70 milyar dolar soyuldu

70 milyar dolar soyuldu

28 Şubat post modern darbesi ile Türkiye'nin içerisine sokulduğu ekonomik kriz, siyasi kaos ve toplumsal sosyopolitik bunalım sürecini iyice irdelemeliyiz. 28 Şubat, ülkenin 70 milyar dolarının soyulduğu bir süreçtir.
Türkiye'nin en büyük banka içi boşaltmaları 28 Şubat sürecinde (1997-2002 yılları arası) gerçekleşmiş.
İçi boşaltılan bankaların borçları Hazine'den ödenmiştir. 28 Şubat 1997'de uydurma bahanelerle irticai hareketler organize edilerek, 'cambaza bak misali' kamuoyunun dikkati farklı yerlere çekilmiş, halkın cebinden, devletin kasasından paraları çalınmıştır.
Halkın iradesi hiçe sayılarak hükümet istifaya zorlanmış, devletin hazinesi boşaltılırken, 22 bankanın iflasına yol açılmıştır.
TMSF eski Başkanı Ahmet Ertürk, o dönemki tabloyu şöyle özetlemişti: Politikacı-bankacı, politikacı-işadamı gibi kurulan karanlık ilişkiler sistemin çökmesine ve arkasında milyonlarca dolarlık enkaz bırakmasına sebep oldu."

YETİMİN HAKKI
Halkımızın milyar dolarlarının yabancı fonlarda ve ülkelerdeki bankalarda olduğu tahmin ediliyor.
70 Milyar doların büyük kısmı halen tahsil edilemedi. Bazı örnekler de çok rahatsız edici.Örneğin, Paris'te zevki sefa içinde yaşayan Cem Uzan'ı gördükçe, yetim hakkı yiyenlerin hesabının bu dünyada sorulamazsa, mahşerde muhakkak sorulacağını düşünüyorum.
28 Şubat sürecine nasıl girildi ve sonucu ne oldu? Önce kısaca bir geçmişi hatırlayalım.
Erbakan Başbakanlığında kurulan hükümete karşı başlatılan 28 Şubat 1997 süreci açıkça gösterdi ki Türkiye'deki asıl siyasi iktidar mücadelesi ekonominin dizginlerini ele alma teşebbüsüdür.
Bu sürece öncülük eden, destek veren, katkı yapan Büyük sermaye-Küresel sermaye (TUSİAD),onun etkilediği bazı Medya patronları, sivil toplum kuruluşlarını dikkatle irdelemeliyiz.
Bu güçlerin, askeri ve sivil bürokrasiyi etki altına alması kolaydı.
Sonuçta adına "yeşil'' denilerek hedef alınan Anadolu sermayesi olmuş, sermayenin el değiştirmesi, ordu vesayetinde sağlanmaya çalışılmıştır.
Batan bankaların birçoğunun yönetim kurullarında görev yapan emekli paşalar gerekli mesajı verirken, anlaşılamayan dokunulmazlık zırhı ile Bankacı komutanlar davalardan muaf tutulmuşlardır.
Sümerbank'ı 1995 yılında özelleştirme ihalesi ile satın alan Hayyam Garipoğlu, 1999'a kadar çeşitli işlere daldı. İsmi, Malki cinayeti ve Türkbank skandalına karıştı.1999 yılında, içi boşaltılan Sümerbank'a el konmak zorunda kalınırken, devletin sırtına 450 milyon dolar zarar bırakıldı. Garipoğlu'nun Bankasında, 1990-93 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan muhittin Fisunoğlu Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapıyordu.
Cavit Çağlar, 1992 yılında milletvekili ve bakan olmuş, İnterbank ve Etibank'ı satın almıştı. Meşhur MİT müsteşarı ve jandarma komutanı Teoman Koman, İnterbank yönetim kurulu üyesiydi.
Dinç Bilgin'in Etibank'ında, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Vural Beyazıt yönetim kurulu üyesi olarak bulunmuştu.

TÜRKBANK...
Mesut Yılmaz'ın Başbakan olduğu,28 Şubat darbe sürecinde Türkbank'a (1997-2000 yılları arasında) 1 milyar dolara yakın kaynak artırımı yapıldığı anlaşıldı. Bu banka, Mesut Yılmaz, Güneş Taner, Kamuran Çörtük, Alaaatin Çakıcı, Korkmaz Yiğit'in isimlerinin içinde yer aldığı ilginç bir çarka da konu oldu.
Murat Demirel'e ait olan Egebank'ın önü,28 Şubat sürecinde iyice açıldı.
Egebank'a, içi boşaltıldığı gerekçesiyle 22 Aralık 1999'da el konuldu. Bankaya el konmadan bir gece önce Egebank'ta bir toplantı yapıldığı, toplantının ardından bankadan koliler çıkarıldığı güvenlik kameralarına yansıdı.
Peki, kim haber vermişti acaba?
İşadamı Kamuran Çörtük, 1997 yılında sonunda Bayındırbank'ı satın aldı. Temmuz 2001'de TMSF' YE devredilirken, Çörtük'e, Bankayı 115 milyon dolar zarara uğratmaktan dava açıldı. İmar Bankası,1994 yılında Uzan'lara geçti. Temmuz 2003 tarihinde TMSF tarafından el kondu.
28 Şubat sürecinde(1997-2002 yılları arası)içinin boşaltıldığı anlaşıldı.
Bankanın batışının ülke ekonomisine 9 Milyar dolar zarar oluşturduğu hesaplandı.
Etibank sahibi, eski medya patronu Dinç Bilgin, 28 Şubat sürecinde nasıl batırıldığını şöyle anlatıyor? "Mesut Yılmaz iki medya grubu arasında bir tercih yaparak Hürriyet'i seçmişti. Biz de mecburen Çiller'i desteklemek zorunda kaldık. Türkiye hızla bozulma sürecine girdi.
Gazetecilerle devlet adamlarının ilişkileri olmaması gereken bir düzeye ulaştı. Ayıp şeyler oldu. İşadamları devletten ihaleler almaya başladılar. Öyle bir Türkiye ki mesela elektrik dağıtımı özelleştirilecek, bu medya grupları arasında paylaşıldı.
GSM ihaleleri, santral ihaleleri hep bu şekilde paylaştırıldı. Medya medyalıktan çıktı''Dinç Bilgin, bu sözleri ile Doğan grubunu işaret ediyordu.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Videolarımız