araplar ihanet etti yalanı

Tarih bir çok insanın çeşitli roller üstlendiği bir sahnedir ve muazzam yalanlar saklamıştır içinde, patlamaya hazır volkan misali. Sürekli tekerrür eden bu bilim bir şeyler anlatmaya çalışmaktadır aslında, yalvarırcasına! Alınması gereken ibretler vardır onda.
İsmine tarih dediğimiz ve kainat yaratıldığından beri süregelen bu döngü içinde kalmış; küçük gibi görünen fakat ağırlığı altında ezildiğimiz büyük bir leke vardır. Müslüman milletlere atılan en son kazıklardan biridir bu kazık ve bizim tarihimizdedir.

Ve yine tekerrür eden tarih karşısında gereken ibreti alamayan ve siyonizm hayaline hizmet edenler bir kez daha tarihin yalvarışlarına kulak tıkadılar. Ve içimize bu iddiaları atanları desteklercesine Lübnana asker göndermeyi kabul ettiler. Şimdi bugün alınan ve İslam tarihine "leke" niteliğinde geçen bu karar siyonistlerin ekmeğine yağ sürmeyecek mi? 

Yıllarca yapılan propagandaları haklı çıkaracak elbette. Büyüklük bize hep güvenen Müslümanlara hayal kırıklığı yaşatmak olmasa gerek. Kanada şehit olan bebeklerin kanları dahi kurumadan İsrailin yanında yer almak gerçekten "İhanet" değil mi? Ve yarın Lübnanlı Mücahidlere verilecek cevap "biz sizi sattık" mı olmalı. Bizlere "boş bir menfaat" uğruna neden siyonistlerle bir oldunuz? Diye sorulduğunda vereceğimiz cevap İslam alemini tatmin edecek kadar etkili olacak mı? İşte bu karar "İhanet" yalanının mimarlarını sevindirecek onları haklı bizi haksız duruma düşürecektir.

Arap ihaneti (!)

Birinci Cihan Harbinde Anadoluda ne işleri olduğunun cevabını asla veremeyen işgalcilerin silahla ve zorbalıkla alamadıkları bu topraklara yaptıkları en büyük ihanetlerden biridir Arap ihaneti (!) siyonist ve batı kaynaklı bu iddialar İslam alemini çok derinden sarsmıştır. Birinci Cihan Harbinde Arapların Türkleri arkadan vurduğu, İngilizlerle bir olup Müslüman kardeşlerini sattığı, anlatılıyor bu ülkede yıllardır. Okullara bile giren bu iddia zaten her geçen gün maneviyattan yoksun bırakılan bu ülke evlatlarını, iyice uzaklaştırıyor kardeşlik duygusundan. Efendimizin (s.a.v) irtihali ile Arabistan coğrafyasında başlayan ifsat ve ayrılıklar nasıl İslam´a zarar vermişse bugünkü iddialarda aynı derece islamı zedeleyici bir fitnedir.

Geçilemeyen set: İman!

Birinci Cihan Harbinde bütün imkanlarını kullanarak hain emellerine ulaşamayan güçler şunu anlamışlardı ki; bu millette onlarda olmayan bir şey var ve bu millet topla tüfekle yenilemiyor. Ve yüzyıllardır değişmeyen politikaları olarak, akıllarında muhafaza ettikleri; "kaleyi içten yıkma politikası" üzerinde bir kez daha birleşmişlerdi. Bu İslam alemini birbirine düşürme politikasından başka bir şey değildi. Tanzimattan beri sürdürdüğü batı temayülünü Cumhuriyeti kurduktan sonra esas gayesi olarak kabul eden zihniyet; İslam dünyası ile ilişkilerini de koparma noktasına getirdi. O günlerden beri sürdürdükleri "Arap ihaneti" vaveylasını daha da yüksek sesle söyleyip uçurumun derinleşmesini sağladılar... Ve o sadık kardeşlerine haksızlık ederek hain emeller peşinde koşanların emellerine alet oldullar. Bu gibi fitneleri içimize atanların amaçları İslam kardeşliğinin bir işe yaramadığı hissini vererek hilafetin ilgasına teşvik etmekti. Çünkü hilafet tüm Müslümanları bir kılan, temeli sağlam bir bina idi. İslama zaten her çağda nefretle bakan batı hala bu tutumundan taviz vermiş değildir. Nitekim geçenlerde Vatikandan yapılan, İslamı ve Hz. Muhammedi (s.a.v) hedef alan çirkin sözler batının kininin ne kadar taze olduğunun ispatıdır. Karikatür krizi ile kendine güveni artan batı, basiretsiz İslam ülkelerinin suskunluğu karşısında iyice galeyana gelmiş ve bu bir haçlı seferidir deme cesaretini kendinde bulmuştur. Eğer dinler arası diyalog ve hoşgörü peşinde beyhude koşanlar batıya olan teveccühlerinin yarısını İslam alemine gösterselerdi durum çok daha farklı olacaktı.
Yıkım yada inşa
Bu toprakların insanlarına, Arapları bir tehdit olarak göstermek isteyen zihniyetin hala bu emel peşinde koştuğunu bilmeyen yoktur. Hatırlamışken söylemekte fayda var. Türkiye de her geçen gün artan ahlaksızlık ve ifsada karşı ahlaklı ve imanlı bir gençlik yetiştirmeyi kendine şiar edinen ve 30 yıldır bunun mücadelesini veren Milli Gençlik Vakfının kapatılma sebebi şöyle tarif edilmişti: "Demokratik ve laik Türk gençliğine Arapçı bir hayat benimsetme suçu." Evet adı konulmuş ama tarifi asla yapılmamış bir başka manifestodur Arapçılık!

Bizleri böyle yıpratanlar aynı stratejiyi Araplar üzerinde de uygulamaktadır. Bizleri "Araplar sizi arkanızdan vurdu" diyerek kandırmaya çalışan müstemlekeciler, Arapları da: "Osmanlı size zulmetti ve sizi sömürdü" diyerek kandırmaktadır. Birinci dünya savaşında Lübnanda başarılı olamayan emperyalistler, bir Fransız ajanı göndererek Cemal Paşayı kandırmışlardır. Müslüman kılığına giren bu ajan, Cemal Paşaya bölgesindeki ulemanın hain olduklarını söylemiş ve onların idamına sebep olmuştur. Bu yüzden Osmanlı o bölgede zalim olarak adlandırılırsa, halkın bunda ne kabahati vardır?

Belgelerle çöken ihanet yalanı
Kadir Mısıroğlunun tespitlerine göz atalım: "Birinci Cihan Harbi´nde Arapların cihad-ı ekber fetvasını dinlemedikleri iddiası ise menfi bir propaganda maksadına bağlı olarak büyütülmüş bir meseleden ibarettir. Evvela şunu unutmamak gerekir bu fetva hilafeti, İslam dünyasında cidden nafiz bir kudret haline getiren 2.Abdülhamid Han hazretleri gibi mübarek bir hükümdara karşı her tarafta derin akisler uyandıran bir ihtilal yaparak iş başına gelen ittihatçı güruhun elinde iradesiz bir oyuncak mevkiine düşen sultan Reşad tarafından ilan edilmiştir. Üstelik hilafetten ziyade Alman menfaatini temsil etmekte olduğu aşikardı. Ayrıca 400 sene Osmanlı hoşgörüsü altında yaşayan Araplara Türkçe konuşma mecburiyeti getirmek gibi saçmalıklarla dolu İttihatçı idaresinin incelenmesi de Arap aksülamelinin keşfi için zaruridir."

Araplar üzerinde yapılan propagandalar
Söylenenlere inat, mezkur zamanda yaşananlara bir bakalım. İngilizler 4 Haziran 1915te Arabistan halkına şu beyannameyi dağıtıyordu: "Sizin mükerrem dininize karşı bizim niyetlerimizi biliyorsunuz. O da şudur ki: İngilizler İslam dinine her suretle ihtiram ve onun büyüklüğü ile tebcil eder. Arabistana hububat gönderiyorduk ancak Türk ve Alman subayları bunlara el koyup aleyhimizde savaşan askerlerini beslediler. Bu kötü niyete karşı İngiltere hükümeti Bilad-ı Arabiyyede oturanların ve hacıların erzak ve yiyecek azlığından dolayı sıkıntıya düştüklerini işitmekte bütün şefkat ve sadakat duyguları harekete gelerek deniz yolu ile Cidde ye yiyecek getirilmesine karar vermiştir." (Bayur, Türk İnk.Tarihi sy.339-340) İşte yalanlar böyle açıkça söylenmişti. O gün dinimize bu kadar saygı gösterdiğini söyleyen İngilizler, haçlı seferinin neresinde duruyorlardı?
31 Ekim 1914 tarihli bir beyannamede Lord Kitcher Şerif Abdullahı şöyle bilgilendirmişti: "Almanya Osmanlı Devletini altınla satın almıştır. Fakat böyle olmasına rağmen Türkiyenin savaşta tarafsız kalması durumunda İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlının güvenliğini garanti etmiştir. Şayet Araplar da İngiltere ve müttefiklerine destek verirlerse toprak bütünlükleri korunacaktır. Her türlü saldırıda yardım edilecektir." (N.ZEİNE, Arap-Turkish relations and the emergence of Arap nationalizm,beirut 1958)

Arap aleminden cihada katılım
İran, Osmanlının tarih boyu diş geçiremediği ender devletlerden olmasına ve Osmanlıyla çetin mücadelelere girmiş olmasına rağmen İran ülkesinde şu fetvayı yayınlatarak Sünni- Şii ayrımcılığı yapanlara adeta tokat vurmuştur: "Sünni, İmamı, İsmailli, Zeydi, Vehhabi, Şia, mezhepleri ile bu mezheplerin bütün uleması şu yönde ittifak ve içtima ederler ki: kafirlerin İslam beldelerine saldırısı ve onların insanları öldürmeye, malları yağma etmeye, küfür kelimesini yükseltmeye İslam kelimesini alçaltmaya koyulmaları üzerine kudreti olan her Müslüman için "kafirler ve müşrikleri def" ve din düşmanlarının saldırısını kırmak uğrunda kudreti yettiği ölçüde cihat etmek farzdır." (Başbakanlık Osmanlı arşivi dâhiliye şifre kalemi numara 48/173)
Mezheplerin bir araya gelerek verdikleri bu fetva, bugünkü Müslüman ülkelere örnek olmalıdır. Ahmedinejatlı İranın bugün yapmış olduğu destansı başkaldırı ve meydan okuma; az önce tebeyyün ettiğimiz fetvayı verenlerinkiyle aynı değil mi?
Ayrıca "Müçtehitlerin cihat hakkında fetva ve emirlerine ait telgraflar Necef ve Kerbeladan meccanen çekilecek ücretleri İçişleri Bakanlığı tarafından karşılanacaktır" (Başbakanlık Osmanlı arşivleri meclis-i vükela numara 198/57 şevval 33) diye fetva veren İranlıların yeri neresidir bu ihanette?

Suriyeli askerler
Irak da bu savaşta Müslüman Türk halkının yanında yer almıştı. Osmanlı ordusunun 23, 25, 26, 27, 42, 43 ve 44. tümenlerinin tümü ve 21, 22, 23, 39, 40 ve 41. tümenlerinin yarısı Suriyeli askerlerden oluşmuştu. 35 ve 36. tümenlerin tamamı ise Irak ve Mezopotamya bölgesindeki Arap askerlerinden oluşuyordu. Osmanlı ordusunda genel toplam olarak 100 binden fazla Arap asker yer almıştı. Iraktaki Şiiler Osmanlı halifesi lehinde propaganda yapmışlardı. Irak aşiretlerinden Uceymi Sadun Paşa bütün harp boyunca Osmanlı Devletine sadık kalmış ve gayretleri ile tüm Irak halkı savaşa iştirak etmiştir.

İsyan eden Mekke Emiri
Savaşa girildikten sonra İstanbuldan Mekke Emiri Şerif Hüseyine de cihada katılması için bir çok telgraf yollanmıştı. Zayıf karakterli Mekke Emiri Şerif Hüseyin çeşitli düşünceler içinde idi ve merkezden gelen baskıyı biraz olsun azaltıp zaman kazanmak için Medine kadısı ile beraber cihada katıldığını ilan etti. Hiçbir zaman savaşacak güçte olmayan 1.500 asker sağlamış ve karşılığında Cemal Paşadan tam 60.000 Osmanlı altını almıştı. Osmanlı´nın savaştan yenik ayrılacağı kanaatine varan Şerif Hüseyin itibarını İngilizlere garanti ettirmekle beraber saf değiştirdi. Yaptığı anlaşmalara göre savaş bitince İngilizler, kurulan yeni Hicazda Şerif Hüseyinin itibarını koruyacaktı. Aslında bu isyanda İttihatçıların tutumu Şerif Hüseyine koz vermişti. Çünkü şerif Hüseyin İttihatçılara güvenmiyor, onları dinsiz sayıyordu. Nitekim yayımladığı isyan beyannamesine besmele ile başlayan Şerif Hüseyin kendisini dindar olarak addetmesine rağmen bir siyonist tuzağa düştüğünü fark edememişti.

Şeyh Ahmed Sunisi ve Mustafa Kemal
Arap Şeyh Ahmet Sunisi Afrikadaki en büyük tarikat olan Sunisi tarikatının şeyhi ve Libyanın reisidir. İlan edilen cihad fetvasını duyar duymaz mücadeleye girişen Ahmet Sunisi, Libyada tüm Müslümanları örgütlemişti. Fizanda Muhammed El Abd, Azcarlarda Sultan Umud Kasım, Nalutta Halife Beni Asker, Trablusgarbda Ahmed El Sunisi, Mısratada Ramazan Süheyli ve daha bir çok isim cihada iştirak etmişti. Bingazi dolaylarından binlerce mücahit Mısıra doğru hareket ederek ilan edilen cihada katılmıştı.
Bunların içinde ayrı bir yeri olan Şeyh Ahmet Sunisiye savaştan sonra Mustafa Kemal şu telgrafı yollamıştır: "Kendileri şimdi Afrikada olsalardı orada belki düşmana vurulacak darbe daha yıkıcı olacaktı. Fakat aramızda bulunmak sureti ile bize kattıkları manevi değer orada bulunmaktan pek fazladır. Sunisi tarikatının büyük müessislerinden olan büyük din adamı Sunisi hazretleri ve pederleri İslam dünyasında büyük bir teşkilatın en mühim simaları olarak tarihe geçmiştir.Türkiye Büyük Millet Meclisi adına sizi hürmetle selamlar ve kendilerine gösterdikleri gayretten dolayı şükranlarımı sunarım." Mustafa Kemal.

Ve gizlenen gerçek
İşte böylesine mücadelelerle Türk halkının yanında yer alan Müslüman Arapları hainlikle itham edenler elbette bu gerçekleri bilmiyor değiller. Fakat onlar ayrılıkçı bir politika izlediklerinden bunu saklıyorlar. Halbuki Allah Kuran-ı Kerimde; "Bildikleri hakkı saklayanları" lanetlemişti. Allah böyle suistimallerin önüne geçilmesi için bizi Kur´an´da "Mümin kullarıma söyle konuştukları zaman sözün en güzelini söylesinler zira şeytan aralarını açmak ister. Şüphesiz o apaçık düşmandır " (İsra,53) diyerek uyarmıştı.
En nihayetinde tamamen siyonist ve emperyalistlerin uydurması olarak ortaya atılan Arap ihaneti iddiası tamamen Muhammedi birbirinden ayırmak için uydurulmuştur.

Son söz olarak
Ne Araplar Türkleri vurdu iddiası sona ermiştir ne de Türklerin Arapları vuramayacağı garantidir. Lübnana asker gönderme olayı da bu küllenen yarayı yeniden deşmek isteyenlere muazzam bir malzeme vermek için yeterli değil midir? Maalesef AKP hükümeti oyuna gelmiş, siyasi çıkarları açısından yararlı olacağını zannettiği bu yanlış düşünce ile asker göndermeyi kabul etmiştir. Bu meselede Türkiyenin hiçbir kazancı olmayacağı gibi, aksine oradaki Hizbullahla da karşı karşıya gelmeyi göze alacaktır. Zaten yaşanan ve bilerek kaşınan; Arap- Türk, Şii- Sunni çatışmaları vahim bir hal alacak. Arap kardeşlerimiz; "Siz hep bizi kurtarmak için asker gönderirdiniz, şimdi siyonistlerin safında ne işiniz var" dediklerinde, Başbakanımız "menfaatlerimiz icabı" diyebilecek mi çok merak ediyorum. Bu Yahudi fitnesine kanmak Hizbullaha savaş açmak manasına gelir. Maalesef Türkiye Hükümeti kararını vermiş ve o vahim tabloyu beklemektedir. Şimdi Müslümanlara düşen son görev ise bu yalanlarla zaman kaybetmeden yeni bir dünyanın kurulması için var gücü ile çalışmaktır. Arap- Türk gibi ırkçı sözleri bırakıp, Allahın boyası ile boyanma vaktidir. Bir millet vardır o da Kur´an´da belirtilen; millet-i İbrahimdir.

Yararlanılan Kaynaklar:
Kadir Mısıroğlu: Filistin Dramının Düşündürdükleri.
Prof. Dr. Metin Hulagü: Osmanlı´nın Son Umudu Panislamizm
İrfan C. Acar: Lübnan bunalımı ve Filistin Sorunu. XXIV. dizisi - Sa. 5
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız