Dawkins Karmaşası: Natüralizm Saçmalığı

Dawkins Karmaşası: Natüralizm Saçmalığı..

Dawkins Karmaşası: Natüralizm Saçmalığı* [ ALVIN PLANTINGA]

Richard Dawkins Tanrı’dan hoşnut değil:
Eski Ahit’in Tanrı’sı, muhtemelen, bütün kurgulardaki en nahoş karakterdir. Kıs- kanç ve bundan gurur duyan; dar kafalı, insafsız, bağışlamaz bir zorba; kindar, kana susamış bir etnik temizlikçi; kadın düşmanı, eşcinsel düşmanı bir ırkçı; bebek katili, soykırımcı, evlat katili, vebacı, megolaman…

Alıntıyı tamamlamaya gerek yok, fikri anladınız. Öyle görünüyor ki Dawkins Tanrı’yı kendine can düşmanı seçmiş. (Dawkins’in hatırı için dua edelim de Tanrı bu iltifata karşılık vermesin!)



ALVIN PLANTINGA

Tanrı Yanılgısı, genelde dine, özelde Tanrı inancına karşı yazılmış uzun bir hicivdir. Dawkins ve Daniel Dennett günümüz akademik ateizminin (Dennett, son günlerde çıkan Büyüyü Bozmak (Breaking the Spell) ile bu türe katkıda bulunmuştur) kalemşor ikizleridirler.1 Dawkins kitabını, kısmen, ürkek ateistleri bunu açıkça ilan etmeye cesaretlendirmek için yazdığını söy- lüyor. Hem o hem Dennett, bu günlerde dine saldırmanın ciddi bir cesareti gerektirdiğini düşünüyor gözüküyorlar. Dennett diyor ki: ―Suratıma yumruk yemeyi veya daha kötüsünü göze alıyorum. Yine de ısrarlıyım.‖ Anlaşılan, ateizmin de iman kahramanları, öyle veya böyle kendine has kahramanları var. Ancak burada onları ciddiye almak kolay değil; zira günümüz Batı akademisinde dini eleştirmek, ancak Cumhuriyetçi bir toplantıda Cumhuri- yetçi partinin adayını desteklemek kadar tehlikelidir!

Dawkins belki de dünyanın en popüler bilim yazarıdır; üstelik o, son de- rece yeteneklibir bilim yazarıdır. (Örneğin onun önceki kitabı Kör Saat- çi’deki yarasalar ve onların yaşam tarzına dair sunumu, göz alıcı ve büyüle- yici bir güç gösterisidir.) Ne var ki Tanrı Yanılgısı, çok az bilim ihtiva eder; bu kitap daha ziyade felsefi, teolojik (belki ―ateoloji‖ daha uygun bir terim olacaktır) ve evrimsel psikoloji içerikli olup, beraberinde dini ve dinin sözde zararlı etkilerini kötüleyen sağlam bir toplum yorumcu hücumu içerir. Yuka- rıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere, bu kitapta, tarafsız, özenli bir eleştiri aramamak gerekir. Aslında, hakaret, alay, dalga geçme, hınç ve acımasız eleştirinin oranı hayret vericidir. (Acaba, annesi ona hamile iken, öfkeli bir Anglikan papaz tarafından korkutulmuş olabilir mi?) Şayet Dawkins günün birinde yaptığı işten bıkarsa, politik saldırı reklam yazarı olarak parlak bir gelecek onu bekliyor.

Kitabı felsefe ağırlıklı olmasına karşılık Dawkins filozof değil, biyolog- dur. Bu husus göz önüne alındığında bile onun sunduğu felsefenin çoğu son derece yavandır. Onun felsefeye saldırılarının bir kısmının acemi/çocuksu olduğunu söyleyebilirsiniz, ancak bu acemiliğe haksızlık olacaktır. Onun iddialarının çoğu, felsefe lisans 2. sınıfında bile (bol not verilmediği sürece) geçer not alamayacaktır. Bu, kitabın küstah, her şeyi ben bilirim üslubu ile birleşince can sıkıcı olabilir. Bununla birlikte kızgınlığı bir kenara bırakarak, Dawkins’in esas delilini ciddi biçimde ele almak için elimden geleni yapacağım.

―Niçin Neredeyse Kesinlikle Tanrı Yok‖ başlıklı 3. Bölüm, kitabın kalbidir. Peki, Dawkins Tanrı diye herhangi bir zatın niçin neredeyse kesin olarak mevcut olmadığını düşünüyor? O, Tanrı’nın varlığı büyük oranda ihtimal dışı olduğu için böyle düşündüğünü söylüyor. Ne kadar ihtimal dışı? Astronom Fred Hoyle’un meşhur iddiasına göre, (özel ilahi yardım olmaksı- zın, tamamen doğal vasıtalarla) yeryüzünde hayatın ortaya çıkışı, uçuşa elve- rişli bir Boeing 747’nin parçalarının bir hurdalığın üzerinde esen sert bir fırtına tarafından toplanması ihtimalinden daha azdır. Öyle görünüyor ki Dawkins, Tanrı’nın varlığı ihtimalini o civarda bir olasılık olarak görüyor- o kadar ki pratik (ve en ziyade pratik olmayan) amaçlar için göz ardı edilebile- cek kadar küçük bir ihtimal! O, neden böyle düşünüyor?

Dawkins burada, bilinen teizm karşıtı delillere –örneğin, kötülük kanıtına ya da inananların atfettiği niteliklere sahip bir varlığın imkânsız olduğu iddi- asına— başvurmuyor.2 Öyleyse, niçin teizmin son derce ihtimalsiz olduğunu düşünüyor? Yanıt: Eğer Tanrı diye bir şahıs olsaydı, O, muazzam biçimde karmaşık olmuş olacaktı ve bir şey ne kadar çok karmaşıksa o kadar az muh- temeldir: ―Mamafih bir tasarımcıyı işin içine katarak açıklamaya çalıştığınız varlık, istatistik olarak ne kadar ihtimal dışı ise tasarımcısı da en az o kadar ihtimal dışıdır. Tanrı, Nihai Boeing 747’dir.‖ Temel düşünce şudur: Tan- rı’nın bildiği ve yapabildiği şeyi bilen ve yapabilen herhangi bir şeyin, ina- nılmaz biçimde karmaşık olması gerekecektir. Özellikle, bir şeyi yaratabilen ve tasarımlayabilen bir şeyin, en azından tasarımlayıp yaratabildiği şey kadar karmaşık olması gerekir. Başka yolla söylemek gerekirse, Dawkins, bir tasa- rımcının en azından yarattığı veya tasarımladığı şey kadar malumatı içermesi gerektiğini ve malumat ile ihtimaliyetin ters ilişkili olduğunu söylüyor. Bu nedenle o, Tanrı’nın muazzam biçimde karmaşık, dolayısıyla ileri düzeyde ihtimal dışı olması gerekeceğini ve böylece, Tanrı’nın var olmadığının nere- deyse kesin olduğunu düşünüyor.

Fakat Dawkins niçin Tanrı’nın karmaşık olduğunu, dahası, bir şeyin da- ha karmaşık oldukça niçin daha az muhtemel hale geldiğini düşünüyor? Dawkins’in akıl yürütmesini daha yakından incelemeye geçmeden önce bir an için konunun dışına çıkmak istiyorum. Söz konusu ihtimalsizlik iddiası, Dawkins’in daha önceki etkili kitabı Kör Saatçi’deki delili hakkında, aksi halde oldukça kafa karıştırıcı olacak olan bazı şeyleri anlamamıza yardım edebilir. O bu eserde, bilimsel evrim kuramının dünyamızın Tanrı veya baş- ka herhangi biri tarafından tasarımlanmış olmadığını gösterdiğini iddia eder. Kitabın, Niçin Evrim Kanıtı Tasarımsız Bir Evreni Açığa Vurur? alt başlığı, bu düşünceyi ilan eder.

Nasıl böyle oluyor? Evrim kanıtının bütün canlı yaratıkların ilkel yaşam formlarından çıkmış olduğunu öne sürdüğünü varsayalım. Bu, nasıl olur da evrenin tasarımsız olduğunu gösterir? Eğer evren tasarımlanmamışsa, bu durumda akıllı bir varlık evrim sürecini yönetmemiş, ona rehberlik etmemiş- tir; evrim süreci, Dawkins’in teklif ettiği üzerekördür. Öyleyse onun iddiası, evrim kanıtının, evrimin akıllı bir varlık tarafından planlanmadığını, rehber- lik edilmediğini ve yönetilmediğini açığa vurduğudur.

Fakat evrim kanıtı buna benzer bir şeyi nasıl açığa çıkarabilir? En nihayetinde Tanrı evrim sürecini yönetmiş ve denetlemiş olamaz mı? Dawkins’e evrimin kılavuzsuz/başıboş (unguided) olduğunu düşündürten nedir? O,Kör Saatçi’de, esas olarak üç şey yapar: Birincisi, yaşayan belli yaratıkların bazı büyüleyici anatomik özelliklerini ve onların inanılmaz karmaşık ve hünerli yaşam tarzlarını parlak ve göz alıcı bir tarzda anlatır; bu, Dawkins’in en iyi yaptığı şeydir. İkincisi, kör, kılavuzsuz evrimin canlılar dünyasının –örneğin, memelilerin gözü ve kanatlar gibi— malum harikalarını ortaya çıkarmış olamayacağı iddialarını reddetmeye çalışır. Üçüncüsü, bu ve diğer organik sistemlerin kılavuzsuz evrim tarafından geliştirilmiş olabileceğine dair öneri- lerde bulunur.



Onun bu üç şeyde başarılı olduğunu varsayalım: bu, nasıl olur da evrenin tasarımsız olduğunu gösterir? Esas delil buradan nasıl çıkar? Onun ayrıntılı delillerinin tamamı, bu çeşit çeşit organların ve sistemlerin Darwinci kıla- vuzsuz mekanizma tarafından meydana getirilmiş olmasının biyolojik açıdan mümkün olduğu sonucunu desteklemeye matuftur (ki onun burada söyledik- lerinin bazısı dikkate değerdir). Bununla birlikte asıl kayda değer olan, esas delil gibi görünen şeyin formudur. Onun savunduğu öncül şuna benzer bir şeydir:

Burada, bir an için de olsa, öncül ve sonuç arasındaki şaşırtıcı mesafe üzerinde düşünmeye değer. Öncül bize, esas itibariyle, kılavuzsuz evrimin canlılar dünyasının bütün harikalarını meydana getirmiş olmasının mümkün olmasına yapılan çürütülemez hiçbir itirazın mevcut olmadığını söyler. So- nuç, kılavuzsuz evrimin gerçekten bütün bu harika şeyleri ortaya çıkardığı- dır. Kanıtın formu şuna benzer bir şeydir:

P’nin mümkün oluşu aleyhine, çürütülemez hiçbir itirazdan haberdar değiliz.

Öyleyse, P doğrudur.

Filozoflar bazen geçersiz deliller ileri sürerler (ben kendim de birkaç ta- ne ileri sürdüm). Ancak bunlardan çok azında öncül ve sonuç arasında yukarıdakindeki kadar gerçekten büyük bir mesafe vardır. Bölüm odasına gelip bölüm başkanına dekanın maaşıma 50. 000 $ zam yaptığını söylersem, o, doğal olarak benim neden böyle düşündüğümü bilmek isteyecektir. Ona, dekanın böyle yapmış olmasının mümkün oluşu aleyhine çürütülemez hiçbir itirazdan haberdar olmadığımızı söyleyebilirim. Öyle zannediyorum ki o, nazik bir biçimde emekliliği düşünmemi tavsiye edecektir.

İşte burası, teizmin iddia edilen büyük ihtimaliyetsizliğinin söz konusu olduğu yerdir. Eğer teizm yanlış ise bu durumda (bizim tehlikesizce göz ardı edebileceğimiz bazı garip teklifler bir yana) evrim kılavuzsuzdur. Fakat Dawkins, teizmin çok büyük ihtimalle yanlış olduğunu düşünüyor. Dolayı- sıyla, çok büyük ihtimalle evrim de kılavuzsuzdur –öyle görünüyor ki o, böyle bir durumda düşüncesinin doğruluğunu tesis etmek için ihtiyaç duyu- lan tek şeyin, bunun imkânsız olduğu yönündeki iddiaları reddetmek oldu- ğunu düşünüyor. Dolayısıyla biz, onun Kör Saatçi kanıtını belki şöyle anla- yabiliriz: O, aslında ifade edilmemiş olsa da Tanrı’nın varlığının tamamen ihtimal dışı olduğu düşüncesini ilave bir öncül olarak kullanıyor. Şayet böyle ise, delil o kadar da açık biçimde geçersiz olmayacaktır. (Aslında muhteşem biçimde olmasa da yine de geçersizdir –bir şeyi, onun imkânı aleyhine itiraz- ların başarısız olduğunu gösterip buna onun çok muhtemel olduğunu ekleye- rek tesis edemezsiniz.)

Şimdi Dawkins’in teizmin muazzam biçimde ihtimal dışı olduğu iddiası- na geri döndüğümüzü farz edelim. Hatırlayacağınız üzere, Dawkins’in öne sürdüğü gerekçe, Tanrı’nın muazzam biçimde karmaşık ve dolayısıyla muazzam biçimde ihtimal dışı olacağıydı. (―Tanrı veya herhangi bir akıllı ve hesaplayıp karar veren fail, karmaşıktır ki bu da ihtimal dışı demenin başka bir yoludur.‖) Bu delil hakkında ne söylenebilir?

Çok fazla şeye gerek yok. İlk olarak, Tanrı karmaşık mı? Birçok klasik teologa (örneğin Thomas Aquinas’a) göre, Tanrı basittir ve çok katı anlamda basittir. O kadar ki Tanrı’da şey-nitelik, aktüellik-potansiyellik, öz-varoluş ve benzeri ayırımlar bulunmaz. İlahi basitlik hakkındaki bazı tartışmalar esrarengiz olmasa da oldukça karmaşıktır.3 (Tanrı’nın basit olduğunu beyan eden sadece Katolik Teoloji değildir; Protestan Hıristiyanlığın görkemli ifa- desi olan Belçika İnanç Açıklaması’na göre, Tanrı, ―tek ve basit manevi bir varlıktır.‖) Dolayısıyla ilk olarak, klasik teolojiye göre Tanrı, karmaşık değil basittir.4 Belki daha dikkat çekici olan, Dawkins’in kendisinin karmaşıklık tanımına göre Tanrı karmaşık değildir. Onun (Kör Saatçi’de ortaya konan) tanımına göre, bir şey, eğer sadece şans eseri ortaya çıkması muhtemel olmayacak tarzda düzenlenmiş‖ parçaları varsa, karmaşıktır. Fakat tabiî ki Tanrı bir ruhtur, hiçbir biçimde maddi bir nesne değildir; dolayısıyla O, par- çalardan oluşmaz.5 Tanrı (filozofların söylemek istediği üzere) daha ziyade, şans eseri ortaya çıkması muhtemel olmayacak tarzda düzenlenmiş parçalara sahip değildir. Öyleyse, Dawkins’in kendisinin teklif ettiği karmaşıklık ta- nımı göz önüne alındığında bile, Tanrı karmaşık değildir.

Dolayısıyla ilkin, Tanrı’nın karmaşık olduğu aşikar değildir. İkincisi, en azından tartışma hatırına Tanrı’nın karmaşık olduğunu kabul ettiğimizi var- sayalım. Muhtemelen biz bir varlık ne kadar çok bilirse o kadar çok karma- şık olur diye düşünürüz. Öyleyse Tanrı, her şeyi bildiği için oldukça karma- şık olacaktır. Belki de öyledir, ancak yine de Dawkins bunun neden Tan- rı’nın ihtimal dışı olacağı sonucunu doğurduğunu düşünüyor? Materyalizmi ve evrenimizdeki nihai nesnelerin fiziğin temel parçacıkları olduğu düşüncesini kabul edelim. Bu durumda çok fazla şey bilen bir varlık belki de ihtimal dışı olacaktır. Fakat bu parçacıklar, bütün bunları bilen bir varlığı oluştura- cak tarzda nasıl düzenlenmiş olabilir? Tabii ki biz materyalizmi kabul etmi- yoruz. Dawkins teizmin ihtimal dışı olduğunu iddia ediyor. Bunu, materya- lizme bir öncül olarak başvurarak iddia etmek diyalektik açıdan en ileri sevi- yede yetersiz olacaktır. Eğer materyalizm doğru ise, Tanrı diye bir şahsın var olması elbette muhtemel değildir. Aslında materyalizm, mantıksal olarak, Tanrı diye bir şahsın bulunmamasını gerektirir. Ancak, materyalizm doğru olduğu için teizmin ihtimal dışı olduğunu iddia etmenin, varsayılan sonucu öncül yapmak anlamına geldiği aşikârdır.

Öyleyse o niçin Tanrı’nın ihtimal dışı olması gerektiğini düşünüyor? Klasik teizme göre, Tanrı zorunlu bir varlıktır. Tanrı diye bir şahsın bulun- maması pek de mümkün değildir; O, bütün mümkün dünyalarda vardır. Fa- kat Tanrı zorunlu bir varlık ise ve bütün mümkün dünyalarda mevcut ise, bu durumda O’nun var olma ihtimali 1 iken var olmama ihtimali 0’dır. O’nun var olmasının ihtimal dışı olması bir yana O’nun var olması en yüksek sevi- yede ihtimal dâhilindedir. Dolayısıyla, Dawkins Tanrı’nın varoluşunun ihti- mal dışı olduğunu teklif ederse, bize, Tanrı’nın niteliklerine sahip zorunlu bir varlığın mevcut olmadığı sonucunu destekleyen sadece materyalizmin doğru olduğu öncülünden hareket etmeyen— bir delil borçludur. Ne o ne de başkası bu bağlamda geçerli bir delil ortaya koydular. Hatta Dawkins böyle bir delile ihtiyaç duyduğundan dahi habersiz görünüyor.

Dawkinsci tarzdaki delilin ikinci örneği şudur: Son zamanlarda pek çok düşünür, tasarım delilinin ―İnce-Ayar Delili‖ denen yeni bir versiyonunu teklif etmekteler. Altmışların sonları ve yetmişlerin başlarından itibaren, astrofizikçiler ve diğerleri, eğer akıllı hayat ilerleyecekse pek çok temel fiziksel sabitenin her halükarda bizim bilfiil gerçekleştiğini düşündüğümüz herhangi bir şeye benzer tarzda— çok dar sınırlar içinde kalması gerekece- ğine işaret ettiler. Örneğin, eğer yer çekiminin gücü birazcık kuvvetli olsay- dı, bütün yıldızlar mavi devler olurdu; eğer birazcık zayıf olsaydı, hepsi kır- mızı cüceler olurdu ve her iki durumda da hayat gelişemezdi. Aynısı zayıf ve kuvvetli nükleer güçler için de söz konusudur. Bunlardan biri birazcık farklı olsaydı, hayat, yani bizim sahip olduğumuz tarzda bir hayat muhtemelen ortaya çıkamazdı. Bu hususta aynı ölçüde dikkat çekici olan, düzlemsellik problemi denen şeydir: öyle görünüyor ki hayatın varoluşu da hassas biçimde evrenin genişleme oranına bağlıdır. Nitekim Stephen Hawking şöyle demektedir:

Evrenin sıcaklığının 1010 K olduğu zamanda 1012’deki bir parça ile genişleme oranının

azalması, evrenin yarıçapının şimdiki değerin sadece 1/3000’i olduğu ve sıcaklığın halen

10.000 K olduğu evrenin yeniden büzülmeye başlaması sonucunu doğuracaktır.6

Bu, rahatsız edici ölçüde sıcak olacaktır. Hawking hayatın, evren tam da yeniden büzülmekten korunmak için gereken oranda genişlediği için müm- kün olduğu sonucuna varır. O, daha önce de ince ayarın daha da dikkate değer olduğuna dair şöyle söyler:


Biliyoruz ki hakkında konuşabildiğimiz en erken devirdeki (Planck zamanı denen büyük patlamadan sonraki 10-43 sn.) patlamalı genişlemenin rakip etkisi ile yerçekimsel büzülme arasında çok yakın bir dengenin bulunmuş olması gerekir, ki bu, onların bir’likten 10’daki sadece tek parça ile altmışıncıya olan nispetindeki sapma ile temsil edilen inanılmaz kesinlik derecesine karşılık gelecek olmuş olsun.7

Görünüşteki bu muazzam çakışmaya verilecek tepki, bu düşünürlerin ev- renin şahsi bir Tanrı tarafından yaratıldığı yönündeki teistik iddiayı doğru- lamakta ve oldukça sınırlı teistik bir delile, dolayısıyla ince ayardeliline malzeme sunmakta olduklarını görmektir.8 Bu, evrenimizde hayatın müm- kün olması için çok sayıdaki kadranların son derece dar sınırlar içerisinde ayarlanmasının gerekmesi gibidir. Bunun şans eseri olmuş olması son derece ihtimal dışıdır, fakat bu, çok büyük ihtimalle Tanrı diye bir şahıs varsa ger- çekleşmiş olabilir.

Dawkins bu tarz teistik delile karşılık olarak, diğer kanıtların yanı sıra, fiziksel sabiteler üzerindeki değerlerin dağılımın oldukça farklı olduğu bir- çok (belki de sonsuz sayıda) evrenin bulunmasının imkân dâhilinde olduğu- nu ileri sürer. Pek çok evren olduğu kabul edilse bile, onlardan bazısının hayata elverişli değerleri sergileyecek olması muhtemeldir. Öyleyse, eğer temel sabitelerin farklı değerler dizisini sergileyen muazzam sayıda çok ev- ren varsa, onlardan bazısının ―ince ayarlanmış‖ olması hiç de ihtimal dışı değildir.

Bütün bu diğer evrenlerin var olmasının ne kadar muhtemel olduğu ve böyle şeylerin var olduğunu varsaymak için (ince ayar delillerini köreltme- nin dışında) herhangi bir gerçek sebebin olup olmadığını merak edebiliriz.9

Fakat bir anlığına gerçekten birçok evrenin olduğunu ve bunlardan bazısının ince ayarlanmış ve hayata elverişli olmasının muhtemel olduğunu kabul edelim. Bu, Dawkins’i yine de şu problemle karşı karşıya getirir: bazı evren- ler ince ayarlanmış olsa bile, bu evrenin ince ayarlanmış olması halen ihti- mal dışıdır. Bizim evrenimize alfadiyelim: bu veya şu evrenin ince ayar- lanmış olması muhtemel olsa dahi alfa’nın ince ayarlanmış olması olasılığı inanılmaz derecede düşüktür.

Dawkins’in cevabı nedir? O, ―insancı ilke‖ye, yani bizim, içinde bu so- runu tartışabileceğimiz yegâne evren türünün, hayat için ince ayarlanmış evren olduğu düşüncesine başvurur:


En genel formu içerisinde İnsancı yanıt şudur: Biz bu sorunu, ancak, bizi üretebilen bir evren içinde tartışabiliyor olabiliriz. Öyleyse, bizim varoluşumuz, temel fiziksel sabitele- rin her birinin kendi Goldilocks hayata elverişli bölgelerinde bulunması gerektiğini belirler.

Evrenin, biz içinde yaşadığımıza göre, tabii ki ince ayarlanmış olması gerekir. Fakat bu bize, alfa’nın niçin ince ayarlanmış olduğunu açıklamaya koyulurken ne ölçüde yardımcı olabilir ki? Bir kimse bunu, bizim gerçekten burada olduğumuza işaret ederek açıklayamaz –bu, benim, Tanrı’nın (benim yerime başka birisini değil de) beni yaratmaya karar vermiş olduğunu ―açık- layabilmek‖ için, eğer Tanrı böyle karar vermemiş olsaydı bu soruyu sormak için ben burada olmazdım, diye söylememden daha fazla bir şey ifade etmez. Bu sabitelerin şimdi sahip oldukları değerlerin aynısına sahip olması gerek- tiği halen çarpıcı gözüküyor; onların bu değerlerin aynısına sahip olması

gerektiği, şans eseri bile olsa, halen muazzam biçimde ihtimal dışıdır ve hayata elverişli bir evreni istemiş olan bir Tanrı var olsa bile sabitelerin bu değerlere sahip olması gerektiği halen çok düşük bir ihtimaldir.

Dawkinsci düşüncenin bir örneği daha. Dawkins Kör Saatçi’de, doğal seçilimin işlemesi için hayatın kendini kopyalayan düzeneğine ihtiyaç du- yulduğu için, Tanrı’nın özellikle ilk önce hayatı yaratarak-yani, DNA’nın özgün kopyalama düzeneğini ve doğal seçilimi mümkün kılan proteini özel olarak yaratarak- bütün evrim sürecini harekete geçirmiş olması gerektiği iddiasını ele alır ve hemen akabinde şunları söyler:


Bu, apaçık zayıf bir delil, aslında, açık biçimde kendini çürüten bir delildir. Düzenli kar- maşıklık, bizim açıklamakta güçlük çektiğimiz şeydir. Bir kere düzenli karmaşıklığı, bu sadece DNA/protein’in kopyalayan mekanizmasının düzenli karmaşıklığı olsa bile, var- saymamıza müsaade edilirse, düzenli karmaşıklığı daha düzenli karmaşıklığın dinamosu olarak yardıma çağırmak görece daha kolaydır… Fakat gayet açık ki DNA/protein meka- nizması kadar karmaşık bir şeyi akıllıca tasarımlayabilecek bir Tanrı’nın, en azından, bu mekanizmanın kendisi kadar karmaşık ve düzenli olmuş olması gerekirdi … DNAA/protein mekanizmasının kaynağını doğaüstü bir Tasarımcıdan yardım dileyerek açıklamak, hiçbir şeyi açıklamamaktır, çünkü bu durumda Tasarımcının kökeni açıklan- mamış kalır.

Daniel Dennett bu pasajı, Darwin’in Tehlikeli Düşüncesi’nde Dawkins’ten onaylayarak iktibas eder ve bunun, bugün, iki asır önce Hume’un Diyaloglar’ında Philo’nun Cleanthes’i yenmek için kullandığı zamandaki kadar tahrip edici ve çürütülemez bir itiraz olduğunu‖ beyan eder. Şimdi burada, Tanrı Yanılgısı’nda Dawkins, Dawkins’i onaylayarak iktibas etmekte olan Dennett’i onaylayarak iktibas eder ve buna Dennett’in (yani, Dawkins’in) tamamen doğru olduğunu ekler.

Burada söylenecek çok şey var, ancak bunların çok azını ifade edeceğim. İlk olarak, uzak bir yıldızın yörüngesinde dönen yabancı bir gezegene indi- ğimizi ve tıpkı traktörlere benzeyen, onlar gibi çalışan makine benzeri cisim- leri gördüğümüzü varsayalım. Liderimiz, ―bu gezegende, şu traktörleri yapan akıllı varlıklar olmalı,‖ der. Yolculuğumuzdaki birinci sınıf felsefe öğrencisi şöyle itiraz eder: ―Hey, bir dakika durun, siz hiçbir şey açıklamadınız! Bu traktörleri tasarımlayan herhangi bir akıllı canlının, en azından bunlar kadar karmaşık olması gerekecektir.‖ Hiç şüphesiz ona, az bilgi sahibi olmanın tehlikeli bir şey olduğunu söyler ve eve gitmek için bir sonraki uzay gemisi- ne binmesini, başka bir veya iki felsefe dersine daha kaydolmasını tavsiye ederiz. Çünkü söz konusu akıllı hayat, en azından traktörler kadar karmaşık olacak olsa da (şu an için buna göz yumabiliriz) o şartlarda traktörleri akıllı hayat açısından açıklamak son derece makuldür. Ana fikir şudur: Biz düzenli karmaşıklığa nihai açıklama getirmeye, düzenli karmaşıklığı genel olarakaçıklamaya çalışmıyoruz; biz sadece düzenli karmaşıklığın belli bir tezahü- rünü (bu traktörleri) açıklamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, (düzenli karmaşık- lığa dair nihai bir açıklamaya teşebbüs etmeksizin) düzenli karmaşıklığın bir tezahürünü başka biri ile açıklamak gayet isabetlidir. Benzer biçimde, haya- tın ilk yaratıcısı olarak Tanrı’ya başvururken biz, genel olarak düzenli kar- maşıklığı değil fakat sadece onun özel bir çeşidini, yani yeryüzündeki hayatı açıklamaya gayret ediyoruz. Öyleyse, Tanrı’nın bizatihi kendisi (benim ka- bul ettiğimin tersine) düzenli karmaşıklık sergilese bile yeryüzündeki haya- tın varoluşunu ilahi fiil ile açıklamamız son derece makul olacaktır.

İkinci husus şudur: Dawkins (ve onu taklit eden Dennett), ―açıklamaya çalıştığımız asıl şeyin‖ ―düzenli karmaşıklık‖ olduğunu ileri sürer. O, deva- mında, ―evrimi bu kadar pürüzsüz bir teori yapan tek şey, onun, düzenli karmaşıklığın ilkel basitlikten nasıl çıkabildiğini açıklamasıdır‖ der ve teiz- mi, düzenli karmaşıklığı açıklayamadığı için kusurlu bulur. Şimdi Dawkins’e göre, zihin düzenli karmaşıklığın göze çarpan bir örneği olacaktır ve Tanrı’nın (düzenli karmaşıklığa benzemeyen) düşünen ve bilen bir varlık olduğu gayet açıktır. Öyleyse Dawkins’in, teizmin zihni açıklayamamasın- dan şikâyetçi olduğunu farz edelim. Şurası açıktır ki teistler zihin hakkında nihai bir açıklama ortaya koyamayacaklardır, çünkü Tanrı’nın varlığı konu- sunda tabii olarak yeterli hiçbir açıklama mevcut değildir. Ancak yine de bu nasıl teizme karşı bir şey olabilir ki? Açıklamalar bir yerde son bulur; teizm açısından ise açıklamalar Tanrı’da sona erer. Tabii ki aynı şey başka herhan- gi bir görüş için de geçerlidir; herhangi bir görüşte de açıklamaların bir sonu vardır. Sözgelimi materyalist veya fizikalist, temel parçacıkların varoluşu hakkında bir açıklamaya sahip değildir: bu parçacıklar sadece vardır. Dola- yısıyla, bir kez daha söylüyorum, istediğimiz veya ihtiyaç duyduğumuz şe- yin zihnin nihai bir açıklaması olduğunu iddia etmek, teizmi öngörmediği bir şeyi varsaymakla suçlamaktır; zira teistler kişi olma, düşünme veya zihin konusunda ne bir açıklama getirmeyi ister ne de buna ihtiyaç duyarlar.

Dawkins kitabın sonlarına doğru belli oranda sınırlı bir şüpheciliği onaylar. Ona göre, biz (kılavuzsuz) evrim tarafından üstün körü bir araya getirilmiş olduğumuz için, bizim dünya görüşümüzün her yönüyle tam olması ihtimal dışıdır; doğal seçilim intibak edici/uyarlamacı (adaptive) davranışa ilgi duyar, kesin inanca değil. Fakat Dawkins, bizim kılavuzsuz evrim yoluy- la meydana geldiğimiz görüşünün şüpheci sonuçlarının gerçek derinliklerine inme konusunda başarılı değildir. Bunu şuradan anlayabiliriz. Pek çok natü- ralist gibi Dawkins de materyalist insan görüşüne sahiptir; buna göre insan- lar maddi nesnelerdir; onlar, bir bedenle birleşmiş maddi olmayan özler, ruhlar veya cevherler değildir ve insanın maddi olmayan herhangi parçası yoktur. Bu bakış açısına göre, bizim inançlarımız nöropsikolojiye bağlı ola- cak ve (hiç şüphesiz) bir inanç, sadece bir çeşit karmaşık nörolojik bir yapı arz edecektir. Dolayısıyla, inançlarımızın kendisine bağlı olduğu nöropsikoloji elbette uyarlamacı olacaktır, fakat bu nöropsikolojiye bağlı olan veya onun sebep olduğu inançlar neden çoğu kez gerçek olsun? Niçin bilişsel yetilerimizin güvenilir olduğunu düşünelim ki?

Teist bakış açısından bilişsel yetilerimizin (çoğunlukla, belli nitelikleri ve uyarıları kabul ederek) güvenilir olacağını ümit ederiz. Tanrı bizi kendi suretinde yaratmıştır ve Tanrı’nın suretini taşımamızın önemli bir kısmı, doğru inançları oluşturabilme ve bilgiyi kazanabilmede O’na benzememiz- dir. Fakat naturalist bakış açısından, (gerçek inançların üstünlüğünü doğu- ran) bilişsel yetilerimizin güvenilir olduğu düşüncesi, en fazla naif bir bek- lenti olacaktır. Natüralist, makul biçimde, inanç formasyonunun altında ya- tan nöropsikolojinin uyarlamacı olduğundan emin olabilir, ancak bundan, nöropsikolojiye bağlı inançların gerçekliği hakkında hiçbir şey çıkmaz. As- lında naturalist, kılavuzsuz evrim göz önüne alındığında bilişsel yetilerimizin güvenilirliğinin ihtimal dışı olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır. Bu, kılavuzsuz evrim göz önüne alındığında, bir çeşit hayal dünyasında yaşıyor olmamızın kendimiz ve dünyamız hakkında gerçekten bildiğimiz şey olması kadar muhtemeldir.

Eğer durum böyle ise, naturalist, kendisinin bilişsel yetilerinin güvenilir olduğu natürel varsayımını –artık bu inancı savunmamak ve onu reddetmek için bir gerekçe ile— çürütür/nakzeder (defeater). (Çürütmeye şöyle bir ör- nek verilebilir: Bir zamanlar birilerinin bana senin Michigan’da doğduğunu söylediğini ve benim ona inandığımı varsayalım. Fakat şimdi ben sana so- runca, sen bana Brezilya’da doğduğunu söylüyorsun. Bu, benim senin Michigan’da doğduğuna dair inancımı çürütür.) Eğer natüralistin bu inancı çürütülüyor ise onun bilişsel yetilerinin ürünü olan herhangi bir inancı da çürütülür. Gayet açık ki bu, onun, natüralizmin kendisini de içeren, bütün inançları için geçerli olacaktır. Öyleyse natüralizm, natüralisti çürütür; natüral-izm kendi kendini çürütür ve natüralizme rasyonel olarak inanılamaz.

Açıkçası buradaki asıl sorun, Dawkins’in natüralizmi, Tanrı veya Tanrı benzeri bir şahsın olmadığına dair inancıdır. Sorun, natüralizmin evrimin kılavuzsuz olduğunu içermesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, daha etraflı bir sonuç şudur: bir kimse makul biçimde hem natüralizmi hem de evrimi kabul edemez; öyleyse, natüralizm, çağdaş bilimin ilk sırada gelen bir doktrini ile çatışma içindedir. Dawkins gibi insanlar din ile bilimin çatıştığını kabul ederler, çünkü onlara göre, evrim ile teizm çatışma halindedir. Hâlbuki gerçekte çatışma, bilim ile natüralizm arasındadır, bilim ile Tanrı inancı ara- sında değil.

Tanrı Yanılgısı atıp tutan tumturaklı sözlerle doludur; fakat gerçekte, Tanrı inancının ―yanılgı‖ olması bir tarafa, Tanrı’ya inanmanın hatalı oldu- ğunu gösteren en ufak bir gerekçe bile sunmamaktadır.

Dahası Dawkins’in yürekten inandığı natüralizm, sevimsizliği, insan ve insanın evrendeki yeri hakkındaki moral bozucu sonuçlarının yanı sıra, kendi içinde de derin bir sıkıntı ile karşı karşıyadır. Natüralizme inanmak için hiç- bir sebep yok; fakat inkâr etmek için mükemmel gerekçeler var.


* Kaynak:http://www.christianitytoday.com/bc/2007/marapr/1.21.html?start=8 (June 2009).

1 Sam Harris, kısa süre önce bu çizgideki üçüncü kitabı, İmanın Sonu’nu ve daha sonra bu kitabın devamı niteliğindeki Hıristiyan Topluma Mektup’u yazdı. Dolayısıyla, belki kalemşor üçüzler de-

memiz gerekir- veya (lisansüstü talebesi olan) Harris’in bu teşebbüsün küçük ortağı olduğunu göz önüne alınca, ―Ateizmin Üç Ayısı‖ mı demeli? [Plantinga burada ―Sarı Bukleli Kız ve Üç Ayı‖ baş-

lıklı hikâyeye telmihte bulunuyor. Hikâye, sarı bukleli küçük bir kız ile üç ayı (anne, baba ve yavru

ayı (Harris) arasında geçer. ç.n.]

2 Gerçi Dawkins, görünüşe göre onaylayarak, Tanrı’nın hem âlim hem de kâdir olamayacağı delilin- den bahseder: Eğer Tanrı âlim ise kararlarını değiştiremez, bu, O’nun güç yetiremeyeceği bir şeyle- rin bulunduğunu, dolayısıyla kâdir olmadığını gösterir! (s.54).



——————————————————————————————–


1. Bütün hayatın kılavuzsuz Darwinci süreçler vasıtasıyla meydana gelmiş olmasının biyolojik olarak mümkün olması aleyhine çürütülemez hiçbir itirazdan haberdar değiliz.

Dawkins bu öncülü, hayatın bu yolla meydana gelmesinin biyolojik açı- dan mümkün olduğu yönündeki itirazları reddetmeye çalışarak destekler. Bununla beraber onun vardığı sonuç:

2. Bütün hayat, Darwinci kılavuzsuz süreç yolu ile meydana gelmiştir.

3 Bkz. Plantinga, ―Does God Have a Nature?,‖ Aquinas Lecture 44, Marquette Univ. Press, 1980.

4 Dawkins’in teolog dediği seçkin Oxford filozofu Richard Swinburne, Tanrı’nın basitliği iddiası hakkında bazı incelikli deliller ileri sürmüştür. Dawkins Swinburne’ün delilini zikreder; fakat bu delile ciddi olarak eğilme tenezzülünde bulunmaz, bunun yerine alay etme yoluna başvurur (ss.110–111)

5 Teslis nasıl açıklanabilir? Teslisi nasıl tasavvur ettiğimiz tabiî ki tam olarak açık değildir. Bununla birlikte, teslisin üç şahsının her birine ilaveten bu zatların her birinin kendisinin bir parçası olduğu başka bir varlığın da mevcut olmasının yanlışlığı açıktır.

6 The Anisotrophy of the Universe at Large Times‖ içinde M. S. Longair, Ed. Confrontation of Cosmological Theories with Observational Data (Springer, 2002), s. 285.

7 John Polkinghorne, Science and Creation: The Search for Understanding (Random House, 1989), s.22.

8 Robin Collins, İnce Ayar Delili’nin en iyi versiyonlarından birini ortaya koymuştur: ―A Scientific Argument fort he Existence of God: The Fine-Tuning Design Argument‖ içinde Michael J. Murray, Ed. Reason for the Hope Within (Eerdmans, 1999), ss. 47–75.

9 Bkz. Plantinga’s review of Daniel Dennett’s Darwin’s Dangerous Idea, Books & Culture May/June 1996 içinde.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız