Biz bu filmi hakikaten görmüştük


Aynı cümleyi tekrarladı: “Şimdi işte Faşizm'i tahlil ettiğimiz zaman…” Anlamıştım, başka cümlesi yoktu. ‘Senin başka şarkın yok galiba' dediğimde, yüzü kızararak itiraf etti:

12 Eylül öncesi günlerde, epeydir görüşmediğim
akrabadan bir gençle sohbet ediyoruz: ‘Solcu' olmuştu, hatta okuldaki solcuların başkanı yapmışlardı kendisini. Meseleniz nedir diye sorduğumda: “Şimdi ağabey, faşizmi tahlil
edecek olursak…” diye söze başladı.

Söze
başlamış ama
devam edememişti. ‘Biliyorsun, ben faşist filan değilim, dolayısıyla
rahat ol' deyip,
devam etmesini
istedim.
Aynı cümleyi tekrarladı: “Şimdi
işte Faşizm'i tahlil ettiğimiz zaman…” Anlamıştım, başka cümlesi yoktu. ‘Senin başka
şarkın yok galiba' dediğimde,
yüzü kızararak itiraf
etti:
Evet, konuyla alakalı
herhangi
bir
bilgisi yoktu.
Bir
şekilde solcu
olmuş ve
okulundaki
arkadaşları da kendisini ‘başkan'
seçmişlerdi
işte.


Konuşma başka
türlü ilerledi tabii.
Sonunda: “Beni zorlama ağabey. Çünkü
arkadaşlar, ‘biz vazgeçersek neyse, ama sen cayarsan vururuz' diyorlar… Ve yaparlar” dedi…
Sonrasında
okulunu yarıda bırakıp
yurt dışına gitmek ve 12
Eylül'e kadar orada kalmak mecburiyetinde kaldı, 'solcu' delikanlımız.

‘12
Eylül
öncesi' kadar değil şükür; ancak
üniversitelerde ufaktan
başlayan
hareketlenmeler var. Anlaşılan
yeni nesle mensup
gençlerin en azından bazılarının,
geçmişte
yaşananları anlama ve
değerlendirmeye vakitleri ya da niyetleri yok.

Oysa
eski ile alakalı olarak sadece, '12
Eylül'e kadar fena
halde karışık
olan ortalık, nasıl
oldu da
bir
günde
sakinleşiverdi?' sorusunun ifade ettiği manayı kavramış olsalardı, bugünlerde
yaşananların
birçoğu
yaşanmak mecburiyetinde kalınmazdı
belki de.

Ya da mesela 70'lerin sonuna
doğru,
dönemin gazetelerinde ifşaatları
yayınlanan
bir CIA ajanının, ‘
Bir
ülkeyi belli
bir
yerlere
doğru kanalize etme
aracı olarak anarşik
olayları
seçmişsek ve
olaylar da yeterli düzeyde değilse, ne yapar eder,
olayların yeterli düzeye tırmanmasını sağlarız' sözlerini okumuş olsalardı, durumlarını
gözden geçirebilirlerdi.


Evet, 70'lerin
ilk
yıllarından
itibaren; yumruklaşma ile
başlayıp,
taş ve sopa ile devam eden öğrenci kavgalarında silahlar da devreye girmiş ve ülke adeta yaşanmaz hale gelmişti.

İstisnalar vardı muhakkak. Ancak eski günlerde herhangi bir görüşe mensup olmak için derinlemesine bilgi sahibi olmaya gerek yoktu. Aileniz, okulunuz, oturduğunuz mahalle, arkadaşlarınız ya da sevdiğiniz bir film yıldızı bile hangi dünya görüşüne mensup olacağınızı belirleyebilirdi.

Gençlerin ellerine verilen silahların kaynağı meselesi de bir garipti. Görünüşte iyi niyetli birileri, olaylara karışmayan kesimleri de silahlandırmak için ellerinden geleni yapıyorlardı o günlerde.

Dönemin polis kayıtlarında, öğleden önce ‘sağcı' bir gencin katlinde kullanılan bir silahın; aynı gün öğleden sonra ‘solcu' bir gencin öldürülmesinde kullanıldığına dair notlara da sıkça rastlanırdı.

Kutuplaşma öğretmenler ve dahası polise de sirayet ettiğinden; tam bir kaos manzarası arz eden o günler, 12 Eylül askeri darbesi ile sona ermiş ve bütün ülkeyi sarıp sarmalamış olan anarşi dalgası, bir gecede bitivermişti her nasılsa.

Sonrasında ‘madem bu kadar kolaydı, anarşiyi neden daha önce durdurmadınız?' şeklindeki bir soruya, darbenin önemli isimlerinden birisi: “şartların olgunlaşmasını bekledik” cevabını vermişti…

Hatırlatalım, 12 Eylül'e giden yolda hayatını kaybeden gençlerin sayısı 5 bin civarındaydı. Ve sağ ya da soldakilerin hemen hepsi de, ‘vatanı kurtarmak için çarpıştıklarını' düşünüyorlardı muhtemelen... Atılan her taşın ve sıkılan her merminin, ülkenin geleceği ile ilgili değişik hesapları olan birilerinin kar hanesine yazıldığının farkında bile olmadan…

‘Gençlerin her şeyi hemen herkesten daha iyi bildiği ve her ne yapıyor olurlarsa olsunlar bunların mutlaka doğru olduğu' dolmuşuna binmek, eski zamanların modasıydı…

Kısacası şu: Biz bu filmi gerçekten görmüştük ve sonu hiç ama hiç iyi bitmiyordu… Bunu gençlere iyice bir anlatmak gerek…

Ekrem Kızıltaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız