Sürünen çocuk ve aç akbaba haberciliği

Sürünen çocuk ve aç akbaba haberciliği

İletişim fakültelerinde “Medya etiği”, ya da “Sorumlu yayıncılık” dersleri verilirken birçok örneğin yanı sıra 1994 yılında çekilen bir fotoğraf karesi üzerinden “haber şehveti” meselesi tartışılır.

Bahsi geçen fotoğraf 1994'de Sudan'da kıtlık sırasında çekilmiştir. Fotoğrafı çeken Kevin

Carter, o yıl Pulitzer ödülünü kazanmıştır.

Fotoğraftaki çocuk, sürüne sürüne Birleşmiş Milletler'in kampına gitmeye çalışırken, arkadaki akbaba çocuğun ölümünü beklemektedir.

Peki Pulitzer ödülü alan Kevin Carter o anlarda ne yapmıştır?

Fotoğrafı çekip, o çocuğu orada öylece bırakıp gitmiştir.

Sonuç, bir Pulitzer ödülü ve ardından 3 ay sonra gelen intihar!

Çocuğun akameti ise bilinmemektedir..!

xxx

Yukarıdaki örneği vermemin nedeni, elbette Milliyet gazetesinin geçen hafta “İmralı Zabıtları” ismiyle manşetten verdiği haberdir!

Sızma, sızdırılma, süreci sabote etme tartışmalarına daha önce bu köşede değinilmişti ayrıntılarıyla.

Bugün size bu olup bitenin medya sorumluluğu bölümünden bahsetmek istediğimdendir “Akbaba ve çocuk” fotoğrafını örnek vermem..!

Zira, Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak, “Yaptığımız bal gibi haberciliktir. Doğrudur. Yalan çıkarsa mesleği bırakırım” diye yazdı köşesinde.

Gazeteci, insani duygulardan beri bir varlık mıdır?

Haberci, her bulduğu, duyduğu, ele geçirdiği ve sızdırılan bilgiyi, belgeyi yayınlamakla yükümlü müdür?

Eğer öyleyse, Pulitzer ödülü almış Kevin Carter neden 3 ay sonra “vicdan” yapıp intiharı seçmiştir!

Ya da toplumsal barış, insan onuru, insan hayatı, söz konusu olduğunda haber şehvetini yenebilmek hangi baba yiğidin harcıdır!

Ayrıntısı bende kalsın ama Başbakan Erdoğan'ın davetiyle gerçekleşen “terör ve medya” başlıklı bir toplantıda, rahmetli Mehmet Ali Birand şöyle demişti: “Bizim işimize karışmayın. Biz öz denetimimizi yapıyoruz. İşimize karışıyor izlenimi bile sansür olarak algılanır!”

Bu sözlerin sahibi Birand, haber şehveti ve raiting uğruna şehit haberlerini toplumsal barışa zarar verecek şekilde işlemiştir..!

Örnekleri çoğaltabiliriz!

Örneğin Ergun Babahan, Sabah gazetesinin 28 Şubat sürecinde yaptığı habercilik nedeniyle büyük bir pişmanlık içerisinde olduğunu her vesile ile söyleme ihtiyacı hissetmektedir.

Diyeceğim o ki, haberci de her türlü insani duyguyla birlikte var olmalıdır.

Bu insani duygu, insani duyarlılıkla birleşip, sorumluluk bilinciyle yoğrulmalıdır.

Yoksa, haber şehvetine kapılmış halimiz Kevin Carter'in ölmek üzere sürünen çocuğu ve arkasındaki aç akbabayı görüntüleyip arkamızı dönüp gitmektir.

Milliyet'in yazı işleri bu işe bir de bu yönüyle bakmaz mı?

Kalın sağlıcakla.

Hasan Öztürk
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız