1993 örtülü darbe

Yazar Öznur, '1993 Örtülü Darbe' adını verdiği kitapta, Türkiye'nin geleceğini etkileyen suikastlar, provokasyonlar, faili meçhul cinayetler ile devlet içinde illegal yapılanmalar ve demokrasi dışı arayışlara mercek tutuyor

Araştırmacı Yazar Öznur, '1993 Örtülü Darbe' adını verdiği kitapta, Türkiye'nin geleceğini etkileyen
suikastlar, provokasyonlar, faili meçhul cinayetler ile devlet içinde illegal yapılanmalar ve demokrasi dışı arayışlara mercek tutuyor
''1993 süreci çözülmeden, 28 Şubat süreci çözülemez''

-''Jandarma Genel Komutanı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan değişiminin yaşandığı, karanlık suikastların, faili meçhullerin ve provokasyonların en yoğun olduğu bir yıldı''

Araştırmacı Yazar Hakkı Öznur, ''1993 Örtülü Darbe'' adını verdiği kitapta, Türkiye'nin geleceğini etkileyen suikastlar, provokasyonlar, faili meçhul cinayetler ile devlet içindeki illegal yapılanmalar ve demokrasi dışı arayışlara mercek tutuyor. Türkiye için 1993 yılının önemine işaret eden Öznur, PKK'nın 1. Körfez Savaşı'nın ardından Kuzey Irak'ta oluşturulan fiili durum nedeniyle güçlendiğini belirtiyor.

Araştırmacı Yazar Öznur'un kitabı 4 Şubat'ta kitapçıların raflarında yerini alacak. Öznur, ''1993 Örtülü Darbe'' adını taşıyan yeni kitabında Türkiye'nin kaosa girmesi için yapılan çalışmaları irdeledi. Öznur, kitabında 1993 yılının önemli kılan olayları şöyle sıralıyor:

''1990-1993 sürecinde, 25 civarında Jandarma karakoluna yapılan saldırıda 250'ye yakın güvenlik güçlerine mensup vatan evladı şehit düştü. 'Kirli Güç' olan Çekiç Güç destekli PKK eylemleri ile birlikte suikastlar da devam ediyordu. 24 Ocak 1993 Pazar günü, gazeteci Uğur Mumcu, bombalı bir suikastla öldürüldü. Uğur Mumcu'nun ardından, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993'te şüpheli bir uçak kazasıyla hayatını kaybetti. Uğur Mumcu, Eşref Bitlis gibi Çekiç Güç karşıtı olan, terör uzmanı emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever de aynı yıl suikasta kurban gitti.

Devletin, bölücü terörle mücadele biçimini beğenmeyen Ersever, KDP, KYB ve PKK'nın ABD ve İsrail'in 'stratejik piyonları' olduğunu savunuyordu. 1991-1994 yılları arasında Çekiç Güç'e karşı çıkanlar, peşpeşe suikast ve şüpheli ölümlerle hayatlarını kaybedecekti. Bingöl-Elazığ karayolunda korumasız yola çıkarılan 33 erimizin şehit edilişi, Sivas ve Başbağlar olayları, yine 1993 yılının en karanlık olaylarındandır.''

-Profesyonelce işlenmiş siyasi cinayetler-

Soğuk Savaş'ın ardından Gladyo'nun Avrupa'da tasfiye edilmesine karşın Türkiye'de çalışmalarını devam ettirdiğini belirten Öznur, ''1993 sürecinin suikastlar, provokasyonlar, faili meçhul cinayetler, devlet içinde illegal yapılanmalar ve demokrasi dışı arayışlarla, 12 Eylül 1980 öncesinden farkı yoktu. Gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, emekli ve muvazzaf subaylar, profesyonelce işlenmiş siyasi cinayetlere kurban gittiler. Dursun Karataş'ın liderliğini yaptığı Dev-Sol adlı taşeron örgüt (DHKP-C), 1990-1992 yılında asker, MİT, emniyet ve yargı mensuplarına yönelik kanlı cinayetler işledi, eylemler yaptı'' diyor.

Birinci Körfez Savaşı'nın ardından bölgedeki boşluktan istifade eden PKK'nın TSK'ya silahlı eylemler düzenlediğini ve eylemlerin asıl kaynağının Irak'ın kuzeyinde oluşturulan 'güvenlik bölgesi' olduğuna işaret eden Öznur, '33 er olayı', Madımak otelinin yakıldığı Sivas olayları ve Başbağlar katliamının halen aydınlatılamadığını kaydetti.

Öznur, iç savaş tahrikçilerinin Sivas ve Başbağlar olayıyla Alevi-Sünni çatışması çıkarmaya çalıştığını buna benzer örneklerin 12 Eylül 1980 öncesinde de acı bir şekilde yaşandığını vurguluyor.

-PKK Hizbullah çatışması-

Öznur, bu dönemde PKK ile Hizbullah'ın kamuoyunun gündeminden düşmediğini anımsatarak, ''İki grup arasındaki çatışma, 1993 yılında en yüksek düzeyine ulaştı. Hizbullah, Partiye Kafirin Kürdistan (Kürdistan Kafirler Partisi) diye adlandırdığı PKK'nın, kendisine yönelik her eylemine üç katı ile karşılık vermeyi prensip edinmişti. 1991 yılından itibaren Batman, Diyarbakır, Mardin gibi bazı yerlerde ciddi bir taban yakalayan Hizbullah, PKK'nın bölgede en korktuğu hareket olmuştu. PKK'ya direnen, karşı koyan ve misillemede bulunan tek hareket Hizbullah'tı. PKK, Hizbullah'tan açıkça çekiniyor ve korkuyordu'' bilgisini veriyor.

-''Özal, Talabani'yi PKK ile görüşmek üzere Bekaa'ya gönderdi''-

Darbenin üzerinden 12 yıl geçtikten sonra Türkiye'de darbe söylentileri yayıldığını dile getiren Öznur, kitabında dönemi şöyle anlatıyor:

''Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Süleyman Demirel ve birçok siyasi parti lideri, siyasetçi, darbe söylentilerini yakından takip ediyordu. Özal ve Demirel, kendilerine yakın bazı muvazzaf ve emekli komutanlar vasıtasıyla bu söylentilerin doğru olup olmadığını araştırıyordu. Darbe tartışmaları sürerken, Cumhurbaşkanı Turgut Özal, terör sorununu çözmek için, yine kendine özgü yollar deneyecek, 1991 Mart'ına kadar Ankara ile teması olmayan KYB Lideri Celal Talabani'yi, PKK meselesinde 'aracı' olarak açıkça kullanmaya çalıştı. Özal, 1992 ve 1993 yılında Celal Talabani'yi, Öcalan'la görüşmek üzere, birkaç kez Şam'a ve Bekaa vadisine gönderdi.''

-''28 Şubat karanlık 1993'ün devamıdır''-

Öznur, suikastlar, provakasyonlar ve darbe tartışmaları ile Türkiye'nin 28 Şubat sürecine girdiğini vurgulayarak, ''28 Şubat, karanlık yıl 1993'ün devamıdır. 28 Şubat sürecinde (1996-1997), sivil siyasete açıkça müdahale edilmiş, demokrasiye darbe vurulmuştur. Refahyol Hükümetine karşı çıkan ordu, merkez medya, burjuvazi ve CHP, dört koldan anti-demokratik girişimlerde bulunmuşlardı. TSK, 'irtica, PKK'dan daha tehlikeli' demişti. Çevik Bir gibi, 28 Şubat'ın önemli aktörlerinden Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya da 28 Şubat 1997 kararlarından üç gün önce, 'dinci akımlar, PKK'dan daha tehlikeli' diyordu. Genelkurmay karargahı, sivil iktidara, 'psikolojik savaş' operasyonları yapıyordu'' diyor.

-Türkiye'nin demokratikleşme süreci-

Kitapta, Türkiye'nin demokrasi ve demokratikleşme serüveninin ''4 ayrı askeri darbe-müdahaleyle yakın zamanda gördüğümüz 'post modern darbe' ve bir gece yarısı gelen e-muhtıralarla sancılı bir şekilde devam ettiğini'' yazan Öznur, yakın politik tarihte yaşanan kanlı süreçlerin bilinmesinin önemine dikkati çekiyor. Öznur'un yakın tarihle ilgili tespitlerinden bazıları şöyle:

''16 Mart 1978 yılında, İstanbul Üniversitesi'nde 7 öğrenciyi, 17 Nisan 1978'de Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu ve iki torununu, 6 Ekim 1990'da öğretim üyesi Bahriye Üçok'u, 24 Ocak 1993'te gazeteci Uğur Mumcu'yu, 21 Ekim 1999'da eski Bakanlardan gazeteci-yazar Ahmet Taner Kışlalı'yı bombalı saldırı ve bombalı paketlerle katledenler, Türkiye'yi destabilize etmek isteyen Gladyo ve onunla bağlantılı demokrasi karşıtı militarist odaklardır.

1 Şubat 1979'da, gazeteci Abdi İpekçi'yi, 19 Kasım 1979'da gazeteci İlhan Darendelioğlu'nu, 3 Aralık 1979'da gazeteci Kemal Fedai Çoşkuner'i, 4 Nisan 1980'de gazeteci İsmail Gerçeksözü, 31 Ocak 1990'da ADD Genel Başkanı Prof. Muammer Aksoy'u, 7 Mart 1990'da gazeteci Çetin Emeç'i, 18 Aralık 2002'de öğretim üyesi Necip Hablemitoğlu'nu taşeronlara öldürtenler yine aynı küresel güçlerle bağlantılı bu karanlık şer merkezlerdir.

24 Ocak 2001'de Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'ı ve 5 polis memurunu şehit ettirenler, 5 Şubat 2006'da Rahip Andrea Santoro'yu öldürtenler, 17 Mayıs 2006'da menfur Danıştay saldırısını organize edenler, 19 Ocak 2007'de Hrant Dink suikastini yaptıranlar, 17 Nisan 2007'de Malatya'da Zirve Yayınevi'nde üç kişiyi öldürtenler, Gladyo ve onunla bağlantılı, demokrasi dışı arayışlarda bulunan demokrasi ve millet düşmanı şer odaklar ve onların maşalarıdır.''

-''1993 süreci, örtülü bir darbedir''-

Öznur, Temmuz 1978'de Genelkurmay karargahında kurulan ''Saltık Çalışma Grubu'' ile 28 Şubat sürecinde TSK içinde kurulan ''Batı Çalışma Grubu'' ve 2003 Mart'ında kurulan ''Doğu Çalışma Grubu'' arasında hiçbir fark olmadığına işaret ederek, ''Üçü de hukuk dışı, askeri bir müdahale için kurulmuş, demokrasi ve milli irade düşmanı, faşist, militarist darbe çalışma gruplarıdır'' saptamasında bulunuyor.

Öznur, ''Derin ve şifreli'' olarak nitelediği Uğur Mumcu suikastı ve Danıştay saldırılarının amacının büyük kaoslar, toplumsal ve siyasal çatışmalar meydana getirilerek ''örtülü bir darbeyi gerçekleştirmek'' olduğunu kaydediyor. Öznur, 1993 süreci ile ilgili olarak şu ifadeleri kullanıyor:

''Yakın politik tarihimiz açısından 1993 yılı, karanlık bir yıldır. Bu yıl Jandarma Genel Komutanı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan değişiminin yaşandığı, karanlık suikastların, faili meçhullerin ve provokasyonların en yoğun olduğu bir yıldı. 1993 süreci ile ilgili her gün yeni belgeler, bilgiler gün yüzüne çıkmakta, kapatılan birçok dosya, tozlu raflardan çıkartılıp tekrar açılmaktadır. 1993 süreci, örtülü bir darbedir. TSK, 12 Eylül gibi yönetime el koymadı -koymasına da gerek kalmadan- örtülü bir şekilde sürece müdahale etti. 1993 süreci çözülmeden, 28 Şubat süreci çözülemez.''

-''Türkiye, yakın tarihiyle her açıdan yüzleşmeli''-

Öznur, yazdığı kitapla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, darbeci anlayışla ve mafya oluşumları ile hesaplaşılmadan ileri demokrasiye ulaşılamayacağını belirtti. Öznur, ''Yakın politik tarihimizin aydınlanması, demokrasinin kökleşmesi ve demokrasi dışı arayışların tarihe karışması için, küresel güç NATO'nun kozmik odalarına girilmeli, NATO merkezli Gladyo tasfiye edilmeli ve mensupları deşifre edilip yargılanmalıdır. Türkiye, yakın tarihiyle her açıdan yüzleşmelidir. 12 Eylül darbesini yapanlarla ilgili açılan iddianame ve dava, bu açıdan önemlidir. 12 Eylül artık sanık sandalyesindedir. Açılan iddianamenin kabul edilmesi bu yolda önemli bir adımdır'' dedi.

Öznur, Türkiye'nin demokratikleşmesi için 1993 sürecinin aktörlerinin sorgulanması gerektiğine işaret ederek, ''Açık ve örtülü darbeler, askeri vesayetçi, bürokratik oligarşinin müdahaleleri ve operasyonlarıdır. 1993, 12 Eylül karanlığının devamıdır. 28 Şubat ve e-muhtıra da bu yöndedir'' diye konuştu.

-Kitabın ana başlıkları-

Timaş Yayınları'ndan çıkan 400 sayfalık 1993 Örtülü Darbe kitabı, 4 bölümden oluşuyor. Kitabının birinci bölümde ''Suikastlar'' ana başlığı altında gazeteci yazar Uğur Mumcu, Eşref Bitlis ve Ahmet Cem Sever'i detaylı olarak ele alınıyor. ''Karanlık İlişkiler, derin görüşmeler, kirli pazarlıklar'' üst başlığına sahip kitabın ikinci bölümünde de PKK sorunu irdeleniyor. Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın terörü sona erdirmek için yaptığı çalışmalara yer veriyor. Üçüncü bölümde de Suriye-PKK başlığı altında konu üzerinde yoğunlaşan kitabın dördüncü bölümünde ise provokasyonlar inceleniyor.

Öznur, 24 Mayıs 1993'te Bingöl'de 33 askerin şehit edilmesi, 2 Temmuz 1993'te yaşanan Sivas olayları ve 5 Temmuz 1993'te Erzincan Başbağlar katliamına mercek tutuyor. Öznur, kitabının sonunda ayrıca 1991 ile 1993 yılları arasında yaşanan ''şiddet sarmalı ve kaosun'' kronolojisine yer verdi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız