Gazi Osman paşa mason du -YALANI-


Paşa mason muydu?
Ölümünden seneler sonra gündeme getirip ideolojik tartışma konusu yapılan isimler arasına bu hafta Gazi Osman Paşa da ilâve edildi... İşte, Gazi Osman Paşa’nın ve ailesinin pek bilinmeyen gerçek hikâyeleri... Murat Bardakçı yazdı




Ölümünün üzerinden uzun seneler geçmesinden sonra gereksiz yere gündeme getirip de kalitesiz tartışmalara konu etmediğimiz birkaç isim kalmıştı,Gazi Osman Paşa bu kişilerden biriydi ve Paşa’nın adının etrafında da tuhaf ve garip bir kavga koparmayı da en nihayet başardık... Hafta içerisinde çıkan haberleri herhalde okumuşsunuzdur: Balıkesir’de Paşa’nın adını taşıyan bir okulun imam hatibe dönüştürülmesine karar verilince yerel bir gazete, Marmara Bölge Gazetesi kararı “Paşa takke takacak” diye manşet yapmış, Ayna Gazetesi de “Sizi asıl rahatsız eden ...Hür Mason olduğu tescilli Gazi Osman Paşa’nın isminin silinecek olması mı?” diye sormuş...


tarihimizin en meşhur askerlerinden biri olan Gazi Osman Paşa’nın da karıştırılıp resmine takke monte edilmesinin yahut mason vesaire olduğu iddiasının edebin hangi çeşidiyle ifade edileceğini, bilemiyorum... Öncelikle şunu söyleyeyim: Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın “mason” olduğu konusunda yayınlanmış tek bir belge yoktur! Sadece Paşa’nın değil, tarihimizde 18. asırdan itibaren yeralan daha başka birçok önemli ismin “Türkiye’nin ilk masonları” şeklinde gösterilmesi, o grubun “Bakın, Türkiye’nin en önemli isimleri bizdendi, asırlar boyunca memleketin kaderine sadece biz hâkim olmuştuk” mesajını verebilmek maksadıyla başvurduğu ucuz ve mesnetsiz bir reklâm çabasından ibarettir... Bir örnek daha: Gazi Osman Paşa’nın masonluğu iddiasında bulunan grup, internetteki sitelerinde bundan birkaç ay öncesine kadar “İzzeddin Efendi” adında bir Şeyhülislâm’ın da kendilerinden, yani “mason” olduğunu iddia ediyordu ama Osmanlı tarihinde bu isimde bir şeyhülislâm hiçbir zaman vârolmamıştı! Bu hayâlî şeyhülislâm tantanası birkaç sene boyunca devam etti, yani uydurma isim o sitenin başköşesinde kaldı ve böyle bir hayalî şeyhülislâm yaratanlar, daldıkları uykudan uyanıp listelerinden bu uydurma adı çıkartmayı birkaç ay önce akıl edebildiler!






Yağcıoğulları ailesine mensup olan ve Tokat’ta 1833’te dünyaya gelen Osman Nuri Paşa, 1877’deki Plevne müdafaasından sonra Ruslar’a esir düştü, birkaç ay Rusya’da kaldı ve savaş esirinden ziyade bir kahraman muamelesi gördü. Sonra İstanbul’a döndü, zamanın hükümdarı İkinci Abdülhamid tarafından “Gazi” unvânı verilerek “Mâbeyn-i Humâyun Müşîri” yani “saray maraşalı” yapıldı, dört oğlundan ikisi padişahın iki kızı ile evlendirildi ve Paşa 1900 senesinin 5 Nisan’ındaki vefatına kadar Yıldız Sarayı’nda, hükümdarın gözünün önünde
yaşadı.

TORUNLARI GÜLÜYOR
Sultan Abdülhamid’in Paşa’ya unvanlar vermesinin yanısıra kendisine dünür yapmasının ama sarayda yanıbaşında yaşamak zorunda bırakmasının sebebinin, zamanının en büyük millî kahramanı olan bu saygın askerin muhalifler tarafından kandırılması endişesi taşıması olduğu söyleniyordu. İşte, birilerinin “Gazi Osman Paşa da bizdendir” iddiasında bulundukları bu büyük asker son senelerini böyle bol unvanlar içerisinde ama sıkı bir tarassut altında geçirdi... Mason olması ve “biraderleri” ile biraraya gelmesi ihtimalini bir tarafa bırakın, Yıldız Sarayı’nın hemen ilerisinde, Beşiktaş’ta bulunan yalısına da ancak ayda-yılda bir ve padişahın izni ile gidebilmiş ve çocuklarının annesi olan eşi Zâtıgül Hanım’ı da hayatının son 20 senesinde sadece birkaç defa görebilmişti... Kaldı ki, Gazi Osman Paşaile Zâtıgül Hanım’ın bazıları Türkiye’de, bazıları da Avrupa’da yaşayan torun çocuklarından çoğunu yakından tanırım ve bir kısmı yakın dostumdurlar. Bu torunlar arasında tarih ile profesyonel derecede meşgul bulunanları da vardır ve büyük dedelerinin masonluğu iddialarının palavradan ibaret olduğunu söylerler...







BELGE VARSA YAYINLAYIN

Dolayısı ile tarihimizin Gazi Osman Paşa gibi diğer önemli isimlerinin “kendilerinden” olduğunu iddia eden zevât iddialarında samimi ve ciddî iseler ve şayet ellerinde varsa, bu kişilerin masonluk belgelerini, özellikle de “tekris evrakını” yayınlamak, aksi takdirde susmak ve böylesine önemli şahsiyetlerin masonluğu “ayıp” kabul edenler tarafından boş yere suçlanmalarına son vermek zorundadırlar. Ortaya atılan hayâlî güç ve geçmişte devlete hâkim olma iddialarına inanıp Paşa’nın masonluğu gibisinden safsataları manşetlerine taşıyanlara düşen vazife de, Plevne Kahramanı’nın hatırasından özür dilemektir!


GAZİ Osman Paşa’ya olan minnet borcumuzu ödeyebilmek için, milletçe çok iş yaptık... Adına marşlar bestelettik, ismini üniversitelere verdik, “millî kahramanımız” deyip okullarda Plevne’deki savunmasını günü gününe öğrettik ve bütün bunları yaparken, ailesini de sürgünlerde inim inim inlettik... Paşa’nın ailesinin kaderinde sadece sürgün değil büyük bir skandal da vardı ve İstanbul sarayında tarihin en büyük aşk skandallarından olan hadise, 1904’te yaşanmıştı. Gazi Osman Paşa’yı Plevne’nin ardından savaş esiri olarak götürüldüğü Rusya dönüşünde Yıldız Sarayı’na adetâ bir mahkûm gibi kapatan Sultan Abdülhamid tepkileri yatıştırmak için bir jest yaptı ve kızlarından ikisini, Gazi Osman Paşa’nın “paşa” unvânını verdiği iki oğlu ile evlendirdi. Naime Sultan’ı Kemâleddin Paşa’ya, Zekiye Sultan’ı da Nureddin Paşa’ya verdi...


SULTANA HALKTAN KOCA 

Kemaleddin Paşa ile Naime Sultan, Ortaköy’de “Çifte Saraylar” denen yalılardan birinde yaşıyorlardı ve hemen yanlarındaki yalı da bir başka sultana, Osmanlı tahtının Abdülhamid’den önceki hükümdarı Beşinci Murad’ın kızı Hadice Sultan’a aitti... Hadice Sultan’ın hayatı, dertler ve sıkıntılar içerisinde geçmişti. Babası Beşinci Murad 1876’da tahtından indirilince hanımları ve çocuklarıyla beraber Ortaköy’deki Çırağan Sarayı’na hapsedilmişti ve saraya kapatılanların arasında Hadice Sultan da vardı... Devrik hükümdar Çırağan’da çile doldururken seneler ve kızlarının evlilik çağı geçip giderken, Hadice Sultan amcası Abdülhamid’e “Yaşadığı zindandan kurtulabilmek için koca olarak bir haremağasına bile rıza göstereceği” haberini gönderdi. 31 yaşına gelmiş olan Hadice Sultan’ın ricası kabul edildi ama padişah kızlarının İstanbul’un seçkin ailelerine mensup delikanlılarla evlendirilmeleri teamülünün dışına çıkıldı ve Beşinci Murad’ın kızına sarayda çalışan, sıradan ve hiç de yakışıklı olmayan Ali Vâsıf Efendi adında bir koca bulundu. Evlendiler ve Abdülhamid tarafından kendilerine tahsis edilen Ortaköy’deki yalıya yerleştiler.


FELÂKET DOLU HAYATLAR 

Aradan beş sene geçti, Abdülhamid 1909’da tahtından indirildi, Gazi Osman Paşa’nın Bursa’da sürgünde olan oğlu Kemaleddin Paşa İstanbul’a döndü, yasak aşkı Hadice Sultan’a evlenme teklif etti ama reddedildi. Amcası Abdülhamid’in devrilmesiyle yalıdaki hapis hayatı nihayete eren Hadice Sultan, Rauf Hayreddin Bey adında bir diplomatla evlendi ve bir oğluyla bir kızı oldu. Derken, 1924’e gelindi ve o senenin 3 Mart’ında Osmanoğulları Türkiye sınırları dışına çıkartıldılar. Bu sürgün, Ortaköy’deki yalıların sâkinlerine ardarda felâketler getirecekti. Hadice Sultan’ın yeni kocası Rauf Hayreddin Bey gurbette yaşamayı göze alamadı, karısını boşadı ve Türkiye’de kaldı. Sultan sürgüne kızı Selma ve oğlu Hayri ile beraber çıktı, Lübnan’a yerleşti, oğlu orada intihar etti, kızı çok uzak bir diyâra, Hindistan’a gelin gitti ve Hadice Sultan 1938’in 13 Mart’ında Beyrut’ta tek başına, yokluk içerisinde can verdi... Aldatılan Naime Sultan bir ara Fransa’da yaşadı, geçim sıkıntısı çekmeye başlayınca Arnavutluk’a gitti ve Tiran’da 1944’teki komünist darbe sırasında ortadan kayboldu. Gazi Osman Paşa’nın diğer oğlu Nureddin Paşa da hanımı Zekiye Sultan ile beraber Fransa’ya yerleşti, son seneleri yokluk içerisinde geçti ve hayattan 1950’lerin başında ayrılmalarına kadar Pau şehrindeki bir Ermeni otelcinin yardımlarıyla yaşamaya çalıştılar. Vefatından tam 112 sene sonra başına bu hafta takke giydirilen ve mason olduğu iddia edilen Gazi Osman Paşa ile ailesinin gerçek ve hazîn öyküsü, işte böyle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız