangisi şimdi açık konuşalım!

Eskinin ateri ve internet salonlarının yerini yediden yetmişe para yatırarak sadece büyük bir heyecanla haftanın ya da günün maçını tahmin ederek ya da atları yarıştırarak günün özel tahminlerini not alan ciddi bir kesim var. Hergün çoluğunun çocuğunun rızkından kesenler ve sokağa atacak parası çok olanlar dedikleri ya da ya bire on çıkarsalar varmış ya içimizde. Zihin yasağı olmayanlar. Kazandıkça alışkanlık ve bağımlılık yapar cinsten. O zaman kalıyor mu uyuşturan acı ve ağrı azaltan haptan farkı? İşte küçücük havasız dükkanların içinde kafasını televizyon ekranına bakarak tahminlerde bulunup ardından konuyla ilgili tartışanlarımız da var. Bir nevi hipnoz olmuş hepsi. O günden kalan hasılatla mutfağının eksiğini gideren bir grup mesela. O gün kazandığı ile kral olanlar ve çay, yemek ısmarlayıp gecesinde eğlenenler.

Markete gittiğimizde ihtiyacımız olandan daha fazlasını alıp kendimizi kontrol edemediğimiz bu psikolojiyi acaba neye bağlıyoruz?

Bilinç altımıza nasıl bir mesaj verilmiş ki?

Herkes çok yoğun ve herkes iş dışında birbiri ile ilgilenmiyor. Gelin de birbirimizi sevmeyi bekleyelim şimdi. Bu nasıl olacak peki?

İçimizde gün gün canavar yetiştirebiliyoruz. Savunmamız zayıf diyemeyeceğim. Lakin hükümetin dışında hangi birimizin umrunda son olaylar? Sevmek için neler yapıyoruz, nasıl bir bütünlük sağlıyoruz?

Bir taraftan Suriye meselesi sıcaklığını korurken bir diğer taraftan yapılan ziyaretlerle ülke prestijine katkı ve kalkınan bir ülke profili. Dışardaki samimiyeti içerde de görmek istiyoruz doğal olarak. Kafası çalışan bir toplum bekliyoruz. Öyle armut piş ağzıma düş kısmı yıllarca yapılmış yetmez mi?

Her sene istihdam için yep yeni mezunlarımız geliyor. Onları kazandırmak için neler yapılıyor? Gerçekten kendilerinin yetenekli ve başarılı olabileceklerini anlatmak için nasıl çaba sarfedecekler bu piyasada. Yapılan seminerler, torpilsiz anlatılan hayatlar ve başlarına elde edecekleri tecrübeler birikimi yeterli mi ki ? Bugün bazılarının bu gençlerden ümidinizi kesin derken ki tavrı ve beklentisi kendilerinin tutumları da göz önünde olmalı...

Şimdiki gençleri tek başına başarılı hayatlarının kendi mimarları olabileceğini anlatan şuurlu konuşmaları nerede dinleteceğiz?

Başında insan olup, sonunda canavarlaşmaya doğru yol alıyor gibiyiz. Yeniden tahammül, yeniden sevmeler ve yeniden kucaklamalar. İnşallah.

Aynur Ayaz
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız