Aç Bir Çocuk ve Başında Bekleyen Emperyalist Somali 1994 Akbaba da, ABD ve Avrupa

Aç Bir Çocuk ve Başında Bekleyen Emperyalist Akbaba- Somali 1994

Akbaba da, ABD ve Avrupa!
Önce, üstteki fotoğrafın hikâyesini anlatayım. Fotoğraf, bütün dünyanın ittifakla kabul ettiği gibi, Afrikadaki açlığın simgesidir. Bu fotoğraf, 1994 yılında Kevin Carter isimli Amerikalı bir fotoğrafçı tarafından çekilmiştir. Fotoğrafta da görüldüğü gibi; Açlıktan bir deri, bir kemik kalan Afrikalı kız çocuğu, ölümün eşiğindedir. Belki birkaç dakika sonra, belki birkaç saat veya birkaç gün sonra ölecektir. Az ilerideki akbaba da, çocuğun ölmesini, iştahla beklemektedir. Bu manzarayı gören Kevin Carter, basar deklanşöre ve daha sonra kendisine Pulitzer Ödülü kazandıracak olan bu fotoğrafı çeker. Evet, fotoğrafı çeker ve ayrılır oradan! Ne akbabayı kovmak gelir aklına, ne de çocuğu kurtarmak! Çocuk ile akbabayı baş başa bırakıp, oradan ayrılır.

İntihara Götüren Fotoğraf

İşte o fotoğraf bütün dünyayı ağlatır. Evet, sadece ağlatır ama hiç kimse Somaliye yardım göndermez. Sonra aklı başına gelir Kevin Carterin. Gazetecilik şehvetiyle çektiği o fotoğraftan sonra, vicdan azabı duymaya başlar. Tamam; fotoğrafı çekmiş ve Pulitzer Ödülü almıştır ama, o çocuk nerededir? Ölmüş müdür, yoksa yaşıyor mu? Somaliye gider, çocuğun akıbetini araştırmaya başlar ama bir türlü bulamaz. Kimbilir, o yıllarda açlıktan ölen onbinlerce insan gibi, çocuk da ölmüş ve belki de akbaba tarafından yenilmiştir! Çocuğu bulamayan Kevin Carter, Somalide gördüğü insanlık dramından sonra, yani fotoğrafı çektikten 3 ay sonra depresyona girer, bir türlü kendine gelemez! En sonunda da; 27 Temmuz 1994te, Johannesburgun bir banliyösünde park ettiği kamyonetinin içine egzos basarak intihar eder! Sizin anlayacağınız; Çektiği vicdan azabı, yaşadığı gazetecilik şehvetine galip gelir ve onu intihara sürükler!

Açlığın Sebebi Emperyalizm!
Bu fotoğraf, o yıllarda çok tartışılmış ve Kevin Carter, yoğun eleştirilere maruz kalmıştı. Carter, Ben profesyonel bir fotoğrafçıyım, yardım görevlisi değil! diyerek kendini savunmuştu da; kendisine, Ama önce insansın cevabı verilmişti! Ama Kevin Carter; Bu fotoğrafla; önce gazetci, sonra insan olduğunu göstermişti. Aslında, Kevin Carter, içinde yaşadığı Amerikan toplumunun ruh halini yansıtıyordu! Öyle ya; Amerika ve Batı için, Somalideki açlık ve ölümler, sadece fotoğraflardan ibaretti. Onlar için, Afrikalı insanın hiçbir önemi yoktu! Açlıktan kıvranıyorlarmış, susuzluktan kırılıyorlarmış, kimin umurunda! Emperyalist ABD ve Batı için önemli olan, Afrikanın yeraltı ve yerüstü zenginlikleriydi ki, onu da zaten iştahla sömürüyorlardı! Somaliyi bu hâle getiren de, kendilerinden başkası değildi! Dünyada ve özellikle Afrikada, öyle bir sömürü düzeni kurmuşlardı ki, iliklerine kadar emiyorlardı bu toprakları! Yardım mı? Ne yardımı? ABD ve Avrupanın lügatinde vermek yoktu ki! Onlar, hep almaya, hep emmeye, hep sömürmeye alışmışlardı! Kan ve gözyaşı üzerinde saltanat kurmuşlardı! Afrika ölmeliydi ki, Batılı yaşasın! Yaşasın ki; Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yesin! Sonra kussun, yine yesin!

Yardımların Yüzde Yetmişi Cebe

Bakın; geçtiğimiz Ağustos ayı başlarında Somaliye giden Kızılay Genel Müdürü Ömer Taşlı, orada gördüklerini nasıl anlatıyor; Dünyada 200 ülke yardım gönderiyor. BM kuruluşları, halklar, uluslar kendi insani yardım kuruluşlarına yardım yapıyor, milyonlarca dolar. Ama gördünüz. 4 aylık Bekele bebeğe ishal ilacı gelmiyor. Çocuk ölüyor orada! Burada bir sıkıntı var. Burada bir yanlış var. Niye uluslararası yardım kuruluşlarının tamamı Nairobide, neden milyonlarca dolar orada otellere, kiralara, bürokrasiye ödeniyor? Neden burada bir tane uluslararası kuruluş yok? Güvenliğin olmaması gerekçe gösteriliyor. Zaten Somali halkı güvenlik olmadığı için, bu hale düşmedi mi? Biz bunu düzeltmek için uluslararası yardım sistemini sorgulamalıyız. Türkiye kendi yardım modelini oluşturdu ve hem Türk hükümetinin, hem Türk Kızılayının topladığı her 100 liranın 90 lirası halka ulaşıyor. Ama inanın ki uluslararası kuruluşlarda halka ulaşan bu rakam yüzde 30lara düşüyor! Yüzde 50ler iyi, yüzde 70ler başarı kabul ediliyor. Dört aylık bebeğin ilacını birisi Nairobide, birisi başka bir yerde yedi. Problem bu, bunu düzeltmek gerekiyor. Dünya yardım sistemi ciddi sıkıntılı ve yardımların büyük kısmı ihtiyaç sahiplerine ulaşmıyor.

Çöl Ortasında Çimli Evler

Bir gazeteci Somalide gördüklerini, geçenlerde şöyle anlatıyordu: Somalide açlık ve susuzluk yüzünden onbinlerce insan ölürken, onlara yardım için gelen BM yetkilileri, kendilerine çöl ortasında lüks evler yaptırmış, bahçeleri de yemyeşil çim! Kamyon büyüklüğündeki jeneratörden gelen elektrikle buzdolabından soğuk su içip, klima altında akşama kadar pinekliyorlar! O kadar vurdumduymazlar ki; BM, açlıktan daha beter! İşin tuhaf tarafı; Yardım kuruluşlarına da, Size ihtiyacımız yok diyerek, sürekli engel çıkarıyorlar. Bu da gösteriyor ki; BMnin ve Batı ülkelerinin, çocuğun ölmesini bekleyen akbabadan hiçbir farkı yok! Çocuk ölsün ki, akbaba yesin! Somali ölsün ki; Toprakları Batıya kalsın! Çünkü, böyle giderse; 30 yıl sonra Somali halkının nesli yok olur!

Çarpıcı Rapor

Somaliye bir heyet gönderen Saadet Partisi, orada gördüklerini bir rapor haline getirmiş. SP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yılmaz başkanlığındaki heyet tarafından hazırlanan Somali Raporunda çok çarpıcı tesbitlere yer veriliyor. İşte o rapordan birkaç tesbit:
İnsanların ekmek bulamadığı Somalide, 14-15 yaşındaki çocukların elinde bile otomatik tüfekler, kaleşnikof silahlar var! Ekmeğin giremediği ülkeye füze de dahil olmak üzere onlarca çeşit silah ve bombanın, kimler tarafından, nasıl ve hangi yollarla sokulduğu mutlaka cevaplanması gereken bir soru.
Okuma yazma oranı yüzde 34. Ölüm yaşı oranı ise 48. 10 milyonluk nüfusa sadece 550 doktor düşüyor. 1990 yılında kişi başına milli gelir 170 dolar seviyelerinde iken bugün resmi bir tespit yapılamasa da; aylık ortalama kazanç miktarı 40 dolar seviyelerinde. Sadece son üç ayda açlık ve yoksulluk nedeniyle ölen çocuk sayısı 30 bin.
Bölgeyi yeniden istikrara kavuşturabilecek tek ülke Türkiye. Çünkü Beyaz Adamı sevmeyen Somalililer, söz konusu Türkiye olunca bütün yüreklerini açıyorlar. Bunda Türkiye;yi Osmanlının torunları olarak görmeleri önemli bir etken oluşturuyor.
Açlık ve susuzluk tehdidi nedeniyle 1 milyona yakın insan mülteci durumunda. Kamplara ulaşabilenler şanslı sayılıyor. Öyle ki; ölüm yolu adı verilen bu yolculukta açlık, kolera ve sıtma gibi nedenlerle 5 çocuğunu birden kaybeden aileler var. Kamp kenarları isimsiz mezarlarla dolu.

Somaliden havalanan her uçak; potansiyel terörist olarak sınıflandırılıyor. Başkent Mogadişudan kalkan istisnasız her uçak Kenya sınırında bulunan ve ABDnin kontrolünde olan askeri üsse indiriliyor. Bu paranoyak yaklaşım yüzünden 1.5 saatlik mesafe 5 saate çıkıyor. Ki, o uçaklarda, acilen hastaneye yetiştirilmesi gereken insanlar da var!
Asıl niyetin terörizmle mücadele değil bölgeyi kontrol etme kaygısı olduğu açık. Çünkü Hint Okyanusu kıyısında yer alan ve Afrikanın en uzun okyanus sahiline sahip olan Somali, stratejik özelliği nedeniyle emperyal ülkelerin her zaman mücadele alanı olmuş.
Afrika Boynuzu adı verilen bölgede kritik bir konuma sahip olan ülke, gerek uluslararası ticaret ve enerji akışı açısından gerekse petrol ve doğalgaz rezervleri açısından, başta ABD olmak üzere İngiltere, İtalya, Fransa gibi ülkelerin iştahını kabartıyor.
Somali 1500lü yılların ortalarında Osmanlı hakimiyeti altındaydı. Ne var ki 19. yüzyıldan itibaren Osmanlının bölgedeki güç ve etkinliğini kaybetmesi ve yerine İngiliz ve Fransız hakimiyetinin geçmesi, felaketlerinde başlangıcı olmuş.

Bu çarpıcı tesbitlerden sonra, bilmiyorum daha fazla söze hacet var mı? İşte, her şey ortada. Kevin Carterin 1994 yılında çektiği bu fotoğraf, aslında Somali ve Batının fotoğrafıdır! Açlıtan ölmek üzere olan çocuk, aslında Somaliyi sembolize etmektedir! Onun ölmesini iştahla bekleyen akbaba da, aslında emperyalist ABD ve Avrupadır! Gerisi, lâf-ı güzaf! (Hasan Karakaya, 2011)

Somali Sömürüsü

Dünyayı sarsan Somali’deki açlık görüntülerinin altında yıllardır devam eden iç savaş ve ülke ekonomisini mahveden IMF’nin katı uygulamaları var. Her ne kadar son 60 yılın en kurak dönemini yaşıyorsa da, aslında zengin petrol ve maden kaynakları, verimli toprakları ve tarım arazileri ile dikkat çeken bir ülke Somali. Ancak 1980′lerde IMF ve Dünya Bankası’nın tavsiyeleri, ülkenin malî yapısını çökertti. Ardından gelen iç savaş da yıkımın tuzu biberi oldu ve ülkedeki kaynakların kullanılması engellendi. Uzmanlara göre, Somali, sömürge devletlerinin vazgeçilmez sonunu yaşıyor.
19. yüzyıldan beri İngiltere, Almanya ve Portekiz’in sömürge ve hakimiyet sahası haline gelen Somali, 1885′te İtalyan hakimiyetine girdi. 1885′ten 1927 yılına kadar ülke topraklarını işgal altında tutan İtalya, ülkenin ismini ‘İtalyan Somalisi’ olarak değiştirecek kadar ileri gitti. Bu sırada ülkenin kuzeyinde ise İngiliz hakimiyeti sürmeye devam etti.

Ülke yönetiminin sürekli el değiştirmesi, tarım ve ekonomide yapılan ciddi yatırımların da başarısız olmasına neden oldu. 1960′ta bağımsızlığını kazanan Somali, 20. yüzyılda da bir türlü savaşlardan başını kaldıramadı. Önemli petrol kaynakları olan ülke, stratejik konumu nedeniyle Soğuk Savaş sırasında taraf olmak zorunda kaldı. Hem ABD hem de Sovyet Birliği, Somali aracılığıyla Basra Körfezi’nden geçen petrol kaynaklarını kontrol etmek istedi. Bu nedenle Somali önce Rusların yanında yer aldı ancak sonra iki ülkenin arası açılınca ABD tarafına geçti. Bu dönemde uluslararası petrol firmaları ülkenin kaynaklarını cömertçe kullanmaya başladı.
1970′lerde ara sıra kuraklık yaşansa da, Somali açlıkla hiç bugünkü kadar yüz yüze gelmemişti. Ekonomik olarak zengin bir tarihi bulunan ülke, aynı zamanda verimli tarım alanlarına sahipti. Merkezî sulamayla yapılan çiftçiliğin yanı sıra hayvancılık yapılan alanları vardı. Kendi yiyeceğini üreten ve ürettiği kendine yeten ülke, devletin çöküşüyle açlıkla da tanıştı. 1980′lerde Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın aldığı tedbirler, Somali tarımını bitirerek, ülkeyi dışa bağlı hale getirdi. Sonrasında Somali devalüasyonların sistematik hale geldiği, ithal tahıla bağımlı, ‘IMF uyum programına’ zincirli bir ülke oldu.

1991′de ülkenin kuzey ve güneyindeki aşiretler ayaklanarak, Muhamed Siad Barre yönetimini devirdiler. Ardından ülkenin kuzeyi “Somaliland” ismi ile bağımsızlığını ilan etti. Böylece yıllarca devam edecek iç savaş başlamış oldu. Bu süreçte uluslararası finans kuruluşları hükümeti devrik, iç savaşla boğuşan bu ülkenin bitişini geriden izlemekle yetindi. Böylece verimli toprakları, zengin petrol kaynakları, balıkçılık imkanı ve yağış alan bölgeleri olmasına rağmen, Somali açlık ve ölümle pençeleşmeye başladı. Hükümetin tarıma yaptığı yatırım gücü azalınca, üretim altyapısı da çöktü. Tarım toplumu olmasına rağmen, halk gelen hazır gıda ve yiyecek yardımları nedeniyle çiftçiliği bıraktı. En iyi tarım alanları bürokratlara, ordu mensuplarına ve hükümetle bağlantısı olan tüccarlara tahsis edildi.

Ülkedeki iç savaş 2006′da El Kaide ile bağlantılı Şebab örgütünün, saldırıları artırarak başkent Mogadişu dahil ülkenin güneyini kontrol altına almasıyla farklı bir boyut kazandı. 2009′da sahil şeridine yerleşen örgüt, baraj ve gölet inşasının yanı sıra balıkçılığı da engellemeye başladı. Örgüt 2009′da, “casuslara yataklık yapabileceği ve İslamî olmayan yaşam tarzını teşvik edebileceği” gerekçesiyle kontrolündeki güney kentlerine uluslararası yardım kuruluşlarının yardım dağıtmasını da durdurdu. Böylece bölgeyi insanî bir felakete sürükleyen Şebab’ın baskıları ölümlerin de artmasına sebep oldu.

Somali’de uzun zamandır süren devlet otoritesi yokluğu, deniz korsanlarını da büyük tehdit haline getirdi. Somalili korsanların eylemlerini artırmaları üzerine NATO, 2008′de Somali açıklarında korsanlarla mücadele operasyonlarına başladı. Bu süreçte dev güçler, ülkenin korumasız denizlerini nükleer ve diğer zehirli atıkları boşaltma alanı olarak kullanmaya başladı.
Bunun yanı sıra Somali kendi sularını ve balık alanlarını koruma ve kontrol gücünden yoksun olduğu için 2005 yılında bir sezonda 800′ün üzerinde yabancı balıkçı gemisi Somali sularında kaçak avlandı. Bu kontrolsüz, düzensiz ve yasa dışı gemiler yıllık 450 milyon dolarlık deniz ürününü Somali denizlerinde avladılar. Ülke açlıkla kıvranırken, yanı başındaki protein kaynakları da yok edildi. Yasal olarak faaliyet gösteren balıkçıların geçim kaynakları kurutuldu. Bu yıl son 60 yılın en kurak dönemini yaşasa da, talihsiz Somali halkının başından gelenleri sadece bir ‘doğal afet’ olarak tanımlamak çok zor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız