Suriyeyi hangi savaşla vurmalı

Emrivakinin kaynağı nerededir? Birileri Türkiye’yi Ortadoğu ateşine mi atmak istiyor? Ya da bu arada, Suriye manipülasyonuyla, Ortadoğu dönüşümünde Türkiye devre dışı mı bırakılmak isteniyor?

Devletlerarası ilişkilerde, hele de komşular arasında meydana gelen krizlerde casusun belli olup olmadığı ya da kim/ne olduğu konusunda rivayetler genellikle muhtelif olur. Oldubitti (fait accompli) ile bir ülkenin içinden çıkılması zor bir krize çekilmesi mümkündür, bunun geçmişte örnekleri görülmüştür. Burada asıl sorulması gereken, bu durumdan kimin/kimlerin yarar sağlayacağı ve kimin zarar göreceğidir.

Oldubitti, bir tür emrivaki marifetiyle, muhatabın (mevcut koşullarda rasyonel ve gerekli görülen, ama gerçekte onun için zararlı sonuçlar doğurabilecek) bir davranışa mecbur bırakılması demektir. Bazen öyle olur ki, mevcut tahrik karşısında sizin başka bir davranış seçeneğiniz kalmaz. Sizin kendinize özgü ilkeli ve kararlı tutumunuz öyle davranmayı gerektirebilir.

Bunu somut bir örnekle açıklamakta yarar görüyorum. Hatta ders çıkartılacak düzeyde bir yarar. Şöyle:

Yıl 2008. Henüz Balyoz darbe planı ve Balyoz davası gündemde değil. Bir doktora tezinin savunulacağı toplantıda tez danışmanı olan bir doçent, daha herhangi bir görüş açıklanmadan önce, saygısızca ve edep dışı bir davranışla, jüri üyesi bir profesöre dönerek, “bu teze hayır demek cesaret ister…” gibi çirkin sözlerle hakarette bulunur. Profesör, aslında, bazı eleştirileri dile getirip bunların düzeltilmesi şartıyla tezin kabul edilmesi yönünde bir görüşe sahip olduğu halde, sonuçta “hayır” demek zorunda kalır.

Bunun üzerine, tez danışmanı doçent, doktora öğrencisine hitaben, “siz de gereğini yapın artık” der. Olumsuz görüş belirten jüri üyesi profesör de tutanağa “muhalif üye” olarak kaydedilir. Hadisenin en ibret verici yanı şudur: Doktora öğrencisi bir kurmay albaydır. Daha sonra Balyoz davası kapsamında yargılananlar arasındadır. O doçent ise, akademik etik ve insanî edep-ahlâktan yoksun girişimiyle, muhtemelen, adının “muhalif üye” olarak kayda geçilmesini sağladığı profesörü mevcut konjonktürde birilerine hedef göstermeye çalışmıştır.

Yaşanılan, bir fait accompli yani bir oldubitti sonucunda bir kişinin zor duruma sokulmasıdır. Ama netice, sinsi tez danışmanının düşündüğü gibi olmamıştır. Tehdide boyun eğmeyen jüri üyesi, karşı tarafın planladığı tuzağa da düşürülememiştir. Böyle bir şey için zaten herhangi bir sebep yoktur. Balyoz darbe planının deşifre edilmesiyle de, belki o kişinin bir vehim sonucunda yarattığı tehlike/ihtimal ortadan kalkmıştır. (Tabii ki, sözü edilen albay itham edildiği suçtan yargılansa bile hüküm giymediği müddetçe suçsuz sayılır, bunu da belirtelim.)

Şimdi konunun güncel ve farklı düzeydeki tarafına bakalım. Türkiye’nin bir silahsız keşif uçağının Suriye tarafından düşürülmesiyle gündeme gelen krizi de yukarıda değindiğimiz oldubitti (fait accompli) bağlamında değerlendirebiliriz.

Türkiye-Suriye ilişkilerinde etki unsurları

Burada dikkate alınması gereken ilk husus, krizin uluslararası bir boyutunun olduğudur. Bu olgu, iki komşu ülke olan Türkiye ve Suriye’yi aşan ekti unsurlarının varlığına işaret eder. Bölgede İran ve Rusya, küresel siyasetteki rolleriyle ABD ve Çin, küresel aktör olma yolundaki hedefiyle Avrupa Birliği de bir biçimde sorunun çözümünde kendi çıkarlarının gözetilmesini ister. Çünkü bunların Suriye’deki gelişmeler ve Türkiye’nin bölgedeki siyaseti hakkında kendi değerlendirmeleri ve yönlendirmeleri vardır.

Eğer bu sözünü ettiğimiz etki unsurları olmasaydı, Suriye’deki kriz bu boyutlara gelmeyebilirdi. Türkiye ile Suriye arasında ilişkilerin durup dururken bir savaş noktasına dayanmasının makul bir izahı yoktur taraflar açısından. Komşu ülkeler arasında hava sahası ihlâlleri, hemen hemen her gün yaşanan olağan şeylerdir. Bunlar daha önceden tanımlanmış rutin teknik uyarı yöntemleriyle düzeltilir.

Ama gel gör ki, dile getirdiğimiz etki unsurlarının varlığı, bir fait accompli ile iki komşu ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Uluslararası hukuk açısından Türkiye, böyle bir durumda Suriye’ye misillemede bulunma hakkına sahiptir. Türkiye’yi buna tahrik ve teşvik eden çevreler de az değildir.

Böyle bir misilleme ve uyarı eyleminin gerekliliği savunulabilir. Türkiye bir bölgesel güç olarak elbette uçağının kasıtlı olarak düşürülmesi karşısında eylemsiz kalmamalıdır. Sadece sessiz kalmamak yeterli olmaz, eylem de gerekir. Yalnız, bu ifa edilirken meselenin bir de oldubitti ya da emrivaki yanının olduğu unutulmamalıdır.

Emrivakinin kaynağı nerededir? Birileri Türkiye’yi Ortadoğu ateşine mi atmak istiyor? Ya da bu arada, Suriye manipülasyonuyla, Ortadoğu dönüşümünde Türkiye devre dışı mı bırakılmak isteniyor? Türkiye’den Suriye’ye yönelik tepkisel bir askerî müdahale acaba söz konusu emrivaki planlayıcılarının mı işine gelir yoksa Türkiye’nin itibarına mı hizmet eder? Alınacak karar, bunlar iyi araştırıldıktan sonra, hem Türkiye hem de bölge ülkeleri için etkin fayda sağlayacak nitelikte olmalıdır.

Suriye’ye verilecek yanıt, aynı zamanda sözü edilen emrivakinin oyununa gelinmediğini de gösterecek tarzda çok boyutlu ve kalıcı etki yaratmalıdır. Burada sadece Türkiye’nin anlık itibarı değil, kökü geçmişte olan ve ilelebet tüm bölgede sürüp gitmesi beklenen düzen koyucu tecrübesi de düşünülmeli ve bunun yaşatılmasına uygun bir müdahale yöntemi tercih edilmelidir.

Suriye’nin hâlen içinde bulunduğu siyasî ve toplumsal koşullar bu ülkeyi ileride daha fazla dış müdahaleye açık duruma getirecektir. Türkiye’nin hem kendi vatandaşlarının ve nesnel varlığının (uçak dâhil) akıbetini güvenceye alacak hem de Suriye’deki irrasyonel zulüm rejimini sarsacak, ama bunu yaparken halka zarar vermeyecek bir misilleme ve müdahale biçimini tercih etmesi, kendi tarihsel ve kültürel tecrübesine yaraşır bir siyaset tarzı olur.

Bu, alternatif bir savaş olur Esat rejimine karşı. Herhangi bir fevrî vuruş belki o andaki bazı beklentileri karşılar, ama onun fait accompli heveslilerinin işini kolaylaştırıp Suriye’deki zulüm rejimine hak etmediği bir destek için zemin hazırlaması da mümkün.

Eğer Türkiye’yi Suriye’nin mevcut siyasî rejimiyle düşman konumuna getiren sebep, oradaki halka karşı yürütülen katliam ve insan hakkı ihlâlleri sonucunda Türkiye’ye sığınan insanlara barınma ve kendilerini koruma olanağı sağlanmış olması ise, Türkiye bu düşmanlıkla savaşmak zorundadır.

Peki, hangi savaşla vurmalıdır Suriye rejimini?

Normal savaşlardan ayırt edilmesi gereken budur. Gerektiğinde askerî hedefler de vurulabilir. Ama en etkilisi, kural tanımayan Baas rejimine karşı kendi içinde tutarlı bir toplumsal ve siyasî muhalefetin oluşmasıdır. Türkiye’nin meşru zeminlerde buna yardımcı olması gayet normaldir. Suriye’deki delifişek rejim ancak böyle bir karşıolumlu gelişme sonucunda devre dışı kalabilir.

Burada akla gelen sadece silah yardımı olmamalıdır, Türkiye’nin Suriye muhalefetine siyasî kültür anlamında stratejik desteği de söz konusu olabilir. Suriye’deki zulüm rejimini böyle bir savaşla yıkmak daha büyük itibar kazandırır. En azından buna niyet etmek.

Prof. Dr. İbrahim S. Canbolat
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız