Okutturuldukça sıradanlaştırılan, yaşadıkça kanıksatılan iki haber aktarmalıyım size

Okutturuldukça sıradanlaştırılan, yaşadıkça kanıksatılan iki haber aktarmalıyım size:

İlkinde yer, Pakistan’ın Pencap eyaleti…
Düğün gizlilik içinde hazırlanıyor…
Çünkü damat 23, ‘gelin’ ise 6 (yazıyla altı) yaşında!...
‘Gelin’in hiçbir şeyden haberi yok ve yüzlerce oyuncağın arasında kandırılıyor!...
Demek, Allah’tan korkan bir insan evladı çıkıyor ve hayvandan aşağılık bu durumu ihbar ediyor ki düğün evi polislerce basılıyor, küçük kız Uzma kurtarılıyor; damat, babası ve kızın babası tutuklanıyor…

Diğer haber ise Türkiye’den, İzmir’den…
Haberin orjinalinden kısaltarak aktarıyorum:
“İzmir`in Karabağlar İlçesi`nde, 3 kişi, verdikleri borcu almak için sıkıştırdıkları 31 yaşındaki Arif Çelikbaş`ın kendilerine getirdiği, aile dostunun 16 yaşındaki kızı B.E.`ye otomobilde tecavüz etti.
Annesinin ikinci evliliğini yapmasının ardından üvey babasıyla yaşamaya başlayan B.E., iş bulması için aile dostları 31 yaşındaki Arif Çelikbaş`dan yardım istedi.
Arif Çelikbaş daha önce birilerinden 750 lira borç almıştı.
Çelikbaş, alacaklıların kendisini sıkıştırması üzerine, B.E.`nin evine giderek onu iş görüşmesine götüreceğini söyledi ve kızı annesinden alarak bir kafeye götürdü.
Arif Çelikbaş, burada buluştukları 3 kişinin otomobiline B.E.`yi de bindirerek yola çıktı.
Saat 22.00 sıralarında, Uzundere yakınlarındaki dağlık alana götürülen B.E.`ye 3 kişi, otomobilde tecavüz etti.
Gözyaşı döken B.E.`ye, “Seni borcumuza karşılık aldık, para karşılığında bu işi yaptığını zannettiğimiz için birlikte olduk” diyen üç kişi, daha sonra kızı saat 02.00 sıralarında Eşrefpaşa semtinde bırakarak kaçtı.
Yakındaki Polis Merkezi`ne sığınan B.E., sık sık ağlama krizine girerek yaşadıklarını anlattı.”
Ve iğrenç ama görülesi ironi:
Bu tecavüzü eden 3 kişiden birisinini adı da ‘RESUL’...

Bunları okurken ve aktarırken, aklıma Peygamber aleyhisselam`ın hadisi, duası geldi:
Allah`ım Alıştırma!
6 yaşında gelin yapılmaya, 23 yaşında bir damad`ın koynuna sokulmaya çalışılan Müslüman kız!
Amca dediği adam tarafından alacağa mahsuben alacaklılara kiralanan Müslüman kız!
Allah`ım Alıştırma!
...
Sanırım, bir kazadan sonra uzun süre denizde kalıp nihayet kurtarılanlar gibiyiz…
Gelen kurtarıcıdan önceki zorluğu ve sebep olan hataları görmeyi zor veya gereksiz buluyoruz…
Ağzımızda nur/karanlık veya hak/batıl kavramları var ama bu betimlemelerin neye tekabül ettiğini sadece bize anlatılanlarla yani verili kod’larımızla değerlendiriyoruz.
Kur’an ‘ne için’ geldi?
Allah ‘ne için’ insanlıkla muhattab oldu, tenezzül etti?
Daha sonra peygamber olacak olan Mekke’li Muhammed’i Hira’ya sığınacak kadar `rahatsız eden` neydi?
Bunları araştırmıyoruz…
İstisnalar dışında hocalar, âlimler de ya gerçekleri ‘bağlamı içinde’ anlatmayıp saklıyorlar ya önceliksiz konuları yayıp uzatıyorlar ya da insanları gündemin içinde boğuyorlar…
Bihakkın anlatanlar da envai çeşit suçlamalarla, iftiralarla, karalamalarla karşı karşıya kalıyorlar.

Bize nasıl öğretilmişti?
“Mekke’de küçük kızlar, büyüyünce zina etmelerinden korkulduğu için babalarınca diri diri gömülerek öldürülürlerdi.”
Toplum, bu gibi eksik ve yanlış rivayetlerle oluşturulan sis perdesinin, nasıl bir devrimi arkasında sakladığını uzun süre öğrenemedi ve halen de çok geniş halk kitleleri, yaşamaya çalıştıkları veya yaşadıklarını sandıkları din’in, nasıl bir inkılab ve neden bir devrim icab ettirdiğini bilmiyorlar bile…
Oysa o kızlar sadece ‘kız’ oldukları için gömülmüyorlardı.
Zaten asgari akıl sahibi birisi sormalıdır ki,
Madem bütün kızlar gömülüyordu da, o zaman bu evlenenler kimlerle evleniyorlardı?
Mekke’de erkek başına bazen yirmiye varan sayıda kadın düşüyordu ve biliyoruz ki teaddüdü zevcat/çok eşlilik ayeti 1’den 4’e değil çıkmanın değil - sözgelimi - 20’den 4’e indirmenin kuralını koyan, bu sosyal devrimi vaz eden bir ayetti!
Yine buradan yola çıkarak sorulabilir ki, bir memlekette aynı anda hem kızların gömülmesi hem de çok eşlilik olabilmesi demografik olarak nasıl mümkün olabilirdi?
Öyle ya… Kızın kadının köküne kıran girmesi gerekmez miydi?
Demek ‘herkesin kızı’ ölmüyordu!
Demek sadece ‘birilerinin’ kızları diri diri gömülüyordu!

‘Neden ve Ne İçin?’ soruları halen, belli kesimlerde, sual sahibi hakkında sual edilmesini veya karalama yapılmasını gerektiren(!) tehlikeli sorulardır…
Evet, o küçük kızlar diri diri gömülürlerdi çünkü Mekke Cahiliyesi’nin Patronları, Ağababaları, Kâbe’nin iki sokak arkasında genelev işleten Sermaye Babaları, kendilerinden borç isteyenlere parayı verir ama yüksek miktarda riba/faiz işletir, dolayısıyla zaten zor durumda olan fakir borcu ödeyemeyecek duruma geldiğinde fakirin borcuna karşılık kızlarını, eşini, pavyonlarına, eğlence merkezlerine, genelevlerine alırlar, borcunu ödeyecek kadar ‘çalıştırdıktan’ sonra babasına veya kocasına geri verirlerdi!
Bu pek çok insanın tepkisini çekerdi çünkü işin içinde bir iş daha, daha doğrusu ‘işin içinde bir din daha’ vardı:
Bu para babaları, Kâbe’yi temizleme yetkisini ve işini ellerinde tutuyorlardı ve Kâbe’yi tavaf edenlerden de para alıyorlardı!
İlginç gelebilir ama İslam öncesinde Kâbe’yi tavafa gelenler için konulmuş iki kural vardı:
Kâbe’ye Yiyecekle Girilmez!
Kâbe’ye Giyecekle Girilmez!
Yiyeceklerle gelemezdi tavafa niyetli olanlar, zira Mekke’de alışveriş yapmaları isteniyordu!
Ya öyle yaparlar ya da paraları yoksa dilenirlerdi!...
Giyecekle gelememelerine de kılıf hazırdı, Kâbe kutsaldı ve daha önceden kendisi giyilmişken günaha girilmiş olabilecek elbise ile Kâbe tavaf edilip kirletilemezdi, o yüzden Mekke’den ‘sıfır giyecek’ almak zorundaydılar.
Daha bitmedi!
Tavaf’tan sonra o aldıkları sıfır elbiseleri de yanlarında götüremezler, Mekke’den çıkaramazlardı, bırakmak zorundaydılar zira ‘Kâbe gören’ yani ‘kutsallaşmış’ kıyafetle haram işleyebilirlerdi, bu da münasib değildi!...
İşte insanların dini duygularını bu şekilde sömüren Mekke Kapitalistleri’nin kazandıkları paraları sermaye ederek kurdukları çarkın merkezinde Kâbe olduğunu görmemiz işten bile değildir.
İlk vahy’in inzal olduğu Sevr/Devrim Dağı’nın Hira/Arayış Mağarası ise, Bu Kapitalist Din Mafyası’nın oligarşik sömürü sistemine alet ettiği Allah’ın Evi’ni, 18 kilometreden gören bir mekândı!...
Çağrı filmini çok seyrettik ama hiç 40 kişilik bir grupla Kâbe’ye yürüyen Resul Muhammed aleyhisselam’ın o isyanına o kalkışmasına o başkaldırısına bu gözle baktık mı?
Eğer baksaydık, mesela şu habere ne derdik:
`Kabe`nin her sene değişen örtüsünün maliyeti 20 milyon riyal yani yaklaşık 8 milyon lira ve örtüde 120 kilo altın, gümüş, 670 kilogram saf ipek, 720 kilogram boya kullanılıyor.`
Sen hem Muhammed aleyhisselam`ın ümmetiyim diyeceksin yani takipçisiyim iddiasında olacaksın hem de sömürü karşıtı başkaldırı dininin başkentindeki sade hayatı işaret eden ibadet merkezine 8 milyon liralık süs takacaksın!
Veya `Otelden Kabe`ye kuşbakışı Hac` yapacak, Mekke AVM`lerinde gezmekten namazını kaçıracaksın?
Virüs, Kabe`ye kadar sızmış durumda!
...
O cahiliye ve o sömürü düzeni o zaman Mekke’de ise şimdi bu veya biraz değişik versiyonlarıyla tüm Dünya’da!
Bazen, bir kredi kartı borcu için kızının ahlaksız ama zengin birisiyle evlenmesine göz yuman bir babanın yastığa akıttığı gözyaşlarında…
Bazen, erken olduğunu bile bile 6 yaşındaki kızını, ‘mihr’e mukabil nikâh’ yalanıyla zengin toprak ağasının şımarık evladına satan feodalite’nin kölesi’nin olmuş baba’nın belki arsız belki zoraki sırıtmalarında…
Bazense ‘aileyi geçindirmek için çalışmak şart’ deyip sabah evden çıkıp geceye kadar fazla mesailerde fazla sömürülen, ama bu arada eviyle, yuvasıyla, kızıyla ilgilenemeyen, kapitalizm’in gönüllü/gönül süz kullarının işte o ihmal ettikleri evlatlarının, eşlerinin, ailelerinin ayıplarında…
İslam’ı, ahlak manzumesi, mübarek gün ve gecelerin, tapınakların, dernek ve dergâhların ritüel zinciri ya da bir türlü cem olunamayan camilerin ayin yönetmeliği gibi anlatan;
‘İslam İnkılâbı veya Devrimi’ diye bir sloganı, ‘Sömürüye karşı mücadele’ diye bir sözü diline dahi değdirmeyen ama ‘seyr-i sûluk-u enfusî’ ekolünü veya Nur-u Muhammediye uydurmasını ballandıra ballandıra ‘Din’ diye insanlara anlatan getto liderlerinin ve otoritelerinin Çakma’sını pazarladığı İslam, kalabalıklarca Allah’ın Dini zan edilirken,
Gerçek Mekke Cahiliyesi, bu haberlerde veya herhangi bir misalde değil, dünyanın her yerinde hüküm sürüyor!
Çünkü İslam, dünyaya eşitlik ve özgürlük getirmek için geldi ama çakması kendi yerine geçirilince, Mekke Cahiliyesi Çöl’den çıktı, Dünya’ya hükmediyor!
Şimdi soğukkanlı düşünmek zamanı değil midir?
Yaratan Allah tarafından kendisine peygamberlik verilecek Mekkeli Muhammed’in, İslam’dan önceki en büyük özelliği neydi?
Yo yo, emin olması değildi, sakın zihin tuzağına düşmeyin, zira ‘Muhammed’ul Emin’ anlatımının arkasında da başka bir din tasviri vardır…
Muhakkak ki o, Azim bir Ahlak üzereydi, bu Kur’an’dadır yani Allah’ın tespitidir zaten…
Ama günümüzle alakalı bir çıkarım daha yapmamız gerekiyor ise doğru açı,
Muhammed aleyhisselam’ın dini araya koyarak yapılan her türlü maddi ve manevi sömürüden rahatsız olması gerçekliğidir!
...
Din ve Tarih Şahittir ki İlahî Din Bir Taneyken Vallahî Bin Tane de Çakma Din!
Hep Muhammed`ul Emin Anlattın da Hiç Muhammed`ul Emir Demedin!
Din`in Çakmasını, Hoca`nın Mafyasını Dinleyince
Sınıfsız Topluma, Sömürüsüz Dünya`ya `Hayal` Dedin!
Özgürlük Peygamberi`ni Okumayınca
Evliya`nın Menkıbelerini Enbiya`nın Dini Zan Ettin!
...

Çakma Din, inşa değil tatmin temellidir.

İslam`ın Sömürme ve Semirme ile mücadelesi Sünnetullah`ın bir gereğidir!
Sünnet, Sünnetullah`ın Müşahhas Halinden Başka Birşey Değildir!

Rahatsız Olmak Resulullah`ın Risalet Öncesi Sünneti,
Rahatsız Etmek İse Farz Olmuş Sünnetidir!

Rahatsız Olmak, Müslüman`ın Farzı,
Rahatsız Etmek ise Hayat Tarzı Olmalıdır!

...
Henüz İlk Vahiy gelmemişti...
Henüz Göklerin Dili `Oku! Kalk ve Anlat!` dememişti...
Ve Mekke`de...
Kus bin Saide de rahatsızdı!
“Bir din gelecek, onu bekleyin, yoksa bu din, din değil!” diye şiirler yazardı…
Resulullah daha sonra onun için ‘O Müslümandı’ dediğinde sahabe’nin kafasında ‘müslüman’ isminin karşılığı için sarsıntılar oluşmuştu…
...
Halit bin Sinan da rahatsızdı!
Resulullah’ın onun için ‘peygamberdi’ dediğine dair zayıf bir hadis dahi var!
Belki hadis zayıf ama Muhammed aleyhisselam’ın onu nasıl övdüğü, özlediği sahih!
...
Varaka bin Nevfel’i nispeten bilirsiniz, o da rahatsızlardandı!
...
Ve Amr bin Zeyd!
Mekke Meydanı’nda haykırırdı hakikatleri!
Sömürülerine lanet okurdu yüksek sesle lokal emperyalistlerin!
Ülke ülke, memleket memleket gezer, hakikat arar, hakikat düşünür, hakikat taşırdı…
Mekke’de Din Mafyası tarafından öldürüldü!
...
Bütün bu saydıklarım ve daha nicesi, ya Mekke`ye civar dağlarda mağaralara çekilirlerdi ya isyanlarını şiirlere dökerler ya da kendilerini bu Zulüm Kasabası`ndan, Sömürü Getto`sundan dışarı atmaya, diyar diyar gezmeye verirlerdi...
Hiç tezekkür etmeyecek miyiz?
Mekke’li Muhammed bin Abdullah, herkes ondan emin ve o sistemden rahatsız olduğu için Mustafa:istafa edilmiş: seçilmiş olmasın…
Bu böyleyse sadece Risalet sırasında değil Risaletin öncesinde de Sünnet, emin ve rahatsız olmak ve sonra gereğini yapmak değil midir ?
...
Ve biz!
Hazreti Muhammed Mustafa’nın Ümmeti olma iddiasındaki bizler…
Herkesin kendinden emin olacağı bir hayat yaşayan ama bunun kendisini mayıştırmasından ve sömürüye alıştırmasından ateşten kaçar gibi kaçan,
dönen dolapların farkında ve bu farkındalığın gereğini hesaplayan,
susmaksızın sorgulayan ve durmaksızın koşturan,
sistemden rahatsız, başkaldırıyı kafasına koymuş ve Allah tarafından desteklenmiş bir rahatsız peygamber !
İşte Sünnet başka değil, budur!
‘Başka şeyler de sünnet olabilir’ kaçamağına sığınmıyoruz, öyle değil, Sünnet’in aslı ve esası budur!
Sadece bu Sünnet, Allah’ın sünnetinin müşahhas halidir!
Bu profilde bir Müslüman, Ehli Sünnet’tir!
Bu Müslüman’ın olduğu yerde 6 yaşında kız evlendirilemez! Polise gerek kalmaz!
Bu zaten olamaz!
Bu Müslüman’ın olduğu yerde NATO Füze Kalkanı kuramaz!
İslami kabul edilen iradenin öyle olsa da olmasa da ne dediği önemli değildir, Ümmet buna izin veremez!
Bu Müslüman’ın olduğu bir yerde çakma sistemler ‘şimdilik iyidir’ diye dayatılamaz!
Bu Müslüman’ın olduğu yerde bu asgari ücrete adam çalıştırılamaz!
Bu Müslüman’ın olduğu bir yerde elektrik ve su faturası diye bir şey olamaz!
Allah`ın kullarına gökten bedava yağdırdığına, yerdeki otorite fatura çıkaramaz!
Bu Müslüman’ın olduğu bir yerde, kıza, kadına tecavüz eden bir hayvandan aşağı mahluk hayatta kalamaz!
Bu Müslüman’ın olduğu bir yerde hiç kimse Allah’ın dini adına, uluları, evliyaları, şeyhleri, âlimleri, hocaları adres göstererek, adeta onların arkasına saklanarak mesnetsiz sallayamaz!
Bu Müslüman’ın olduğu yer İslam olur, barış olur, sömürü son bulur, orası artık selamet yurdudur!
Bir yerde barış, adalet, eşitlik, selamet yoksa ve yani sömürü varsa, orada İslam da yok demektir!
Vel hasılı kelam:
Peygamberini önce inzivaya ve sonra isyana tahrik eden yani hakikati buldurup harekete geçiren şey, Kâbe’nin iki arka sokağındaki Mekke Pavyonları’ndan gelen kızların çığlıklarıydı!
Bugün seni İzmir’deki B.E.’nin gözyaşları veya Pakistan’daki Uzma’nın oyuncakları rahatsız etmiyorsa ve hala o şeyh senin bu hoca benim, şaşkın şaşkın gezmene sebeb oluyor yani din seni oyalıyorsa;
‘İkra!’ deyip çıkamıyorsan kabuğundan ve okuyamıyorsan İslam Aydınlanmanı sağlayacak kitapları;
Ve sadece kitap okumak sanıyorsan aydınlanmayı yani okuyamıyorsan Yaratan Allah’a sığınıp şu dünyayı…
Kendinden de rahatsız olmalısın!
Ol, rahatsız olmak farz olmuş sünnettir!

Rahatsız Olmak; Farzlar Üstü Farz!
Rahatsız Olmak; ‘Müslümanım’ diyene olmazsa olmaz!
Çünkü Sömürü, Ancak Sen Rahatsızsan Yapılamaz!
Bil ki Sen Rahatsız Olmadan, İslam Yaşanamaz!
Rahatsız Peygamber`in Rahat Ümmeti Olmaz, Olamaz!
...

Fatih Tezcan
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız