Deniz feneri davası, alman istihbaratı ve dönerci cinayetleri

Türk medyası, Alman İstihbaratının başını yiyen "dönerci cinayetleri" konusunda sessiz... Sadece suskun olan Türk medyası değil. Deniz Feneri e.V operasyonu sırasında fırtınalar koparan CHP’lilerin ağzını da bıçak açmıyor.

Star Gazetesi yazarı Fehmi Koru Taha Kıvanç mahlasıyla yazdığı köşesinde, Almanya'da ayyuka çıkan 'Dönerci cinayetleri' konusundaki haberlere Türk medyasının kayıtsız kalışı ile ilgili Alman istihbaratına uzanan çok çarpıcı tespitlerde bulundu.

Ve bu haberlere Türk medyasının suskun kalışının arkasındaki gizli Deniz Feneri e. V. kuşkusunu yazdı.

Alman istihbarat örgütünün en tepesindeki isim olan Heinz Fromm'un görevini geçtiğimiz hafta sürpriz bir şekilde bırakışını irdeleyen Taha Kıvanç'a göre 7 Türk'ün katledilmesi olayıyla ilgili Türk medyasının suskun kalışının arkasında, birden çok çekince var.

Taha Kıvanç'ın tespitleri şöyle:

"TBMM İnsan Hakları Komisyonu, ‘Dönerci Cinayetleri’ ismi takılarak küçümsenen olayı incelemek üzere Almanya’ya gittiğinde, Başkan Ayhan Sefer Üstün bir gerçeği fark etmiş.“Olayın peşine Alman politikacılar da düşmüş” diye aktardı izlenimini. Onlardan biri kendisine şu soruyu yönetmiş: “Alman medyası olay aydınlansın diye çaba gösteriyor da neden Türk medyası suskun?"

Sahi neden suskun bizim medya?

“Muhabirler benden beyanat alıyor, ertesi gün gazetesine bakıyorum tek satır yok; neden sonra anlattıklarımın gazetenin Almanya baskısında bir paragraflık bir habere dönüştüğünü fark ediyorum.” Sefer Bey yedi Türk’ün canını alan, bütün Türk toplumunun tehlikede olduğunun sinyallerini veren ‘suçüstü’ durumuna medyamızın sessiz-sakin kalışını anlamayanlardan...

Ben ise anlıyorum: Bizim medya ‘Deniz Feneri’ davasına dokunabileceğini sezdiği için olayın üzerine gitmekten uzak duruyor... “Ya Deniz Feneri e. V. davası başından sonuna bir Alman istihbarat operasyonu ise?” kuşkusu yüzünden...

Yüzleri kızaracağı, yaptıkları tezvirat tersine döneceği için...

Alman istihbarat örgütünün (BfV) en tepesindeki isim olan Heinz Fromm yıllardır sürdürdüğü görevini geçen hafta bırakıverdi. Sebep, görünürde ‘Dönerci Cinayetleri’ diye ün salan olay... 2000 ilâ 2007 yılları arasında yedi Türk, bir Yunanlı ve bir de Alman kadın polis memurunu öldüren, çok sayıda bankayı soyan, çatpat patlatır gibi sağı-solu C-4 patlayıcıyla yangın yerine çeviren bir çete ‘Neo-Nazi’ grubuymuş ve grubun bütün faaliyetlerinde istihbarat örgütünün elemanları hazır bulunmuş...

Oysa Alman istihbaratı ‘Dönerci Cinayetleri’ ismini takarak küçümsenmesini istediği olayların‘Türk mafyası içi hesaplaşma’ olduğu iddiasını medya aracılığıyla yaygınlaştırmıştı...

Daha da acımasızca olayın üzerine gitmesinin sebebi Alman medyasının, bir tür aldatılmışlık hissi yaşamaları... Yalan yazmalarına sebep olarak okurlarına karşı kendilerini küçük düşürdüğü için BfV’ye kızıyor gazeteciler ve olayın üzerine daha fena gidiyor...

Fromm’un istifası olayın bir ‘istihbarat operasyonu’ olduğunun anlaşılmasından hayli zaman sonra gerçekleşti. Neden? Verilen gerekçe, üç kişiden oluşan Neo-Nazi çetenin ‘suçüstü’yapıldığı gün, Alman istihbarat örgütünde birilerinin çeteyle ilgili bazı ‘çok gizli’ belgeleri kıyım makinasından geçirerek yok ettiğinin ortaya çıkması...

İyi de, Fromm, “Benim haberim olmadan yapmışlar” diyerek kendisini belge yok etme işleminin dışında tutuyor; hiçbir sorumluluğu bulunmayan bir eylemden dolayı insan istifa eder mi? Hani‘suçüstü’ günü istifa etmiş olsa neyse...

Kusura bakmasın Heinz Bey, ama istifasının çok daha köklü sebepleri olması gerekiyor. Bir şeylerden, bazı gerçeklerin ortaya çıkmasından önce sahayı terk ediyor, bu besbelli... Kaçtığı ne tür ‘gerçekler’ olabilir?

‘Deniz Feneri e. V.’ işte burada devreye giriyor. Aslında Türkiye’de aynı ismi taşıyan hayır derneğinden esinlenerek Almanya’da kurulan ‘e.V.’ son-ekli oluşum, daha kurulduğu ilk günden başlayarak Alman istihbarat örgütünün ilgi alanına girmiş... İçine bir ajanlarını sokmuş veya içerideki birini ‘ajan’ haline dönüştürmüşler... Amaçları, dernek üzerinden gerektiğinde siyasi bir sonuç çıkartabilmek...

Evet, siyasi bir sonuç...

Mahkeme sırasında hiçbir somut olaya veya belgeye dayanmadan, “Paralar Türkiye’ye kaçırıldı, bir bölümü Başbakanlık’ta Tayyip Erdoğan’a teslim edildi” gibi bir cümle dolaşıma sokuluverdi. Ankara derhal ve yüksek perdeden tepki vermeseydi zihinlerde kalması için daha fazla vurgu yapacaklardı...

Tıpkı 1996 yılında, Refahyol Hükümeti’nin başına 28 Şubat çorabı örülmekteyken, aynı mahkemenin, “Türk hükümetinin 2 numaralı koltuğunda bir uyuşturucu kaçakçısı oturuyor”iftirasını dolaşıma sokması gibi...

Her iki girişim de Alman istihbaratının Köln Mahkemesi marifetiyle gerçekleştirdiği birer operasyondu. Heinz Fromm bu iki olay sırasında da istihbarat örgütünün başındaki isimdi.

Çember daralıyor diye Heinz Bey istifa etmişse hiç şaşırmam...

Taha Kıvanç’ın tespitleri böyle.

Bu tespitlerin yanında Almanya'daki cinayetlerle ilgili gözlerden kaçan bir başka noktayı da ben sizlere hatırlatayım.

Bu cinayetlerle ilgili sadece Türk medyası değil. Türkiye'de suskun olan bir kesim daha var.

Ana muhalefet partisi CHP.

Hiçbir açıklama yapmadılar. Almanya da elleri kolları uzun olmasına rağmen ne orada bulunan yetkilileri ne de Türkiye'den herhangi bir yetkilisi hiç ilgilenmedi. En ufak meselelerde bile fırtına koparan CHP’lilerin ağzını bıçak açmadı.

Ama aynı CHP, 2007 yılında yine Almanya’da, Deniz Feneri e.V. operasyonu ve sonrasında kurgulanan senaryonun baş aktörüydü. Taha Kıvanç’ın da dediği gibi "Deniz Feneri e.V operasyonu istihbarat oyunuyla Türkiye’de siyasi bir sonuç çıkartmak için kurgulanmış" CHP’de buna çanak tutmuştu.

Nasıl mı?

Başta şimdiki CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere bir çok parti yetkilisi Almanya’ya üs kurdu. Deniz Feneri e. V davalarını izlediler, savcılarla görüştüler, istihbaratla görüştüler. Her seferinde de Türkiye’ye sözüm ona önemli dosyalarla döndüler. Her fırsatta basın toplantısı yaptılar, kampanyalarını bunun üzerine kurdular. AK Parti ile bu dava arasında ısrarla bir bağ kurmak istediler.

Yetmedi, önce Deniz Baykal ardından Kemal Kılıçdaroğlu, oluşturdukları sahte kırmızı dosyalarla meydan meydan dolaşıp dosya salladılar, iftira attılar, onlarca masum insanı hedef gösterdiler. Mahkeme sırasında bile hiçbir somut olaya ve belgeye dayanmadan "bağışçılardan toplanan paralar Türkiye’ye kaçırıldı, bir kısmı Başbakanlık'ta Tayyip Erdoğan'a teslim edildi" gibi yalan ve iftiralar attılar. Ancak bunların tamamı asılsız çıktı. Türkiye Deniz Feneri Derneği ile ilgili de olur olmaz iddialar, suçlamalar gündeme getirerek asılsız bir karalama kampanyası yaptılar. Deniz Feneri Derneği ile ilgili tüm iddialarda mahkeme süreci sonrası asılsız çıktı ve dernek dava ile hiçbir alakası olmadığı gerekçesi ile aklandı ve temize çıktı. CHP yönetimi bu kadar iftiraya rağmen bir tek özür bile dilemedi.

CHP bunları yaparken en büyük desteği Türkiye'deki belli medya gruplarından aldı. İşte aynı medya grupları şimdi Alman İstihbaratının başını yiyen "dönerci cinayetleri" konusunda sessiz kalanlar.

Aynen CHP gibi.

Peki, korkuları ve endişeleri ne?

Bakın size söyleyeyim;

Bizim medya, Alman istihbaratının apaçık içinde olduğu kesinleşen "dönerci cinayetleri" olayının "Deniz Feneri e.V davasına dokunabileceği"ni sezdiği için olayın üzerine gitmekten uzak duruyor.

Ya Deniz Feneri e.V davası başından sonuna bir alman istihbaratı operasyonu ise? CHP’nin ve Türk medyasının suskunluğu bu kuşku yüzünden mi acaba?

"Yüzleri kızaracağı, yaptıkları tezvirat tersine döneceği için, bugün Türk medyası ilgisiz ve suskun" diyor Taha Kıvanç. CHP’nin suskunluğu da aynı sebepten olabilir mi?

Ama CHP’nin hakkını yemeyelim. Almanya’daki cinayetlerle ilgili bir tek kez konuştular. TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi CHP’li bir milletvekili "Bak Almanya Başbakanı Merkel cinayetlerle ilgili Türklerden özür diledi, Başbakan Erdoğan’da madımak yangını için özür dilesin" dedi. Bunu da hatırlatmadan geçemedim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız