Haricilik

Haricilik
Hz. Ali döneminde ortaya çıkan siyasi ve itikadi bir harekettir. Mezhebe “harici” adının verilmesi konusunda çok çeşitli yorumlar yapılır. Mezhepler tarihçilerince en çok kabul gören yoruma göre, mezhep üyeleri, ümmetin başındaki hak imam olan Hz. Ali'ye karşı çıkarak itaattan ayrıldıkları için Havaric (Hariciler, huruc edenler, çıkanlar) olarak anılmış, mezheblerine de Haricilik adı verilmiştir.

Hariciler, Hz. Ali ile Şam valisi Muaviye arasında yapılan Sıffin savaşında ortaya çıktılar. Üçüncü Halife Osman asiler tarafından öldürülünce halk Ali'ye biat ederek onu halife seçti. Osman taraftarlarının bir kısmı onun katilini bulana kadar Ali'yi halife olarak kabul etmeyeceklerini söylediler ve Müslüman toplumu ilk kez iç savaşa sürüklendi. Hz. Ali ve Muaviye taraftarları arasında meydana gelen Sıffin Savaşında, Muaviye taraftarları yenileceklerini anlayınca mızraklarının ucuna Kuran sayfaları taktılar, ve "Aramızda Kuran hakem olsun" dediler. Bunun üzerine çatışmalar durdu ve sorunun çözümü için tarafların birer hakem atamalarına karar verildi.

Hakem olayı Hz. Ali'nin azli ve Muaviye'nin yerinde kalması ile sonuçlandıktan sonra, Ali'nin ordusundan onu hakeme gitmeye zorlayan grup, tam aksi bir tutumla Ali'nin hakeme gittiği için büyük bir günah ve suç işlediğini öne sürdüler. Onlara göre Allah'tan başka kimsenin herhangi bir konuda hüküm verme yetkisi yoktur. Böyle bir yetkiyi kabul edenler kafir olurlar. Sorunu hakemler aracılığı ile çözmeyi kabul ettiği için Hz. Ali de kafir olmuştur. Bu nedenle de Ali'nin tövbe etmesini talep ettiler. Kafir olduğuna inandıkları Hz. Ali'den ayrılmanın farz olduğu düşüncesiyle Hariciler, gizlice ordudan ayrılarak Harûra'da toplandılar. Bu çıkış hareketi ile İslam tarihindeki ilk siyasi parçalanma gerçekleşti. Harûra'dan sonra Nehrevan'da üslenen bu grup, İslam tarihinin en katı grubunu oluşturdu.

Hz. Ali'den ayrılarak önce Harûra'da, daha sonra Nehrevan'da toplanan ve Abdullah b. Vehb er-Rasibi el-Ezdi'yi kendilerine halife seçen Hariciler, kısa zamanda tam bir terör havası estirmeye başladılar. Görüşlerine katılmayan, önderlerini halife olarak tanımayan, Ali ve Osman'ı kafir ilan edip lanetlemeyen her müslümanı kafir sayıyor, acımasızca öldürüyorlardı.

Başlangıçta sayıları on iki bin kadardı. Hz. Ali'nin çeşitli girişimleri sonucunda büyük bir bölümü isyandan vazgeçerek Ali saflarına katılmış, geride yalnız dört bin kişi kalmıştı. Bunların bütün uyarılara rağmen eylemlerini sürdürmeleri, Hz. Ali'nin ordusuyla üzerlerine gelmesine neden oldu. Nehrevan'da, Hz. Ali'nin ordusuyla Hariciler arasında yapılan savaş, güçler arasındaki dengesizlik nedeniyle Hariciler için tam bir felaketle sonuçlandı.

Nehrevan bozgunundan sonra haricileri yönlendiren en önemli duygu, intikam duygusu olmuş tur. Hz. Ali bir Harici tarafından şehid edilmiştir. Ayrıca hariciler, Emeviler ve Abbasiler döneminde de sayısız isyan başlatmışlardır.

İlk Haricilerden sonra Haricilik çok sayıda kola ayrıldı. Bunlar içinde en önemlileri, kendilerinden de birçok kollar ayrılan Ezanka, Necadat, Sufriyye, Acaride, İbadiyye ve Şebibiye'dir. İbadiye, Abdullah b. İbad tarafından kurulan Haricilik koludur. Günümüze kadar varlığını sürdüren tek Haricilik kolu budur. Körfez ülkelerinden Umman sultanlığı ve Zengibar'da resmi mezheb durumundadır.

Tarihçiler, Haricilerin ortaya çıkışını ünlü hakem olayına bağlamakla birlikte başka nedenlerin etkisinden de söz etmektedirler. Bunların en önemlisi bu kişilerin siyasi çalkantılardan ve toplumsal dengesizlikten rahatsız olmaları ve İslam'ın ilk yıllarındaki ideal toplumun özlemini duymalarıdır.

Haricilerin büyük çoğunluğunu bedevi çöl Arapları oluşturuyordu. Yaşama şartları ve biçimleri, çoğu yoksul olan bu insanları sertliğe, şiddete ve kabalığa sürüklemişti. İslam'a samimiyetle inanmışlardı ancak ufukları dar, düşünceleri yüzeyseldi. Onlar için hareket her zaman bilgiden önce geliyordu. Bu nedenle inançlarındaki samimiyet onları bağnazlığa, katılığa, hoşgörüsüzlüğe götürmüştü.

Hariciler Maide 47’deki "Allah'ın vahyettiği ile hükmetmeyenler kafirdirler" ifadesini “Allah'tan başka kimse hükmedici değildir” şeklinde algılıyorlardı. Allah’ın emrine uymayan yöneticilere isyan etmek her bir müslümana farzdı. Akidelerini de masum insanları kılıçtan geçirerek tatbik ediyorlardı.

Genelde Kur'an ve sünnete dayandıklarından ehl-i sünnet'e uygun görüşleri vardır. Ancak sünnetle ters düştükleri meseleler de vardır. Allah’ın sadece dünyada değil ahirette de görülemeyeceğine inanmaları, kendileri gibi inanmayan diğer müslümanları küfürle itham etmeleri, Peygamberin şefaat edeceğini reddetmeleri, büyük günah işleyenlerin dinden çıkacağı gibi görüşleri, ve yüzeysel Kur’an okumalarıyla sünnetten ayrılırlar.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız