Çanakkalede Savaşan 15 lik ler

Katır pisliğindeki arpaları yemek

Hasan Onbaşı İstiklal Madalyası sahibi Anadolu evlatlarındandı. Bir gün köydeki toprak evin sahanlığında otururken anlatmıştı torunlarına bu hikayeyi:


Çanakkale’nin ruhu

Seferberlik bakiyesi bir dedenin torunu olan ben…

Ve kurt dedesi Çanakkale’de kalmış olan ben…

18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde bir şeyler söylemeden edemem!

Zira, çocukluğum dedem Hasan Onbaşı’nın savaş anılarını dinlemekle geçti.

Ki o Hasan Onbaşı İstiklal Madalyası sahibi Anadolu evlatlarındandı.

Bir gün köydeki toprak evin sahanlığında otururken anlatmıştı rahmetli dedem hikayeyi:

“Seferberlik yıllarıydı…

Babam Hüseyin gitti önce köyden, akranlarıyla birlikte…

Sonra beni aldılar askere…

Balkan Harbi’nde perişan olmuştuk. Hemen arkasından Çanakkale’ye saldırdı gavur.

Babam Hüseyin Çanakkale’de kaldı! (şehit oldu)

Topçuydum ben…

Çanakkale savaşından hemen sonra Çanakkale’den Erzurum’a yürüyerek gittim. Top arabalarının katırlarının pisliklerinden topladığımız arpaları yiyerek hayatta kaldım…”

Hikaye böylece devam edip gidiyor…

Günü gelince yeri gelince sizlerle paylaşmak isterim geri kalanlarını da!

Lakin gün Çanakkale Savaşları’nın yıl dönümü olunca Çanakkale ile ilgili bölümüyle yetineyim.

Dedem Hasan Onbaşı’nın savaş anılarından nedense en çok dikkatimi çeken “Katırların pisliklerinden topladığımız arpaları yerdik” diye anlattığı bölüm.

Yokluğun dibini bulmanın cümlesi, “Katır pisliğindeki arpayı yemek” ondandır belki.

Katır pisliğindeki arpaları yiyerek hayatta kalan ve yedi düvele karşı savaşan dedelerimizin sayesinde bugün bu topraklarda yaşamaya devam ediyoruz.

Çanakkale ruhu dendiğinde, hem bir direniş bilinci aklımıza gelir…

Hem, memleketin her bir köyünden, her bir şehrinden, her bir bölgesinden ilan edilen seferberlik çağrısına kulak veren vatan evlatları…

Hem, tıpkı baba oğul Çanakkale’ye koşan kurt dedem ve dedem gibi binlerce ecdadımızın “hesapsız” hali..!

Diyarbakır’daki bir afiş dün gazete sayfalarından yer buldu. Valiliğin afişinde, Türkçe “Kucaklaşmamız bayramları olacak’ ve aynı anlama gelen Kürtçe, ‘Hembez kirina me, We bibe cejna wan’ ifadeleri yer aldı.

Şimdi, Diyarbakır’dan kalkıp Çanakkale’ye koşan dedelerimize de…

Musul’dan kalkıp koşan dedelerimize de…

Halep’ten kalkıp koşan dedelerimize de…

Trabzon’dan, Kayseri’den, Çankırı’dan, Kastamonu’dan, Bakü’den ve hasıl o dönem memleketin her bir yerinden Çanakkale’ye koşa dedelerimize rahmet diliyorum.

Bugün o dedelerinin ruhuna sahip olanların tümüne selam duruyorum!

Bizim ruhumuz Çanakkale’dir.

Harcımız İstiklal Marşı’dır.

Kalın sağlıcakla.

Adem ve Hamit’i beklerken

Adem Özköse’yi ilk kez Bosna’da Srebrenitsa’da Sırp katliamında hayatını kaybetmişler için düzenlenen anma töreninde tanımıştım. Sonra dostluğumuz gelişti. Her gittiği haberden döndüğünde sağ olsun gelir Ülke tv ekranlarında paylaşırdı gördüklerini duyduklarını.

En son “Çoluk çocuk Şam’dayız ağabey” dediğinde Fatih’te bir cafede konuşmuştuk. Ondan sonra kendisiyle görüşme şansım olmadı.

Hamit’i ise Yahya Coşkun’un Salı gecesi telefonla beni arayıp heyecan dolu ses tonuyla “Ağabey, Adem Özköse ve kardeşim Hamit Suriye’de kayboldu” dediğinde gıyaben tanıdım.

Şimdi bu iki genç gazetecinin burnu bile kanamadan memlekete gelmesini bekliyoruz. Bize düşen kamuoyu duyarlılığını zinde tutmak. Yetkililere düşen diplomatik tüm kanalları zorlamak. Suriye’ye düşen iki evladımızı sağ salim Türkiye’ye ulaştırmak.

Adem ve Hamit’i bekliyoruz.

Dua ediyoruz!

***

Hasan Öztürk / Haber 7
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız