Başbağlar ve yargı: Neler yaşanmış meğer

Başbağlar ve yargı: Neler yaşanmış meğer!

90'lı yıllarda yargıya hakim olduğu rivayet edilen TSE standartlarını tecrübe edenlerden birisi olmakla beraber, Başbağlar katliamı ile ilgili yargı sürecinin detayları, tabir caizse kanımı dondurdu.

Benim yargıdaki TSE standardı ile ilgili tecrübem, neyse ki bir tazminat davasıyla ilgiliydi. Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın okuduğu şiir sebebiyle aldığı cezayı onayan Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin hakimleri, Milli Gazete'de yayımlanan konuyla ilgili bazı yazılar üzerine, tazminat davaları açmışlardı.

Ankara'da görülmekte olan davaların aleyhimize neticelenmek üzere olduğunu, sebebinin de TSE standartları olduğunu söyleyen avukatımıza, bu standartlara uygun bir avukat bulsak dediğimde, aldığım cevap şöyle idi:

- “Benim de aklıma geldi. Ancak, konuyu açtığım o çevreden bir avukat, ‘değil bizden birisi, Hz. Ali (k.v.) bile gelse sizi mahkum olmaktan kurtaramaz. Çünkü hakimler sizlere karşı bir savaş verdiklerini düşünüyorlar' deyince, ümidimi kestim.”

Netice olarak, herhangi bir hakaret içermeyen eleştiri yazıları sebebiyle oldukça yüklü tazminatlar ödemek zorunda kalmıştık…

Başbağlar'dan hemen önce Sivas'ta 2 Temmuz 1993'te meydana gelen olaylarla ilgili olarak, şimdiye kadar yazılıp çizilenlerin haddi hesabı yok. Dahası, kamuoyu yönlendirme çalışmaları sayesinde olay, bir kesime yönelik düşmanca hisler besletecek şekilde aktarılmaya çalışılmıştır hep.

Bu kadarla kalsa iyi. Meselenin adli safhası da, benzeri pek görülmedik bir şekilde sürdürüldü ve yaşananlarla ilgileri olmadığı kesin olan insanlar bile yargı karşısına çıkarılarak, ağır hapis cezalarına mahkum edildi.

Başbağlar Köyü'nün basılıp 33 masum insan otomatik silahlarla taranarak öldürülmesi ve köyün ateşe verilmesi ile ilgili dava ise, birkaç yıl sürdü ve sonra kapatıldı.

Başbağlarla ilgili davanın kapatılması, bütün aramalara rağmen olaylara karışan kişilerin bulunamadığı mazareti ile izah edildi.

Ancak yeni ortaya çıkan gerçekler, meselenin hiç de öyle olmadığını, işin içerisinde başka şeyler olduğunu ortaya koyuyor.

Yeni Akit'ten Murat Alan'ın hazırladığı dosya, Başbağlar'la ilgili yargı sürecini detaylarıyla ortaya koyuyor. Erzincan'da başlayan dava, güya güvenlik gerekçesiyle İzmir'e alınıyor önce. Ardından da, olaya karıştıklarını itiraf eden kişilerden ikisi ‘örgüt üyesi oldukları' gerekçesiyle mahkum edilip, kalanları serbest bırakılıyor.

Olayla ilgili olarak yakalanan ve jandarmaya verdikleri ifadelerde DHKP-C sempatizanı olduklarını, PKK militanları ile birlikte Başbağlar'a gittiklerini, yaşananlara şahit olduktan başka teröristlerin talebi üzerine benzinli fitillerle evleri yaktıklarını itiraf eden kişilerin serbest bırakılma gerekçeleri ilgi çekici. Bu kişiler, ‘masum tırpancılar' imiş, davanın hakimine göre.

Jandarmada verdikleri ifadeleri mahkemede reddeden bu kişilerin söyledikleri arasındaki müthiş uyuma bile dikkat etmemiş mahkeme.

Sivas'ta yaşananlarla ilgili olarak, o gün şehirde bile olmayanları yargı karşısına çıkarıp idama mahkum eden zihniyetle, Başbağlar'daki katliama doğrudan karışmış kişileri bile ‘masum tırpancılar' diyerek serbest bırakan zihniyet aynı.

33 kişinin vahşice katledildiği bir olayın sorumlularını bulup cezalandırmak yerine, katıldıklarını açıkça söyleyen kişileri serbest bırakanlar, öncelikle insanlığa karşı suç işlemişlerdir.

Ve bu zihniyete mensup kişilerin, ‘insan sevgisini esas aldığını' söyleyen Alevilik'le ilgisi olamaz, olmamalı.

2 Temmuz 1993'de Sivas'ta ve 5 Temmuz'da Başbağlar'da olup bitenler üzerindeki sır perdeleri artık kaldırılmalı…

Ekrem Kızıltaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız